Şirnex’te ağaç katliamı sistematik savaşın parçası
Toplum/Yaşam Haberleri —

Şirnex ağaç katliamı
- Türk devletinin Şirnex’teki ağaç katliamına ilişkin konuşan Şirnex Ekoloji Platformu Eşsözcüsü Eylem Cin: “Eko kırıma karşı durmak özgürlüğümüze sahip çıkmaktır. Doğayı savunmak halkın yaşam damarlarını savunmaktır” dedi.
Türk devleti ve korucularının Şirnex kentindeki doğa katliamı her geçen gün yeni bir boyut kazanıyor. Jinnews’e konuşan Şirnex Ekoloji Platformu Eşsözcüsü Eylem Cin, 2018’den bu yana yüzlerce ton yaş ağacın kesildiğini belirterek, “Bu durum sistematik bir özel savaş pratiği haline gelmiş durumda” dedi.
‘Güvenlik’ gerekçesiyle sistematik olarak gerçekleştirilen ağaç katliamı sonrası, kentin ve bölgenin ekolojik dengesinde de ciddi tahribatlar yaratıyor.
Öte yandan Cudi, Gabar ve Besta bölgelerinde yoğunlaşan ağaç kesimleriyle birlikte mera alanları daralırken, bölge sakinlerinin hem geçim kaynakları hem de yaşam alanları tehdit altında.
Şırnak'taki ekolojik tahribata ilişkin Şirnex Ekoloji Platformu Eşsözcüsü Eylem Cin, Şirnex’in adının neredeyse ağaç kesimleri ile anıldığını belirterek, doğa tahribatının derinleşerek sürdüğünü söyledi. Eylem Cin, “Cudi, Gabar, Besta ve Hezex ilçelerinde özellikle yıllardır süren orman kesimleri artık münferit değil, sistematik bir özel savaş pratiği haline gelmiş durumda. Bu kıyımların iktidar eliyle ve korucular eşliğinde yapıldığını hepimiz biliyoruz” dedi.
Yüzlerce ton ağaç kesildi
Şirnex’te 2018’den bu yana yüzlerce ton yaş ağacın kesildiğinin altını çizen Eylem Cin, “Kürdistan’da özellikle iktidar eliyle kesilen ağaçların yerine kalekollar inşa ediliyor. Aynı zihniyet batıda ormanları yakıp yerine oteller inşa ediyor. İktidarın hem topluma hem doğaya karşı birlikte bir savaş politikası yürüttüğünü görüyoruz. Batıda ormanların yakılıp turizm projelerine kurban edilmesi ve Kürdistan’da ağaç kesimlerinin sermayedarlara peşkeş çekilmesi aynı zihniyetin ürünüdür" dedi.
Su kaynakları kirletildi
Kürdistan’ı askeri alana çevirmek isteyen Türk devletinin, Güney Kürdistan’ın Zap ve Metina bölgelerinde askeri karargahlar kurmak için ciddi ağaç kesimleri yaptığına dikkat çeken eylem Cin devamla şunları belirtti: “Bunun yanı sıra Şirnex’te hayati bir başka mesele olan maden ve petrol sahalarının açılması, su kaynaklarının kirletilmesi de söz konusu. Özellikle Akçay ve Kızılsu noktalarında ciddi bir tahribat olduğunu görebiliyoruz. Arama çalışmalarında kullanılan ağır metaller ve kimyasallar suya karışıyor. Bu durum hem canlıların hem insanların yaşamını ciddi şekilde tehdit ediyor ve sağlık sorunlarına yol açıyor. Yer altı sularına karışan bu maddelerin tüm canlı yaşamını tehdit ettiğini biliyoruz. Bugün Silopi Nerduş Nehri artık bir nehir değil, adeta bir maden ve petrol akarsuyuna dönüşmüş durumda. Uzun yıllardır Şirnex’te bu politikaların devam etmesi ve petrol sondaj kuyularının açılmasıyla bu örneklere sıkça rastladık. Henüz tam anlamıyla petrol çıkarma aşamasında olmasalar da suya karışan maddeler insan yaşamını ciddi biçimde tehdit ediyor. Halk hastanelere başvurduğunda sağlık ekipleri ‘suyu içmeyin’ diyor. Ancak asıl mesele şu; bu sudan neden numune alınmıyor ve bu sular nasıl kirleniyor” diye sordu.
