Gerçek bir toplumsal barışın olmazsa olmazları vardır. Bunların başında geçmişle yüzleşme ve hesaplaşma gelir. Barışın,özgür ve eşit yaşamanın yolu da bu konudaki uzlaşmadan geçer. Gerçek bir demokratikleşme de geçmişte yaşanan hak ihlallerinin ortaya çıkarılıp gerekli müeyyidelerin uygulanmasıyla mümkündür. Toplumsal adalet bu sayede gerçekleşir.
Devlet, baskı ve zulmün her biçimini acımasızca kullandı yıllar boyunca.Geçmişte yaşanmış katliamlara yenileri ekleniyor.
Türkiye tarihi benzer katliamlarla doludur. Yakın geçmişte 90’lı yıllarda bile yaşanan onca faili belli adaleti meçhul infazların, yüzlerce kayıbın, kitle katliamlarının, provokasyonların bu bir avuç "çetecinin" kararı ve organizasyonuyla gerçekleştirildiğine inanmamız isteniyor. Oysa failler her şeyden önce devletle var oldular. Kontralar devlet tarafından oluşturulmuş ve devlet birlikte var olmuştur.
***
Türkiye’de devlet kaynaklı sistematik ve yaygın insan hakları ihlalleri yaşandı, birçok suç işlendi. Bunlar toplumdan saklandı. Suç işleyenler cezalandırılmadı ve sürekli korundu. Tüm bu zulmü aslında devlet de kabul ediyor ama bu konuda bir yüzleşmeye gitmiyor. Bizzat TBMM Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu’nun hazırladığı raporun bir bölümünde; "faili meçhullerin belgeleri kozmik odada, Özel Harp Dairesi’nin tarihi aynı zamanda Türkiye’nin gizli tarihidir" deniliyordu... Raporda, ayrıca; "Türkiye’nin gizli ordusu, Özel Harp Dairesi’nin adı gizlendi. Daire, kağıt üzerinde Seferberlik Tetkik Kurulu olarak gözüktü. JİTEM’in kurulmasıyla birlikte Güneydoğu’da faili meçhul cinayetler başladı. Büyük çoğunluğunun cesetleri bile bulunamadı. Bu cinayetlerin arkasında hep aynı örgüt vardı" tespiti yapılmıştı. Ancak tespitler dosyalarda tozlu raflarda bekliyor hala. Birileri çıkıp bu ne menem şeydir diye tespitlerin üstüne gitmiyor ama her cümlede çözümden söz edebiliyor.
İşin kolayına kaçmadan yalana bulanmadan, oyalamadan gerçekleri ortaya çıkarmak için, demokratikleşme" ve toplumsal yüzleşme için hakikatlerin araştırılması gerekir. Yaşanan acıların onarılmasına yönelik etkin programların uygulamaya geçirilmesi gerekiyor.
***
Hakikatleri Araştırma Komisyonu, belki bir zamanlama gerektiriyor olabilir ama bir süre önce Erdoğan bunu başından itibaren reddediyor ve bu konuda: "Benim sözüm şudur geçmişteki bazı yargısız infazlara bizim iktidarımız girmez. Hakikatleri Araştırma Komisyonu ifadesi bizim kabul edeceğimiz yaklaşım değil" diyordu.
Bu ‘geçmişteki’ ifadesi bizden önceki dönem anlamında kullanılıyorsa hadi buyrun tam da bu hükümet dönemine tekabül eden ve turnusol işlevi görebilecek Roboskî Katliamı.
Hakkaniyet dediğimiz şey biraz da hayatın sağlamasını yapma cesareti ve erdemidir. Yüzleştirebilmektir, araştırıp hakikatleri ortaya dökebilmektir. Yüzleştirip doğruyu bilebilmektir. Yüzleşmeyen hayatın kibri, pervasızlığı, acımasızlığı ve bencilliği ortadadır. Yüzleşmek hayatın kendi doğal akışını bulmasının bir yoludur. Bu yüzden adaletin terazisinde yüzleştirmeli hayatları. Yoksa barıştan, demokrasiden söz etmek abesle iştigal olacaktır.