Black Lives Matter (Siyah Yaşamlar Değerlidir), 2013 yılında sosyal medya üzerinden #BlackLivesMatter etiketi ile yayılan ve ABD’de yaşayan Afro-Amerikalı yurttaşların maruz kaldıkları ayrımcılık ve şiddete karşı mücadele yürüten bir hareket. Siyahi kadınlar, aktivistler olarak sürekli genişleyen hareketin merkezinde yer alıyor.
ABD’de siyasi yurttaşların yaşadıkları baskıyı, Trump döneminin diğer dönemlerden farkını, hareket olarak nasıl bir mücadele yürüttüklerini ve ortak mücadele olanaklarını, Frankfurt’ta düzenlenen Uluslararası Kadın Konferansı esnasında karşılaştığımız Black Lives Matter üyesi Jade Leah Daniels ile konuştuk.
ABD’de Trump’ın başkan olmasıyla beraber siyahlar ve yapısal ırkçılık arasında değişen ne oldu?
Fazla bir şey değiştiğini düşünmüyorum. Trumpçılığın yükselişiyle birçok insan gidişatın değiştiğini söyler oldu ama bence işler hep böyleydi ve değişen pek bir şey yok. Aslında olan şey, beyaz Amerikan kimliğinin daha görünür olması. Bir kolonyal yerleşim projesi olarak Amerika’nın demokrasi ve özgürlük üzerine kurulu olduğu bir yalan. Gerçekte kölelik ve yerli halkların soykırımı üzerine kuruludur. Trump ile birlikte Amerika’nın işte bu karakteri ortaya çıktı. Trump’ın, birçok beyaz Amerikalının hissettiği şeylerin cisimleşmiş hali olduğunu düşünüyorum. Şimdi insanlar özünde oldukları kişiyi, içlerindeki nefreti daha rahat ifade ediyor. Siyahiler hatta kuir bireyler, mülteciler, göçmenler, yoksullar, engelliler bu nefreti iliklerine kadar hissediyordu zaten. Şimdi gördüğümüz, insanların kendilerini bu gruplara karşı üstün hissettiklerini daha rahat ifade etmesi.
Black Lives Matter hareketinin şu an durumu nedir?
Black Lives Matter hareketi polis şiddetini teşhir ediyor, adalet mücadelesi veriyor, şiddetin kurbanları ile dayanışma örüyor ama gündemimizi sadece bu oluşturmuyor. ABD dünyanın en kalabalık cezaevi nüfusuna sahip ve siyahların kitlesel olarak hapsedilmesi, aile yapımızı tamamen etkiliyor. Siyahları kriminalize edip cezaevlerine dolduran politikaların, ABD’deki siyah mücadelesinin kazanımlarına yönelik bir tepki olduğunu düşünüyorum. Polis teşkilatı, kölecilik döneminde kaçan köleleri yakalamakla görevli devriyeler üzerine kurulmuştur. Arada doğrudan bir korelasyon; kölelerin torunları ile polis sistemi arasında bir ilişki var. Bizi köleleştirmenin bir diğer yolu cezaevi sınai kompleksi. Bu da bir kölelik biçimi. Cezaevlerindeki siyah ve kahverengi tenli insanların emeğini sömürüyorlar. Dolayısıyla mücadelemiz çok geniş aslında ama polis şiddetinin vurgulanması gerektiğine inanıyorum. Kitlesel hapsetme ve cezaevi sınai kompleksine karşı mücadele edilmesi şart.
Bugün siyah kadınların karşı karşıya olduğu en büyük ayrımcılık nedir?
Patriyarka ile bağlantılı iç içe geçmiş birçok sorun. Cinsiyet ve ırk temelli şiddet ve ezilmişlik. Ayrıca sınıfsal ezilmişlik elbette. Özgürlük mücadelesi veriyorsak bu sorunların hepsine karşı durmamız ve bunların her birinin siyah kadınlar, siyah kuir kadınlar ve yoksul siyah transgender kadınlar için ne ifade ettiğini anlamamız gerekiyor.
Polis şiddetine karşı yükselen bu protesto hareketinde merkezi talep neydi?
