İyi ki JİN TV var. Diğer kanalların frekansları mı zayıf, nedense çok az izlenebiliyor? JİN TV olmasa değerli Eşbaşkanımız Gültan Kışanak’ın hapishanede yazdığı “Kürt Siyasetinin Mor Rengi” kitabının sahneye uyarlanmış halini izleyemeyecektik.

Kitabı okuma fırsatımız olmasa da usta oyuncu ve yönetmen Jülide Kural sayesinde kitabın özetini dinlemiş olduk; hem de Deniz Türkali ve MKM sanatçılarıyla, hem de sahne performansıyla birlikte…

Okuyucular, müzisyenler, oyuncular… Hepsi kadın… Her şey çok etkileyiciydi. Televizyonun sesini sonuna dek açmış olsak da ses kısık kalmıştı. Bizim TV’den mi yoksa sahne kayıtlarından mı kaynaklıydı bilemedik ama bu eksiklik dışında her şey çok iyiydi…

Duygulandırıcı, sürükleyici, paylaşımcı! Tam da siyasetin mor rengine yaraşır tarzdaydı. Sanatın mor rengiyle tamamlanmış bir bütünlüktü izlediğimiz. Bravo!

Siyasetin mor rengine büyük bir katkı sunulmuştur. Siyasetin mor rengi en iyi şekilde sanatın diliyle anlatılabilirdi ve öyle de olmuştur. Emeği geçen herkesin eline, diline, yüreğine sağlık!

Siyasetin mor rengi karşısında erkeklere düşen görev kesinlikle özeleştiride derinleşmek ve demokrasi kültürünü içselleştirmektir.

Kürt siyasetinde etkili roller alan kadın yoldaşların hayat hikayelerine göre birçoğunun toplumsal baskılarla, geleneklerle, güvensizliklerle boğuşarak bu süreçlere geldiği görülüyor. Bu gerçekliği 1925 doğumlu Canip Yıldırım amca o samimi diliyle çok çarpıcı ifade ediyordu. Çevresinde toplanan gençlere hitaben “Babam!” diye bir iç çekerek başlardı anlatmaya: “Babam, siz görmediniz, kadınların siyasete atılması bir yana evlerinin içinde başlarını kaldıramazlardı, nerden nereye geldik, ya!” derdi.

Demokrasi ve özgürlük mücadelesinin en büyük kazanımı kadın özgürlüğü konusunda ortaya çıkmıştır. 21. yüzyılın boydan boya şiddet yüz yılı olmasını da en fazla kadın direnişi önleyecektir.

Siyasette olduğu kadar sanat alanında da kadın öncülük rolünü oynamaktadır. Baskı ve sınır tanımayan karakteriyle sanatın en doğal üreticisi ve icracısı olan kadının duruşu günümüzde sanat alanında yaşanan sorunların çözümünde de belirleyici bir yere sahiptir. İç-dış tüm engellerin aşılması için mücadele etmek, ısrarlı olmak ve bu temelde değişim yaratmak kadın öncülüğüyle daha bir mümkündür.

Kurumsal sorunlar kadar anlayış sorunlarının giderilebilmesi ancak mevcut durumun iyi tahlil edilmesiyle sağlanabilir. Yüzeysel ve palyatif çözümlerin çözüm olmadığı ve bıktırıcı tekrarlara yol açtığı kanıtlanmıştır.

Bir kere hiçbir sorun Ortadoğu çapında yaşanan savaşlardan kopuk ele alınamaz veya bu durum göz ardı edilerek çözülemez. Bununla bağlantılı olarak kapitalizmden ve baskı rejimlerinden kaynaklı sorunlar var. Bütün bunları gerekçe yapmadan direnen sanat ve sanatçı gerçekliğine karşın adeta kadir-kıymet bilmez tutumlar, yılların emeğini bir çırpıda bir yana atacak kadar hor yaklaşımlar da var. Sürekli tekrar dayanılmaz hal alınca bırakıp gitmeler, başka arayışlara girmeler…

Çözümü önce kendi emeğimize sahip çıkmakta arayabiliriz. Kim bilir belki de özel harp yönlendirmelerinin odağındayızdır, yoksa niye bu kadar tahribat olsun? Ne olursa olsun her biri büyük bir değer ifade eden sanatçıların hiç hakkedilmedik durumlarla karşılaşması elbette kabul edilemez. Fakat çözüm için ısrarlı olmamak da bir o kadar sorunları derinleştirir.

Başka yaşam arayışlarımız yoksa sanatımıza ve sanatçımıza sahip çıkalım. Siyasetin ve sanatın rengi ne kadar demokratikleşirse çözümler de o kadar güçlü ve kalıcı olur. Buradan başlayabiliriz!

“Babam… Siz görmediniz!” diyen tarihin sesi tam da kolaycı yaklaşanlara, değerleri korumayanlara, bunun anlamını yeterince bilmeyenlere yöneltilmiş bir eleştiridir. Değerli olan zaten değerlidir. Üstüne bir şeyler eklemek yerine eldekini de dağıtıyorsak burada sorun ciddidir ve kapsamlı ele almayı gerektirir ama hiç olmasa saygılı olmayı bilelim, dağıtmayalım. Toparlayıcı da olmak istiyorsak o halde özeleştiri yapalım.

Toparlayıcı olmak, her konuda kazanımcı, pozitif, umut ve güven veren çözümler üretmekle mümkündür. Bunun için nasıl bir soykırımla karşı karşıya olduğumuzu hatırlamamız bile yeterlidir. Leyla Güven’in büyük eyleminin anlamı da burada ortaya çıkıyor ki bu eylem özünde soykırıma karşı bir özgürlük ve zafer duruşudur. Bu ruhla kuşananların çözümsüz kalması mümkün değildir.