3 başlıkta doğa tahribatı
Bu tahribatların ekosistem üzerindeki etkilerini 3 başlıkta anlatan Eylem Cin, “Madencilik faaliyetleri, güvenlik gerekçesiyle kesilen ağaçlar ve orman kıyımları. Bunun yanında barajlar ve kurulan HES projeleri var. Bunların hepsinin ortak sonucu, sistemi parçalayarak halkın yaşam alanlarını dağıtmak oluyor. Madencilik faaliyetleri özellikle Cudi ve Gabar’da yoğunlaşıyor. Çeşitli patlayıcılar ve ağır silahlarla dağların delik deşik edildiğini görüyoruz. Kullanılan hafriyat ve ağır iş makineleri toprağı erozyona açık hale getiriyor. Patlamalarla birlikte ağır kimyasallar ve toz bulutları havaya karışıyor. En son ne zaman kentte berrak bir gökyüzü gördüğümüzü hatırlamıyoruz. Bu da yılların tahribatının hafızamıza kazındığının bir göstergesidir” diye aktardı.
Eylem Cin, ağaç kesimleriyle birlikte sadece ormanların yok olmadığını aynı zamanda biyo çeşitliliğin de zarar gördüğünü kaydederek ortaya çıkan ağır ekolojik tahribatı şu ifadeyle özetledi: “HES projeleri ve barajlarla Botan Vadisi ve Dicle Havzası’nda su rejimi bozuluyor. Bu durum yalnızca doğayı değil, balık popülasyonlarını da azaltıyor. Kıyı bitki örtüsü yok oluyor, yaban hayatı geçişleri engelleniyor. Tarımda verim kaybı yaşanıyor. En çok etkilenenler köylüler oluyor; içme suları kesiliyor ve geçim kaynakları zayıflıyor. Ağaç kesimi yapılan yerlerin güvenlik bölgesi ilan edilmesi ve giriş yasakları halkın tarım ve hayvancılığını doğrudan etkiliyor. Ekolojik tahribatın halk üzerindeki ciddi etkisini gözle görebiliyoruz. Kürdistan’da yıllardır sürdürülen bu eko kırım politikaları yalnızca yer altı ve yer üstü kaynaklarını değil, Kürt halkının yaşam biçimini dönüştürmeyi, kültürel kimliğini yok etmeyi ve ekonomik bağımlılığını derinleştirmeyi hedefliyor. Kürt halkının büyük çoğunluğu geçimini hayvancılık ve tarım üzerinden sürdürüyor. Bu politikalar yalnızca ekonomik değil, binlerce yıllık emek ve üretim biçimlerini, toplumsal hafızayı da silmeye yöneliktir” dedi.
Yıkımın adı ‘ekonomik kalkında’
Ekolojik katliam karşısında halkın itirazlarının ise bastırılmak istendiğini belirten Eylem Cin “Aynı zamanda siyasal bir özel savaş pratiği geliştiriliyor. Bölgedeki tüm bu faaliyetler ‘ekonomiye katkı’ ve ‘kalkınma’ iddialarıyla sunulurken, kadim Kürdistan dağlarının sosyolojisi ve kültürel geçmişi göz ardı ediliyor ve sömürülüyor. Bu sömürü politikaları ve ekokırım uygulamaları bizi şu noktaya getiriyor; Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın ‘Kürdistan sömürgedir’ tespitinin günümüzde de somut biçimde sürdürüldüğünü görebiliyoruz. Bizler için ekoloji mücadelesi sadece doğayı korumak değil, halkın yaşam damarlarını savunmaktır. Eko kırıma karşı durmak özgürlüğümüze sahip çıkmaktır. Doğayı savunmak halkın yaşam damarlarını savunmaktır. Herkesin bu mücadeleyi kendi yaşam mücadelesi olarak görmesi ve güçlü bir dayanışma hattı örmesi gerektiğini düşünüyorum.”
HABER MERKEZİ














