"Siyaset (1)" adlı makalede temsiliyetlere ilişkin düşüncelerimi paylaşmıştım. Bu makalede ise siyaset ve politikanın başka bir yüzüne bakmaya çalışacağım.

Siyaset ve politika yapmanın birçok aracı vardır. Ancak en önemli aracı seçimlerdir. Bu nedenle partiler seçimlerde kazanmayı esas alır. Düz mantıkla bakıldığında bu yaklaşım doğrudur, yerindedir.

Ancak seçim başarıları bazen kazanıma dönüşüyor, bazen de büyük kaybetmelere yol açıyor. Burada belirleyici olan nokta; seçim başarılarını kim/kimlerin ürüne dönüştüreceğidir. Bu gücün niteliğidir.

Platon’un anlamlı ve büyük iddiaların sahibi olan insanlara güç katan bir sözü vardır; "Galiptir bu yolda mağlup". 

Biraz da çubuğu tersten bükerek; siyaset, politika ve seçimlere başka bir pencereden de bakmak gerektiğine inanıyorum. 

Her seçim başarısı toplumun hayatına; yaşamı güzelleştiren, rahatlatan ve toplumun özgürlüklerini artıran bir kazanım, kazanç olarak girmiyor, bazen de bumerang gibi geri gelip kazandıranların alnının çatısına da vuruyor. Böylesi durumlarda parti de kaybetmiş oluyor. Bunu, "mağluptur bu yolda galip" biçiminde ifade edebiliriz.

Peki, bir siyasi parti, seçim kazanmışken aslında nasıl kaybetmiş oluyor? Bizler bunu nasıl anlayabiliriz?

Bunu anlamanın en iyi yolu partinin içine bakmaktır. 

Toplumun birçok sosyal katmanı görünür hale gelen kitle partilerinde siyaset ve politika yapmaya başlar. Ancak belirleyici olan iki buçuk dinamiktir.

Birinci dinamik; hayata ideolojik, inanç ve partinin yazılı ilkeleri temelinde bakan kitledir. Burada bir parantez açmakta yarar vardır. Hiçbir parti yazılı hale getirdiği tüzük ve programında toplumun "kötü" olarak gördüğü olgulara yer vermez. İslami bir söylemle ifade edersem, sanki "cennet"ten, sol bir söylemle ifade edersem "ortakça bir yaşam"dan, liberal bir söylemle ifade edersem "tam demokrasi"den bahsederler.

İkinci dinamik; öznel ekonomileri ve sosyal statüleri için siyaset ve politika yapan kesimlerdir. Bunlara rantçılar denir.

Bu iki dinamik de parti içinde şöyle veya böyle bir örgütlüğe sahiptirler. Ve her dinamik kendi ağını ve kurumsallaşmasını sağlamaya çalışır.

Buçuk ise, bir ayağı şurada diğer ayağı öte tarafta olanlardır. Bunlara gri kitle de denilebilir. Sayı olarak çok olabilirler ancak asla karar gücü olamazlar. Didinirler ancak her şeyi belirleyenler; ya "ak" yada "kara" olanlardır.

Siyasi partilerin iç yapıları için kullanılan "hizip","parti içi muhalefet", "paralel" gibi kavramlar bu realiteyi tanımlıyor. Yani partinin iç dengelerini, dinamiklerin hareketlenmelerini, dinamiklerin parti içindeki iktidar kavgasını ifade ediyor.

Hangi dinamik partide belirleyici ise seçim başarısının nereye evirileceğini, yani bir kayıp mı kazanç mı olacağını işaret eder.

Bu realitenin dışında bir yapılanmaya sahip olan parti sayısı bir kuşun kanat sayısını geçmez, ancak iktidar olduğu için, en görünür kitle partisi haline geldiği için söylemek istediklerimi AKP üzerinden örnekleyerek anlaşılır kılmaya çalışacağım.

Eğer bizler, AKP hayata ideolojik yani İslami inanç veya demokrasi ve demokratik işleyiş temelinde bakan bir kitleye sahip değildir dersek yanılırız. Bu yönlü azımsanmayacak bir kitlesinin, destekçisinin olduğuna inanıyorum. Ancak AKP’nin politikasını belirleyebilecek, yönlendirebilecek örgütlü bir yapıya sahip değildir. 

Buna karşılık rant için siyaset yapanlar, hem partide hem de devletin tüm kurumlarında egemen hale gelmişler. Partiyi tümüyle kontrollerine almışlar. Rant paylaşımının kurumlarını dahi oluşturulmuşlar.

Bu verili koşullar ışığında şunları söyleyebiliriz:

AKP’de örgütlülük ne kadar büyütülürse rantçılar o kadar güçlenir, güçleniyor.

AKP ne kadar kurumsallaştırılırsa rantçıların oluşturmuş olduğu, yarattığı parti içi ağ ve güç o kadar dağıtılamaz hale geliyor.

2015 seçimlerinden birinci parti olarak çıkması halinde ise sadece rantçılar bunun nimetleri içinde yüzecektir. 

Sonuç olarak; yani halk, toplum kaybedecektir. AKP için de "mağluptur bu yolda galip" sonucunu doğuracaktır. 

Bu durum AKP gibi bir yapıya sahip olan tüm partileri için de geçerli midir? Bence evet.