İHD Hapishaneler Komisyonu üyesi Meryem Bars, sistematik devlet şiddetinin içeride kötü muameleyi dışarıda korkuyu hakim kıldığına belirterek, insanları sindirdiğini, yalnızlaştırdığını ve toplumsal dayanışmadan uzak tutmayı hedeflediğini ifade etti.
Rutin tedaviler bile yapılmıyor
Ağır hasta tutsak Gıyasettin Sevmiş, durumunun ağır olduğunu ve rutin tedavinin bile yapılmadığını iletti.
İnsan Hakları Derneği (İHD) İzmir Şubesi, “Kayıplar bulunsun failler yargılansın" eylemlerinin 444'üncü haftasında hasta tutsak Giyasettin Sevmiş'in sağlık durumuna dikkat çekti.Gıyasettin Sevmiş, Türkiye hapishanelerinde tutulan yüzlerce hasta mahpustan biri. 2007’de Hakkâri’de gözaltına alınan Sevmiş, 'Örgüt yöneticiliği ve örgüte yardım yataklık etmek' iddiasıyla 18 yıl 9 ay hapis cezasına mahkûm edildi. Van, Muş, Gümüşhane ile Ankara Sincan tutuldu, şimdi de Şakran T4'te.
Cezaevinde hastalıklarla tanıştı
Sevmiş, girdiği cezaevinde karaciğer, beyin ve gözde daha belirgin olmak üzere, vücutta aşırı miktarda bakır birikimiyle meydana gelen Wilson hastalığına yakalandı. Dünya genelinde görülme sıklığı 30 bin kişide bir olan bu hastalık, kötü beslenmeden kaynaklanıyor. Bakır içeren besinlerin yenmesi, bakırın ince bağırsakta absorbe olması ve kanda dolaşım halinde olan proteinlerle bağlanıp, karaciğere taşınması sonucu yakalanılan bu hastalık Sevmiş'i de hijyenik olmayan şartlarda hazırlanan, besleyici değeri düşük yiyeceklerle yakalandı. Sevmiş, Wilson hastalığına bağlı olarak gittikçe ilerleyen karaciğer sirozuna da yakalanmış durumda. Hastalığının tedavisi için 'Metalcaptese' isimli bir ilaca ihtiyaç duyan hasta tutsak, cezaevi koşularından kaynaklı bu ilaca ulaşma güçlüğü içinde. Diyarbakır Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nce yapılan kontroller sonucu kendisine 11 Mart 2014'te 'Cezaevinde kalamayacağı' yönünde rapor verilmesine rağmen Sevmiş tahliye edilmedi. Doktorunun hazırladığı diyet raporu, cezaevi idaresince uygulanmıyor.
Ailesi aracılığıyla İHD’yi haberdar eden Sevmiş, durumunun ağır olduğunu ve rutin yapılması gereken tedavisinin yapılmadığını iletti.
Ölümle yüz yüzeler
Hasta tutsakların durumuna dikkat çeken Çiçek, derneğe gelen başvurularda cezaevlerinde birçok hak ihlalinin yaşandığını söyledi. Hastane nakillerinde çift kelepçe, ters kelepçe, darp edilme, çıplak arama, iletişim ve sağlık hakkının engellenmesi, tecrit gibi uygulamalara işaret eden Çiçek, "Ağır hasta mahpuslar 400’lü rakamlara ulaşmıştır. Bu insanlar tedavi olmazlarsa kısa sürede ölümle yüz yüze kalacaklar" dedi.
Çiçek, Gıyasettin Sevmiş’in tedavisi için derhal serbest bırakılmasını talep ederek, herkes bir gün mahpus olabilir düşüncesinden hareketle hasta mahpuslara sahip çıkmaya çağırdı.
26 yıldır tutsak ve kanser hastası
Avni Uçar, 26 yıldır tutsak. Kanser hastılığına yakalanan Uçar, ne tedavi ediliyor ne de tahliye.
İHD İstanbul Hapishane Komisyonu, hasta tutukluların durumuna dikkat çekmek amacıyla her hafta düzenlediği "F Oturumu"nun 334’üncü haftasında Galatasaray Meydanı'nda bir araya geldi. Çok sayıda hak savunucusunun katıldığı bu haftaki eylemde kanser hastası Avni Uçar’ın durumuna dikkat çekildi.
