
Bilindiği gibi ilk önce “ispatlamazlarsa şerefsizlerdir” dedi, görüşmeler açığa çıkınca “devlet ayrı hükümet ayrı” diyerek çocuk kandırır gibi hükümetin bu görüşmelerle ilgisi olmadığını iddia etti. Bu görüşmelerden haberdar olan eski genelkurmay başkanı İlker Başbuğ ise bu görüşmeler için siyasi iktidarın karar aldığını belirtti. Bunun üzerine Başbakan gerektiğinde karar alınır yine görüşülür biçiminde bir açıklama yaptı. Böylece PKK ile görüşülebileceğini söyledi.
Ama birkaç gün önce de PKK’yi kastederek “terörle mücadele, siyasetle müzakere edilir” dedi. Aslında AKP’nin şu anki anlayışında müzakere ve Kürt sorununun demokratik çözümü yoktur. Türkiye toplumu müzakereyle çözüm istediği için Başbakan da çözümden yana olduğunu göstermek için siyasetle müzakere edilir demiştir. Bu sözle bir taşla birkaç kuş vurma gibi bir amaç edinmiştir. Hem müzakereye açık olduğunu göstermiş hem de Kürt hareketini bölmeyi hedeflemiştir. Nitekim daha ilk gün Selahattin Demirtaş Kürtleri bölmekle bir yere varılamaz diyerek Başbakan’ın bu sözüne cevap vermiştir.
AKP Kürt sorununu çözmek için çaba göstermiyor. Kürt halkının özgürlük mücadelesine karşı savaş açmış bulunuyor. İmralı’daki tecrit bunun kanıtıdır. Türkiye’deki birçok çevrenin kabul ettiği gibi Sayın Abdullah Öcalan Kürt sorununun çözümünde temel bir aktördür. Zaten hükümet de bu nedenle temsilcilerini sık sık İmralı’ya göndermiştir. Şimdi uygulanan tecrit bu temel aktör üzerinde bir tehdit ve şantajdır. AKP İmralı’daki tecritle şantaj ve tehditle kendi politikasını dayatmak istiyor. Hatta iki buçuk aydır süren bu tecrit süresince İmralı’ya giderek bu yönlü dayatma yapmış olmaları da ihtimal dahilindedir.
PKK Liderine yapılan şantaj ortamında siyasetle müzakereden söz etmek, Kürt halkıyla alay etmektir. İmralı’ya bu yaklaşım sürdüğü müddetçe müzakere sözleri sadece bir aldatmadır. Çünkü herkes de bilir ki bu koşullarda bırakalım müzakere yapılmasını, görüşmeler bile olamaz. Bir halkın lider gördüğü bir kişi üzerinde bu kadar baskı kuracaksın, ondan sonra da siyasetle müzakereden söz edeceksin! Dünyanın herhangi bir yerinde bu nitelikteki bir mücadelenin liderine böyle yaklaşılsa orada müzakere olacağına kim inanır? PKK’nin önderliğimize yaklaşım “savaş ve barış gerekçesidir” dediğini ise herkes bilmektedir.
İmralı’daki tecrit sürdüğü müddetçe müzakere değil savaş olur. Çünkü bu tecrit Kürt halkına meydan okumadır. Kürtlere, siz bir toplum ve halk değilsiniz, lideriniz olamaz denilmektedir. Ya da Kürt liderine böyle yaklaşarak Kürtlere siz bir toplum ve halk olduğunuzu düşünmekten vazgeçin, dayatması yapılmaktadır. Bu nedenle Kürt Halk Önderine bu yaklaşım inkar ve imha politikasının sürdürülmesi anlamına geliyor. Herkes de biliyor ki İmralı’daki tecrit bir kişinin avukatları ve ailesiyle görüştürülmemesinden öte bir durumdur.
