
Kuşkusuz Kürt sorununun insani boyutu var ve de çok güçlüdür. Çünkü Kürtler üzerinde bir kültürel soykırım uygulanmaktadır. Hem de doksan yıldır.
Dahası kültürel soykırım işin bir boyutudur, diğer boyutu ise fiziki kırımdır. Birinci Dünya Savaşı içinde Ermeni ve Asurî kırımlarıyla birlikte bir Kürt kırımı da yaşanmıştır. Enver Paşa’nın Sarıkamış’ta kırıma uğratılan Kürt Aşiret Alayları için söylediği sözler hiçbir zaman unutulamaz.
1925-40 yılları arasında “Kürtler isyan ediyor” denilerek Diyarbakır’da, Bingöl’de, Bitlis’te, Ağrı’da, Dersim’de gerçekleştirilen Kürt katliamları hala gizli tarih olarak tutulmakta ve bir türlü açığa çıkarmaya cesaret edilememektedir. Son yıllarda Başbakan Tayyip Erdoğan tarafından dil ucuyla söylenen “Dersim katliamı” aslında tam bir soykırımdır.
Kürtler üzerinde 1940’tan beri planlı bir biçimde uygulanan kültürel soykırımın işte böyle bir katliam temeli vardır. Bu katliam temeli üzerinde yetmiş yıldır hiçbir toplum üzerinde uygulanmamış olan ve tam bir insanlık katliamı olarak ifade edilebilecek bir kültürel soykırım Kürt toplumu üzerinde uygulanmaktadır. Örneğin, tarihte hiçbir toplumun ülkesinin adı, ulusal kimliği ve dili yasaklanmamıştır. Hiçbir toplum ülkesi, kimliği ve diliyle başkası olmaya zorlanmamıştır. Ama bütün bunlar Kürtlere uygulanmıştır.
Kürtlerin yaşadıkları toprağın adı, yani Kürdistan yasaklanmıştır. Hem de cezası idam olacak düzeyde suç sayılarak. Bir Kürt insanının “Ben Kürdüm” demesi ve Kürt kimliği taşıması yasaklanmıştır. Kürtlerin anadilleri olan Kürtçe’yi konuşmaları, Kürtçe okuyup yazmaları yasaklanmıştır. Bütün bunlar bir insan ve toplum için hakarettir, en büyük insan hakkı ihlalidir.
Örneğin, hiçbir topluma “Sizin diliniz uygarlık dili değil” denilmemiştir. Ama bu hakaret AKP hükümeti tarafından bile Kürt toplumuna karşı yapılmıştır. AKP’den önce ise zaten Kürtçe konuşmak bile yasaktı.
Örneğin hiçbir toplumun onu temsil eden değerlerine hakaret edilmez. Ama Türkiye’de Kürtlerin değerlerine hakaret edilmektedir. Sırf Kürtlere sahip çıktığı için Said-i Kurdi’nin mezarının nerede olduğu bile gizlenmektedir. Kürtlerin ulusal haklarını savundukları için idam edilen Şeyh Said ve Seyid Rıza’nın mezarlarının nerede olduğu bilinmemektedir. Bu konuda son örnek ise PKK Lider Abdullah Öcalan’dır. Kürt sorununu ulusal-demokratik çizgide çözmek istediği için ondört yıldır benzeri olmayan bir baskı sistemi olan İmralı sistemi içinde tutulmaktadır. Şoven-milliyetçi çevreler tarafından “Bölücü başı” ve benzeri denilerek aşağılanmak istenmektedir.
Son doksan yılda sadece Kürt olduğu için ve Kürtçe konuştuğu için gizli ve açık katledilmiş olan onbinlerce insan vardır. Bunların kiminin mezarı, kiminin de tetikçisi belli değildir.
Şüphesiz bütün bunlar Kürt sorununu çok önemli bir insani sorun haline getirmektedir. Bu nedenlerle Kürt sorununun insancıl boyutu öne çıkmış bulunmaktadır. Hem de hiçbir ulusal veya toplumsal sorunda bulunmayacak kadar insancıl boyut vardır ve öndedir.
Ancak bu demek değildir ki, Kürt sorunu sadece bir insanî sorundur, onun sadece tek boyutu olarak insancıl boyutu vardır. Hayır, insancıl boyutu kadar da siyasal boyutu vardır. Çünkü doksan yıldır yaratılan bu insanlık trajedisi, yaşanan insanlık katliamı siyaset dışı bir olay değildir. Bazı vampir kişiliklerin keyfi uygulamaları olarak görülemez.