Avni Uçar, 1992’de tutuklandı. 2006’da sağlık sorunları nedeniyle gittiği hastanede ameliyat öncesi kanser olduğunu öğrendi. Sağ böbreği alınan Avni Uçar’a sağlık kontrolleri sırasında 2011’de kendisine mesane kanseri olduğu söylendi. Ayrıca sol böreğinde 23.6 mm çapında kist teşhisi konuldu. Ceza erteleme yasasından yararlanmak için 2007, 2010, 2012 ve 2013’te Adli Tıp Kurumu’na (ATK) 4 kez başvurmasına rağmen kendisine ret cevabı verildi. Kısa bir süre önce de kendisine sol böbreğinde kanser riskinin yüksek olduğu söylendi. Avni Uçar müebbet hükümlüsü olup 26 yıldır Türkiye’nin değişik hapishanelerine sürgün edildi.
İHD Hapishaneler Komisyonu üyesi Meryem Bars, sistematik devlet şiddetinin içeride kötü muameleyi dışarıda korkuyu hakim kıldığına belirterek, insanları sindirdiğini, yalnızlaştırdığını ve toplumsal dayanışmadan uzak tutmayı hedeflediğini ifade etti.
Ölüm merkezleri oldu
Türk cezaevlerinin ölüm merkezleri haline geldiğini kaydeden Bars, şunları dile getirdi: “Yüzlerce mahpus veda hakkını kullanmadan hapishanelerde yaşamını yitiriyor. Herhangi bir sağlık sorunu olmayan mahpuslar, tecrit ve işkence ile fiziksel ve psikolojik yönden olumsuz etkilenerek hastalanıyor ve hapishanelerdeki hasta mahpus sayısı sürekli artıyor. Ne yazık ki mahpusların çoğu özgürlüğüne kavuşmadan hayatını kaybediyor ya da serbest bırakıldıktan birkaç ay sonra yaşama veda ediyorlar.”
HABER MERKEZİ
Urfa Cezaevi susuz bırakılıyor
Şanlıurfa 2 Nolu T Tipi, 1 Nolu T Tipi ve Açık Ceza İnfaz Kurumları’na bir süredir oldukça kısıtlı miktarda su veriliyor. Sıcaklığın zaman zaman 45 dereceyi aştığı, cezaevinin konumlandırıldığı alan itibariyle de sıcaklığın daha yoğun hissedildiği kampüste suyun olmaması tutsakları zorluyor. Haftalardır cezaevi tuvaletleri su olmamasından dolayı hastalık yayıyor.
Tele takılan gazeteye soruşturma
Diyarbakır 1 Nolu T Tipi Cezaevi’ndeki 16 tutsağa, ellerindeki gazeteyi rulo yaparak yan koğuşa atma girişiminde bulundukları gerekçesiyle bir aylık etkinliklere katılmama cezası verildi.
Diyarbakır 1 Nolu T Tipi Cezaevi’nin A-5 koğuşunda bulunan tutsaklar, 30 Temmuz 2018’de ellerinde bulunan gazeteyi rulo yaparak yan koğuştaki (A-4 koğuşu) arkadaşlarına okumaları için attı, ancak gazete koğuşlar arasında bulunan tellere takıldı. Edinilen bilgilere göre, A-4 koğuşunda bulunan tutsaklardan bir kısmı gazeteyi düşürmek için havalandırma bahçesinden tellere pet şişe atarken, bir kısmı da koğuşun üst katındaki pencereden ince iple almaya çalışır. Tutsakların, tüm çabaları başarısız olurken, bu arada cezaevi çatısındaki “Uyarı Sensörlerine” bir cismin takılması ve tutsakların bunu almaya çalışmasının fark edilmesi üzerine cezaevi idaresi, gardiyanlar ve devlet güçleri, A-4 ve A-5 koğuşlarına baskın düzenleyerek arama yaptı.
