“İki tür insan daima açtır. Biri bilimi arayan, diğeri de parayı.” Cat Stevens

Geçen hafta yayımlanan “AB-Karşıtlığı” yazıma farklı bir pespektiften bakan bir okuyucu mektubu aldım. Öncelikle yöneltilen eleştirileri yerinde bulduğumu belirtmek isterim. Peki neydi bu eleştiriler; birincisi finans sektöründe yaşanan gelişmeler içerisinde Alman ya‘nın rolüne daha fazla yer vermem gerektiği, ikincisi ise Yunanistan‘da yaşanan ülkesel krizin, aslında zamanında yapılacak bir müdahale ile halledilebilecek bir sorun olduğu, ancak bunun biliçli olarak yapılmadığı, ifade ediliyordu.
Yani Yunanistan krizinin çözülmemesi amacını güden, başta Almanya ve Fransa bilinçli bir şekilde sorunun çözümüne zamanında müdahale etmemişlerdi. Ayrıca bir de domino effekti yaratan bu durumun, diğer Avrupa ülkelerine de bilinçli bir politikanın sonucu olarak sıçratılmış olmasıydı. Bu görüşlere katıldığımı belirtmek isterim.
Hali hazırda ok yaydan çıkmış durumda. Fakat yaşanan bu gelişmeleri değerlendirirken, gözden kaçırmamız gereken bir durum ise kapitalist zihniyetin, finans sektöründe zirveyi yaşadığı bir dönemin hemen sonrasında gelişen olaylardan bahsediyor olmamız.
Dolayısı ile yürtülmek istenen bu bilinçli politikaların sebebine gelince: Kapitalist sistemin ideolojisinin geliştirildiği Almanya, bu sistemin tüm nimetlerinden kendisi yararlandıktan sonra, kendisine yeni pazarlar, yeni ucuz işçiler ve yeni ürünler yaratmak istiyor. Bu doğrultuda da diğer ülkeleri kendisine bağlı kılmayı, doğal bir eylem olarak değerlendiriyor.
Ayrıca, Kapitalist sistemin etkili bir şekilde hüküm sürdüğü ülkelerde aşırı toplumsal bir yıpranma söz konusu. Çünkü Kapitalist sistemin doruk noktasını yaşadığı bir süreçte, halklar çok belirgin bir şekilde yoksul ile zengin arasında sürekli artan bir gelir farkını yaşadı. Nihayetinde toplumun alım gücünün önemli oranda düşmesi, bunun yanı sıra bir de maaş ve aylık ücretlerde yaşanan azalmalar, işsizlik ve buna benzer sıralayabileceğimiz birçok değişik faktör, genel olarak şu sonucu ortaya çıkardı. Kapitalist sistem gelir dağılımında o kadar büyük bir eşitsizlik yarattı ki, toplumlarda neredeyse sadece iki sınıf (zengin ve yoksul) belirginleşti.
Bu çerçevede en büyük hasarı toplumların dışında bir de gerçek ekonomi yaşadı. Çünkü üretimini zenginleştiren bir anlayıştan ziyade finans sektörü üzeri değer karşılığı olmayan para piyasada arttı. Dolayısıyla piyasada üretim ile mevcut para arasındaki farkta arttı.
Yaşanan bu sistemsel tıkanma ise beraberinde hem ırkçı akımları güçlendirdi, hem de sistem karşıtı düşünceleri harekete geçirdi. Bilgi ve iletişim çağında yaşıyor olmamız, gerçekleşen tüm bu haksız gelişmelerden haberdar olmamızı sağlıyor. Dolayısı ile medya ve iletişim araçları sayesinde, özellikle de internet aracılığı ile bireyler arasında yaşanan kirli pazarlıkların anında kitlelere ulaşılıyor olabilmesi, sistemde yeni güç dengeleri oluşturmaya başladı. Yani şimdiye kadar merkezi gücün revaşta olduğu ulus-devlet yapılanmaları, artan toplumsal güç karşısında zayıflamaya başladı.
Fakat bu yeni güç dengeleri içerisinde varlığı tehlikeye düşen ‘kurnaz ve güçlü adam’ müdahale fırsatını kullanmakta gecikmedi. Çünkü kim hızlı davranıp sistemi kurarsa, yani kontrol altına alırsa, onun, bir sıfır önde olacağı gerçeği iyi biliniyor. Bu nedenledir ki, Kapitalist sistem içerisinde bir dönüşüm yaşanmasının yada yeni bir sistemin yaratılmasının kaçınılmaz olduğu fark edildi. Yani gelişen teknoloji ve onun sunduğu yeni toplum yapılanmaları, eskinin adaletsizliğini ve bireyciliğini gün yüzüne çıkarttı.
Almanya ve Fransa, bu durumun farkında olmaları itibariyle sistemsel bir değişim konusunda da öncülüğü kendileri yapmak istiyorlar. Fakat bunu yapabilmeleri, yani yeni bir sistemi kurulabilmeleri için ise öncelikle mevcut sistemleri sarsmaları ya da yıkmaları, sonuç itibariyle de kendilerine bağlamaları gerekiyor. Nihayetinde bugün Yunanistan’ın yaşadığı ve diğer Avrupa ülkelerinin yaşadıkları veya yaşayacakları da bu durumun birer sonucudur.
En nihayetinde ise gelişen ve değişen bu güçlü sistem karşısında durabilecek tek güç, bilinçli, kendisi ile ilgili konularda yaptırım gücüne sahip olan, bilgi toplumlarıdır.