Tersine Kürtler üzerinde doksan yıldır uygulananların hepsi bilinçli ve planlıdır. Hepsine meclis karar vermiş, hükümet de uygulamıştır. Hepsi de açık bir kültürel soykırım stratejisine göre yapılmıştır. Yani bilinçli ve planlı bir siyaset gereğidir.
Dahası bütün bunların hepsi değişmeyen bir devlet stratejisi ve siyasetidir. Hükümetler değişmiş, ama Kürtler üzerinde uygulanan kültürel soykırım stratejisi ve siyaseti değişmemiştir. En son on yıllık iktidar gücü olan AKP açısından da bu geçerlidir. AKP’nin kendinden öncekilerden farkı, onlar “Kürt yok” diyerek soykırım uygularken, AKP’nin “Kürt var” diyerek kültürel soykırım uygulaması olmaktadır.
İçinde bulunduğumuz süreçte Kürt trajedisi üzerindeki sır perdeleri atılmakta, Kürt sorununun insancıl boyutu açığa çıkmaktadır. Saddam Hüseyin rejimi yıkılırken bunun bir kısmı açığa çıktı. Şimdi de Suriye ve Türkiye mücadeleleri öne çıktıkça Kürt kültürel soykırım gerçeği aydınlanmaktadır. Özellikle Kürt özgürlük mücadelesinin yenilmemesi ve başarıda ısrar etmesi gerçekleri bir bir açığa çıkarmaktadır. Bu da hümanist çevrelerin Kürt sorununa olan ilgisini artırmaktadır.
Şimdi CHP’nin içeriği sır gibi gizlenen “Kürt projesine” de bir hümanist proje diyebilir miyiz? Böyle diyemeyeceğimiz açıktır. Çünkü CHP bir insan hakları örgütü değil, bir siyasal partidir. Hem de Kürt soykırımında en çok sorumluluğu olan bir siyasal partidir. Bu nedenle CHP’nin ortaya koyacağı her yaklaşım mutlaka siyasal olacaktır.
Diğer yandan, daha önce de ifade ettiğimiz gibi, Kürt sorunu insancıl olduğu kadar siyasaldır da. İnsancıl karakteri kültürel soykırım gibi insanlık suçu olan vahşi bir siyasetin uygulanması sonucu ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla da Kürt sorununu çözecek her yaklaşım mutlaka siyasal olmak zorundadır. Hem de demokratik siyaset kapsamında.
Bu durumda CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun başlattığı ifade edilen yeni süreci insancıl yaklaşım süreci olarak yeterli görebilir miyiz? Hayır, göremeyiz. CHP, “İnsancıl yaklaşım lazım” diyerek Kürt sorununun çözümünde bir adım bile atamaz. Bununla ancak AKP değirmenine su taşır. Birkaç günlük bir tartışma gündemi yaratır. O kadar. Gerçekten CHP’nin bir “Kürt projesi” sunabilmesi için, mutlaka siyasal bir yaklaşım geliştirmesi gerekir. Projenin siyasal ve stratejik bir proje olması lazımdır. Yoksa BDP Eşgenel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın belirttiği gibi, “Kürt demeden Kürt sorununu nasıl çözecek?!”
Belliki mevcut haliyle CHP yaklaşımı ciddi görünmemektedir. Bu konuda demokratik çevreler aldanmamalıdır. Bu biçimde CHP yaklaşımı ancak devleti ve AKP’yi yaşadığı sıkışıklıktan kurtarma çabası olabilir. Dahası bir AKP-CHP ittifakının da oluşmasına yol açabilir ki, böyle bir adım demokratik değil, ancak gerici karakter taşıyabilir. Başbakan Tayyip Erdoğan’ın yaklaşımları AKP’nin böyle bir arayış içinde olduğunu göstermektedir.
Kürt sorununun çözümünde adım atabilmesi için CHP’nin siyasal yaklaşım göstermesi gerekir. Demokratik bir siyasal çözüm projesi ortaya koyması lazım gelir. Eğer CHP isterse bunun koşulları vardır. Ancak bunun için CHP’de zihniyet ve siyaset değişimi şarttır.
CHP bunu yapabilir mi? Elbette kesin bir şey söyleyemeyiz. Çünkü böyle yapmak CHP açısından kolay değildir. Fakat herkesten fazla da CHP’nin sorumluluğu vardır. Eğer demokratik siyasal çözüm gücü gösterirse, tarih karşısında ağır bir insanlık lekesinden kendini kurtarmış olur.