Black Lives Matter’ın tam da bunu yaptığını düşünüyorum. Yapılması gereken ilk şey her şekilde sorunun varlığını ortaya koymak. Ama görünür hale getirmek de yetmez. Kendimizi nasıl koruyacağımız konusunda stratejiler geliştirmemiz gerek ki, yaptığımız tek şey polisin her siyahi öldürdüğünde sokaklara dökülmekle kalmasın. Hayatlarımızın değersiz görülmediği, siyaseten elimizin güçlü olduğu bir siyasi ortam yaratmalıyız.
Çeviri: Serap Şen
Böyle bir örgüyü daha önce görmemiştim
Dünyanın birçok bölgesinden kadınlarla bir araya geldiniz. Kadınlar olarak hangi değerler üzerinde bir araya gelip mücadele edebileceğinizi düşünüyorsunuz, temel talep ne olabilir?
Konferansta geçirdiğim günler boyunca dünyanın dört bir yanından kadın mücadelelerinin ön safında yer almış kadınlarla tanıştım. Bu bana enerji verdi ve buradan birçok ilhamla döneceğim. Bir kadın, sanırım video kaydı gönderen bir Kürt kadın, kadınların mücadelesi olmasaydı insanlığın bugün var olmayacağını söyledi. Ben de vurgulamak istiyorum ki, kadınlar mücadelelerin merkezinde olmasaydı bugün küresel olarak var olan özgürlüklerin hiçbiri olmazdı. Kadınların yalnızca mücadele anlamında, yani sokakta kavga verme anlamında değil, topluluklarını ve ailelerini bir arada tutma anlamında da çok şey yaptığını düşünüyorum. Ve bu ikinci kısmına yeterince kıymet verilmiyor. Bu bence patriarkal bir bakış. Oysa kadınlar yarının dünyasının neye benzeyeceğini en iyi görebilecek olanlardır. Birlikte nasıl örgütlenilebileceğini ve yeni yollardan bir araya gelinebileceğini, bu patriyarkal dünyanın nasıl dönüştürülebileceğini en iyi onlar görebilirler.
Kürt kadın hareketi ile de bir tanışıklığınız oldu sayılır. Bu konuda görüşlerinizi alabilir miyiz?
Çok şey öğrendim. Kendim de dahil diyebilirim ki, Amerikalılar için bu konuya vakıf olmak kolay değil. Bu yüzden Kürt kadın hareketini doğrudan öğrenebilmek çok ilham verici. Kadınların silahlandığını görmek gerçekten çok ilham verici. Silahlanıyorlar, örgütleniyorlar ve öz savunmalarını yapıyorlar. Yalnızca kendilerini ve çocuklarını korumakla kalmıyor, bambaşka bir hayat tarzını da inşa ediyorlar. Kürt kadın hareketi ile dayanışma içinde olacağım. Bu hareketin deneyimlerini siyah özgürlükçü çevrelere ve devrimci alanlara taşımayı umuyorum. Köprüler inşa etmek önemli ve gelecekte patriarkaya karşı ortak mücadelenin adımları böyle atılmalı. Çok önemli bir örnek teşkil ediyorlar.
Son zamanlarda epeyce konferansa, okula, konuşmaya, panele katıldım ve bu konferansın özellikle enternasyonal bağlamda en canlı organizasyon olduğunu söyleyebilirim. ABD’de işler biraz umutsuz gibi görünürken burada bu kadar devrimci kadınla bir araya gelmek bana umut verdi. Sadece ABD’den değil Birleşik Krallık’tan, Hindistan, Afganistan, Suriye’den, dünyanın dört bir yanından kadınlar toplanmıştı. Kadınlar olarak mücadelelerimizin güzel bir yan yana gelişi, konferans sloganında da olduğu gibi, örülmesi. İşte bunu daha önce görmemiştim. Bunun farkını kullanılan dilde bile görebilirsiniz, hiç otoriter ton yoktu, öyle güzeldi ki! Dolayısıyla davet edilmekten, bu güzel kadınlarla yan yana söz alabilmiş olmaktan dolayı mutluyum. Umarım en kısa zamanda tekrarlarız.
YARIN: Hamburg Sol Parti Milletvekili Cansu Özdemir, kadın siyasetçilerin maruz kaldığı cinsiyetçilik ve cinsel saldırıyı kaleme aldı.