İngiltere Gündemi


Ünlü isimlerin çocuk taciz ve istismarı suçlarına karışması İngiltere’yi alabora eden olayların başında geldi bu hafta. Eğlence ve televizyon dünyasının önde gelen isimlerinden 84 yaşındaki Rolf Harris’in 12 ayrı taciz suçundan ötürü, 14-18 yıl hapis cezasına çarpıtılması bekleniyor. Olayın ironik tarafı Harris’in 50 yıldır aile televizyonunun siması olarak bilinmesidir kanımca.
Daily Mail, The Times ve The Guardian başta olmak üzere İngiliz basını, maskesi düşen Harris ve benzer taciz olaylarına karışan 2011 yılında 84 yaşında ölen arkadaş Jimmy Saville’e karşı sert ifadeler kullandı. İngiliz ana akım medyası, kadın ve çocuklara yönelik taciz ve benzeri tavırlara karşı toleransız yaklaşılması gerektiğini anlatmak bakımından bu hafta örnek haberler yayınladılar. Öyle ki geçmişte kalmış ve fazlaca önemsenmemiş taciz ve pedofili vakalarını tekrar haber yapıp, hükümeti gereğini yapmamakla suçladılar. İngiliz ana akım medyasını Türk ana akım medyasından ayıran temel farklılıklarından biri oto sansürü uygulamamalarının yanı sıra oldukça muhalif çizgileri bence. Yani yeri geldiğinde hükümeti yerden yere vuran tavırları.
Harris ve Saville’e yönelik iddiaların ardından, hükümeti ve devlet kurumlarını yakından ilgilendiren ve onları zan altında bırakan bir olay tekrar su yüzüne çıktı. Çocuk tacizi ve istismarına ilişkin 1980’lerde rapor edilen 114 dosya ortadan toz olup gitmesi tekrar gündeme taşındı. 114 dosyanın kaybolduğu geçen sene bağımsız bir heyetin İçişler Bakanlığının dosyalarını incelemeye alması esnasında ortaya çıkmıştı.
Resmi kayıtlara göre bu dosyaların düzenlenmesinden sorumlu milletvekili Geoffrey Dickens bu dosyaları İçişleri Bakanlığına teslim etmiş. Teslim alan kişi de gerekli yerlere havale ettiğini iddia ediyor. Ancak gelin görün ki ortada dosya falan yok.
Dosyalar ya yok edildi ya da kayboldu. Dosyalarda hangi isimlerin geçtiği sır gibi saklanıyor. İçişleri Bakanlığı yaptığı açıklamalarda, çocuk taciz ve istismarına karışan siyasi bir ismin olmadığını iddia etse de bu kamuoyunu rahatlatmıyor. Tacizin kimin yaptığı çok önemli görünmese de, medyatik veya afili pozisyonlara sahip şahsiyetlerin taciz vakalarına karışmasından ötürü dosyaların özellikle yok edilmesi çok ciddi bir soruna delalet ediyor.
Dosyaları düzenleyen Dickens 1995’de ölmeden önce İçişleri sekreterliğine ilettiği bilginin ortalığı ayağa kaldıracak cinsten olduğunu ailesine söylemiş. 1980’lerde hükümette şimdi ki gibi Muhafazakarların olması mevcut hükümetin ve Başbakan Cameron’ın doğrudan zan altında bırakıyor. Çünkü dosyaların kaybolmasının yanı sıra 20 sene önce bile hiç bir dosya soruşturma altına alınmamış. Basit bir dille ifade edilecek olarak, çok büyük ihtimal dönemin bilindik isimlerinin ya da halen televizyonlarda gördüğümüz şahısların karıştığı çocuk istismarları kayıtlar altına alınmış ancak yargılanmak bir yana bir soruşturma bile başlatılmamış. Bağımsız heyetin yine geçen sana yaptığı incelemelerde 36 bin dokümanın kaybolduğu, 278 bin dosyanın da İçişleri Bakanlığı tarafından devlet poliçelerine zarar verdikleri gerekçesiyle yok edilmiş. İncelemeyi yapan heyet başkanı görevli bile sıradan bir vatandaş olarak bile ihmalkarlık karşısında dehşete düştüğünü söyledi. Görünen o ki kaybolan taciz dosyaları nezdinde başlayan kayıp dosyalar ve resmi belgeler tartışması uzun bir süre daha devam edecek.
Türkiye’de devlet kurumlarına dosyaların kaybolmasına ve yargının çarpıtılması çok alışığız. Yargıtay’da dosyası kaybolduğu için düşen dosyaların haddi hesabı yok. İngiltere’nin Türkiye’den en büyük farkı yolsuzluğa karşı toleransız olması. İngiltere’de bugüne kadar yolsuzluk yapan veya adı iddialara karışan bir siyasetçinin koltuğunda oturmaya devam ettiği görülmemiş. Türkiye’de ise Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı seçilmeden önce sanık olduğu kayıp trilyon dosyasını hatırlayan yok. Bu bağlamda, kendisi ve ailesi onca yolsuzluğa karışan Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı seçilmesi, Türkiye’deki yolsuzluk ve kaybolan dosyalar geleneğinin devam etmesi anlamına gelecektir. İngiltere’de ise halen umut var.