Baskında koğuş detaylı bir şekilde arandı, ancak herhangi bir cisme rastlanmadı, tellerde rulo haline getirilmiş gazete indirilip el konuldu. 30 Temmuz’da tutulan tutanağa istinaden Cezaevi Disiplin Kurulu Başkanlığı, A-4 koğuşunda bulunan Osman Özüm, Ercan Tunç, Nurullah Çiftçi, Nuri Keleş, Abdurezzak Şimşek, Lokman Akbaba, Necati Çepik, Mehmet Polat, Aydın Altığ, Recep Bal, Yahya Fidan, Şükrü Göktürk, Ramazan Alğan, Nevzat Tedik, Mehmet Aylak ve Veysel Güntin hakkında disiplin soruşturması başlattı.
Askeri nizamı reddedince
Disiplin Kurulu, 1 Ağustos’ta yazılı savunma için tutuklulara yazı gönderdi, ancak 16 tutuklu, sözlü savunma yapmak için kurula dilekçeyle başvuru yaptı. Tutsaklardan Güntin ve Altığ’ı sözlü savunma vermeleri için koğuştan alarak Disiplin Kurulu Başkanlığı’na götürüldü. Savunmalarını Kürtçe yapacaklarını söyleyen Güntin ve Altığ’dan, askeri nizamda durarak ifade vermeleri istendi. Bu durumu kabul etmeyen iki tutsak, ifadelerin alınmadan koğuşlarına geri götürüldü.
Disiplin Kurulu Başkanlığı, ifadesi alınmayan 16 tutsak hakkında, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun, “olumsuz davranışa yönelik gruplaşmaya neden olmak veya bu nedene bağlı olarak bir gruba katılmak” fiilini düzenleyen 40. maddenin 2. fıkrasının d bendi uyarınca “Bazı etkinliklere katılmaktan 1 ay süresince alıkoyma” cezası verildi.
Anlaşılmayan bir dil
İki tutsağın Kürtçe ifade verme talebi, “ifadelerini anlaşılmayan bir dille verecekleri” şeklinde karar tutanağına geçirilirken, Disiplin Kurulu Başkanlığı’nın karar tutanağında Kürtçe ifadesini kullanmaktan kaçınması dikkat çekti.
İlaçları verilmiyor
Bolu’dan Manisa Akhisar T Tipi’ne sürgün edilen hasta tutsak Hüseyin Sarı'ya ilaçları verilmiyor.
Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi’nin verdiği bilgiye göre Sarı'ya 2014’te Parkinson teşhisi konuldu. O günden bugüne ilaç tedavisi gören Sarı, 2017’de Ankara Numune Hastanesi’ne götürülmesi gerekirken götürülmedi. Sevk işleminin yapılması için değişik tarihlerde iki dilekçe yazmasına rağmen sevk edilmedi. Sarı'nın uzun uğraşlar sonucunda Ankara Numune Hastanesi'ne sevki yapıldı. Ancak 30 Ocak 2018'de tetkikler için götürülmesi gerekirken Akhisar T Tipi’ne resen sürgün edildi. Tetkikler için Ankara Numune’ye gitmesi gerektiğine dair defalarca dilekçe yazdı, geçici olarak Ankara’ya göndermeleri konusunda ısrar edince kendisini ilçe cezaevinde sağlık kuruluna gönderdiler. Numune’nin iki yıldır kapatamadığı dosyayı depresyon teşhisi koyarak kapattılar. Oysa elinde Parkinson, kalp, hipertansiyon astım, tiroid nodülleri, akciğer nodülleri bulunduğuna dair raporları bulunuyor ve bu raporlara göre de ilaç tedavisi gördü. Son verilen raporda depresyon dışında hastalıkları işlenmedi.
Sarı, İHD’ye son yolladığı mektubunda 15 gündür Parkinson ilaçlarının verilmediğini dile getirdi. Adeta yatağa yapışık bir şekilde kaldığını belirtti.