Kürt Halk Önderi son görüşmesinde sağlık, güvenlik ve özgürlüğü sağlanmadan kendi rolünü oynayamayacağını söylemiştir. Bu koşullar sağlanmadan mevcut görüşmelerin artık bir anlam taşımayacağını belirtmiştir. Tecritle Kürt Halk Önderinin bu söylediklerine cevap verilmiş oluyor. Seninle ne müzakere yaparız ne de muhatap alırız denilmektedir. Bu tutum AKP’nin bir çözüm politikası olmadığının kanıtıdır. Bu nedenle siyasetle müzakere edilir sözü, hiçbir değeri olmayan demagojik bir söylemden ibarettir.
Diğer yandan bu kadar siyasetçinin tutuklandığı bir yerde siyasetle müzakereden söz etmek, demokratik siyasetle dalga geçmektir. Demokratik siyasetin kökü zindanlara atılıyor; ama dallarıyla müzakere yapılabileceği söyleniyor. Böyle bir müzakere olabilir mi? Köksüz bir şey güçsüzdür ve kendi olmaktan çıkmaktır. Köksüz her şey çürümeye mahkumdur. BDP’nin bütün il ve ilçe yöneticileri tutuklanıyor, belediye başkanları tutuklanıyor. İlçelerde ve illerde çalışacak yönetici bırakılmıyor. Bu, BDP’nin kökünü kurutma harekatıdır. BDP’nin kökü kurutulabilir mi, kurutulmaz mı bu ayrı bir konudur. Ancak AKP’nin amacının bu olduğuna kuşku yoktur.
AKP yaptığı tutuklamalara devam edeceğini uydurma bir iddiayla ortaya koymuştur. Bir alman vakfının belediyeler üzerinden PKK’ye para aktardığını söylemesi aslında demokratik siyasetin her türlü çalışmasının ortadan kaldırılacağının açık ifadesidir. Çünkü BDP’nin siyasal olarak varlığını ortaya koyduğu en önemli alan buralardır. BDP’nin hem parti örgütleri hem de yerel yönetim çalışması felç edilerek demokratik siyaset tümden etkisizleştirilmek isteniyor.
Bu kadar siyasetçinin tutuklu olduğu ve tutuklamaların devam ettiği ortamda bir müzakere nasıl olabilir? Hiç kimse bu tutuklamalar görmezden gelinerek de müzakere olur diyemez. BDP de bu tutuklamaları görmezlikten gelerek ne AKP ne de herhangi bir güçle ilişkilerini normal sürdürebilir. Çünkü bu ortamda yapılan müzakere olmaz. Dolayısıyla siyasetle müzakere yapılır sözü de ciddiye alınacak bir söz değildir.
Eğer mevcut koşullarda müzakere yapılması mümkün değilse Başbakan’ın sözünün esas olarak son günlerde arttırılan psikolojik savaşla ilgili olduğunu düşünmek en doğru yaklaşım olur. Terörle mücadeleden ve kök kazımaktan söz edilirken BDP ile nasıl müzakere edilecek? Çünkü AKP terörle mücadeleden söz ederken esas olarak da Kürt siyasetçilerine yönelik tutuklamalar yapmaktadır. Gerilla karşısında yapabileceği fazla bir şey kalmamıştır. Çünkü gerillaya karşı, Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı yapılacak her şey zaten yapılmaktadır. Bu nedenle terörle mücadele denilirken esas olarak da İmralı’daki tecridin sürdürüleceği, siyasetçilerin daha fazla tutuklanacağı, siviller üzerinde baskının daha fazla arttırılacağını anlamak gerekir. Peki, bu durumda siyasetle hangi müzakere yapılabilir?
Terörle mücadele, siyasetle müzakere edeceğiz derken, BDP’ye ve tüm demokratik siyasetçilere tüm bunlara göz yumacaksınız, bu yaptıklarımıza ses çıkarmayacaksınız denilmektedir. Terörle mücadele olarak bu yaptıklarımıza göz yumarsanız sizinle görüşmeler olur demek AKP’nin savaşta ısrar etmesinden başka bir anlam taşımaz. Zaten izlenen politika ve gerçekleşen de budur.