Çoklu hastalıkları var
Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, Sarı'nın hastalıklarını şöyle sıraladı: "Kalp rahatsızlıkları, sematorfrom bozuklukları, hipertansiyon, hiper troid nodüler guatr hastalıkları, depresyon, astım, boyun düzleşmesi, D5-6-7-9-10-11 diskler arasında daralma, dejeneratif disk hastalıkları dahil olmak üzere çoklu hastalıkları olan bir mahpustur. 2015’e kadar aşırı derecede diz ve ayak uyuşması ve ağrı nedeniyle revire ve birkaç sefer de hastaneye gönderilmiş, her seferinde kan tahlili ve ağrı kesici ilaç tedavisi ile geçiştirilmiştir. 2016 tarihli sağlık kurulu raporunda TX BT bulguları nedeniyle pulmaner nodül takibi için 3 ay aralıklarla göğüs cerrahi kliniğinde kontrol önerilmiştir. "
Yönetimler suç işliyor
Her hafta hasta mahpusların durumlarına dikkat çektiklerini vurgulayan İnisiyatif, "Hasta mahpusların acil olarak tedavilerinin yapılması, yaşam hakkının onurluca gözetilmesi anayasal ve uluslararası sözleşmelerle garanti altına alınmış bir haktır. Bu hakkın gaspı bir yaşam hakkı ihlalidir ve suçtur. Hapishanelerde çoğalan ölümlerin önüne geçmek için acil olarak sağlığa erişim hakkının düzenlenmesi, gerekli şartların yerine getirilmesi gerekir" dedi.
Bakırköy’de saymakla bitmiyor
Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi'nde 11 ay kalan Mizgin Akman, yaşanan hak ihlallerini anlatarak, "Hastalar resmen ölüme terk ediliyor. Ortak alan kaldırıldı. Aile dışında kimseyle fotoğraf çektiremiyorsun. Cezaevi'nde yaşanan hak ihlalleri saymakla bitmiyor" dedi.
İstanbul'da Eylül 2017’de tutuklanarak Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi'ne götürülen Mizgin Akman, 2 hafta önce tahliye edildi. Akman, tutukluluk süresince cezaevinde yaşadığı hak ihlallerini anlattı. Cezaevine ilk götürüldüğünde kendisine çıplak arama dayatıldığını kaydeden Akman, "Bağımsızların koğuşuna gitmemiz dayatıldı. Bize 'bağımsızların koğuşuna gidin erken bırakılırsınız. Siyasilerin içinde ne işiniz var' dediler. Biz kabul etmeyince ardından çıplak arama dayatıldı. Koğuşlara sürekli baskınlar yapılıyordu. Baskınlarda radyolar alındı. Şuan koğuşlarda radyo yok. Gazeteler verilmiyor. Dışarıyla hiçbir iletişim kurulamıyor. Tutuklu olduğum sürede gazete alamadık" diye konuştu.
Irkçılı ve hakaret
Hasta tutsakların hastaneye sevk edilmediğini dile getiren Akman, sevk edilenlerin ise muayene sırasında kelepçelerinin açılmadığına dikkat çekti. Akman, hastaneye götürülenlere yurttaşların yanında 'siz teröristsiniz, vatan hainisiniz, biz sizi hastaneye getirmişiz, birde kelepçelerinizi açmamızı istiyorsunuz. Bu şekilde muayene olacaksınız' şeklinde ithamlarda bulunulduğunu belirtti. Yurttaşların tutsaklara saldırmaları için kışkırtılmaya çalışıldığını ifade eden Akman, "Müebbet alan Süreyya Bulut hastalandı kan kusuyordu. Hastaneye kaldırılması gerekiyordu. Uzun bir süre gelmediler. Biz onu kendine getirdikten sonra geldiler. Hastaneye kaldırdılar. 3 aya yakın hastanede yattı. Sonra tekrar cezaevi koşullarına getirildi. Oysaki durumu kötü, tedavisinin iyi koşullarda bakılması gerekiyor. Hasta tutsaklar ölüme terk edilmiş durumdalar" dedi.
Siyasi tutsağı dövdürdüler
Daha önce tutuklu olan birinin hastaneye sevk edildiği sırada, adli tutuklularla aynı ringe bindirildiğini paylaşan Akman, adlilerin askerlerin gözü önünde siyasi tutsağa saldırdığını belirtti. Akman, ayakta sayımın tutsaklara dayatıldığını kaydederek, hasta ve yatakta olan tutsaklara dahi 'yerlerinden kalkacaklar bize sayım verecekler' şeklinde dayatmaların yapıldığını aktardı. Akman, "Hükümlülere sürekli görüş cezaları veriliyor. Aileleriyle uzun süre görüşemiyorlar. OHAL döneminde tutsaklar sadece birinci derece yakınlarıyla görüşebiliyordu. Anne, baba, kardeş, eş ve çocuklarıyla görüşebiliyorlardı. Diğer akrabalarıyla görüşemiyorlardı. Şimdi OHAL kalktı ama bu uygulama hala devam ediyor" şeklinde konuştu.
Fotoğraf yasağı sürüyor
OHAL döneminde fotoğraf çekmenin yasak olduğunu, hiçbir şekilde fotoğraf çekimi yapılmadığını söyleyen Akman, şöyle konuştu: "Tutuklu bulunduğum 11 ay, OHAL sürecine denk geldi. OHAL'in öncesi ve sonrasına da tanıklık eden biriyim. OHAL gerekçe gösterilerek yapılan baskılar OHAL'den sonra da devam etti. OHAL sürecinde fotoğraf çekmek yasaktı, ancak OHAL kalktıktan sonra da sadece bir kez fotoğraf çekilme hakkı verildi. Onu da sadece ailelerimizle çektirebiliyorduk. Bir kişinin bile kalamayacağı odalarda 3 kişi kalınıyor. Cezaevi'nde yaşanan hak ihlalleri saymakla bitmiyor…"
Hücreye atıp bilgi vermiyorlar
Elazığ 2 No'lu Yüksek Güvenlikli Cezaevi'ndeki tutsaklar, arkadaşlarının koğuştan alınarak tek kişilik hücrelere konulduğunu ve durumlarına ilişkin “güvenlik” gerekçesiyle bilgi verilmediğini belirtti.
Elazığ 2 No'lu Yüksek Güvenlikli Cezaevi'nde kalan tutsaklar, maruz kaldıkları hak ihlallerini aileleri aracılığıyla aktardı. Tutsaklar, beraber kaldıkları arkadaşlarının gardiyanlar tarafından odadan alınarak tek kişilik hücrelere konulduğunu ve durumlarına ilişkin “güvenlik” gerekçesiyle bilgi verilmediğini belirtti. Bu durumun son zamanlarda sıklaştığını kaydeden tutsaklar, arkadaşlarının güvenliğinden endişeli olduklarını söyledi.
Keyfi bir şekilde sayım dayatmasına da maruz kaldıklarını aktaran tutsaklar, gardiyanların kendilerine psikolojik şiddet uyguladıklarını ve sürekli odalarını gözetlediğini ifade etti. Olağanüstü Hal'in (OHAL) cezaevlerinde devam ettiğini ifade eden tutsaklar, disiplin cezaları verilerek aile görüşünün engellendiğini söyledi.
Anne ve bebeğine hücre cezası
Tekirdağ Cezaevi kantininden bebeğinin maması yanlış geldiği için değiştirilmesini isteyen Aynur Gazioğlu’na 2 yaşındaki bebeğiyle birlikte 10 gün hücre cezası verildi.
Tekirdağ T Tipi Kapalı Cezaevi’nde 7 aydır tutuklu bulunan Aynur Gazioğlu, 2 yaşındaki bebeği Furkan için kantinden istediği siparişlerin yanlış gelmesi üzerine gardiyana tepki gösterdi. Gardiyanın kendisiyle tartışması üzerine Gazioğlu’na 10 günlük hücre cezası verildi.
Avukatının verdiği bilgiye göre, yanlış getirilen mamaları çocuğunun yemediğini ve değiştirilmesini isteyen Gazioğlu’na gardiyan, “Siz mahkumsunuz seçme hakkınız yok” şeklinde sözler sarf etti. Gazioğlu ve gardiyan arasında çıkan tartışma sonucunda tutanak tutuldu, daha sonra 10 günlük hücre cezası verildi. Gazioğlu’nun kaldığı cezaevinde hücre olmadığı için İstanbul’da bulunan Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi’ne nakledileceği kararı alındı. Avukatı, cezanın iptali için İnfaz Hakimliğine itiraz ettiklerini söyledi.