Görüşlerine başvurulan milletvekillerin yüzde 85’i psikolojik, yaklaşık yüzde 25’i cinsel şiddete maruz kaldığını, yüzde 47’si ise ölüm, tecavüz ve dayakla tehdit edildiğini beyan etti. Yaşanan tacizlerin yüzde 68’i kadın bedeni üzerinden yapılıyor.
Dayanışma olmaması durumunda hiçbir kadın milletvekili, merkezlere başvuracak cesareti kendisinde bulamıyor. Zira uğradıkları tacizi dile getirirlerse ‘partinin adını kirlettiği’ ön yargısıyla karşılaşmaktan endişeleniyorlar.
Kadınlar, sokakta, iş yerinde, okulda, evde, sporda; yaşamın her alanında şiddete uğradığı gibi, siyaset alanında da cinsel saldırı ve cinsiyetçiliğe maruz kalıyor. Kadın siyasetçiler, cinsiyetleri ve dış görünüşlerine göre değerlendiriliyor ve aşağılanıyor. Yetkileri görmezden geliniyor, tartışmalarda sözleri kesiliyor, sesleri bastırılıyor.
2018 yılı başlarında partilerin içerisinde yer alan genç kadın siyasetçiler, maruz kaldıkları cinsiyetçiliğe ilişkin deneyimlerini paylaştı. Sonuç; her partide yer alan kadınlar cinsiyetçiliğe maruz kalıyor. Hatta bazıları ağır cinsel saldırıya uğruyor. Toplum cinsiyetçilik ve cinsel saldırıdan kurtulamazken, toplumun aynası olan parti ve mecliste de bunlar yaşanıyor.
HuffPost haber sitesi 95 genç kadın siyasetçi ile yaptığı anonim bir anket ile kadınların maruz kaldığı haksızlık ve baskılara işaret ederken; karşılaştıkları cinsiyetçi sözler, cinsel saldırılar, taciz ve tecavüze kadar kötü deneyimleri paylaştı. Verdikleri bilgilerden ötürü siyasi ve şahsi sonuçlardan çekinen kadın siyasetçiler, anonim kalmayı tercih etti.
Cinsiyetçiliğin bir yaptırımı yok
Parlamentolar Arası Birlik (PAB) ve Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi’nin geçtiğimiz Ekim ayında Cenevre’de yayınladığı ortak araştırma; Avrupa Konseyi’ne (AK) üye 47 ülkenin meclislerinde kadın milletvekillerine karşı cinsel saldırı, taciz ve şiddetin yaygın olduğunu ortaya koydu. Siyasette cinsiyetçilik konusu hala tabudur. Çünkü cinsiyetçiliğe maruz kalan kadın siyasetçiler, bir yaptırım olmadığı için yol bulamıyorlar.
Kadın bedeni hedefleniyor
Görüşlerine başvurulan kadın milletvekillerinin yüzde 85’i psikolojik şiddete maruz kaldığını belirtti. Yaklaşık yüzde 25’i cinsel şiddete maruz kalırken, yüzde 47’si ise ölüm, tecavüz ve dayakla tehdit edildiğini beyan etti. Yaşanan tacizlerin yüzde 68’i kadın bedeni üzerinden yapılıyor.
Beş can alıcı örnek
Aslında bakarsanız, tezler ve veriler pek de elle tutulur değil. Cinsiyetçilik ve cinsel saldırının kadın siyasetçinin günlük yaşantısına nasıl yansıdığını somut örneklerle anlatmak istiyorum:
İlk örnek; Avusturyalı siyasetçi Efgani Dönmez (ÖVP), Twitter üzerinden Berlin Eyalet Müsteşarı Filistinli Sawsan Chebli’nin seksapelliği ile kariyer yaptığını ima etti. Bir Twitter kullanıcısının, Chepli’yi kastederek, “Bu kadının nasıl müsteşar olduğunu hala anlamadım” yorumuna, Dönmez, “Dizlerine bak, anlarsın” cevabını yazdı.
İkinci örnek; Polonyalı Avrupa Parlamentosu üyesi Janusz Korwin-Mikke, 1 Mart 2017’de eşit maaş üzerine yapılan bir tartışmada kadına yönelik aşağılayıcı açıklamalarda bulundu. Korwin-Mikke, “Kadınların erkeklerden daha az kazanması tabii ki normal. Çünkü daha güçsüz, daha küçük ve daha az zeki” dedi.
Üçüncü örnek; yine HuffPost’a konuşan Alman kadın siyasetçilerden biri tecavüze uğradığını anlattı. Kadın siyasetçi, “Bu tür şeyleri konuşmak çok zor. Çabucak prestij kaybediyorsunuz. Özellikle söz konusu erkeğin mevkii daha yüksek ise” dedi.
Dördüncü örnek; bir erkek siyasetçi, başka bir kadın siyasetçiye “erkeklerin isteklerine karşılık verebilmek için daha fazla spor yapmalısın, daha güzel giyinmelisin” dedi.
Beşinci örnek; Thüringen Eyalet Başkanı Christian Carius (CDU) bebeğini meclise getiren Madeleine Henfling’i meclisten attı. Çocuğu olan kadın milletvekillerin annelik izni yok ve çalışma saatlerinden dolayı ailesine zaman ayıramıyor.
Erkeğin güç gösterisi
Yaptırım korkusu, suçluluk duygusu ve utanç, birçok kadının kötü deneyimlerini dile getirmelerine mani oluyor. Konu kamuoyunda bir tartışmaya yol açınca da kadınların “zararsız” yaklaşımları cinsel saldırı ve cinsiyetçilik olarak algıladığı iddia ediliyor. Bir taraftan taciz küçümseniyor, diğer taraftan suç kadında aranıyor. Erkekler “normal, iyi niyet” yaklaşımlarının “yanlış anlaşılmalarından” ve bunun kendi aleyhlerine karşı kullanacaklarından korktuklarını ileri sürüyor. Ancak cinsiyetçi yaklaşımın altında, sözde kendilerinden daha az yetkili ve güçlü kadına karşı güç gösterisi yatıyor. Siyasetin erkek egemenliğinin hakim olduğu alan olması nedeniyle erkekler güç gösterisi yapma hakkını kendinde buluyor. Bunu verdiğim örnekler ve bir günlük rutinimde gözlemleyebiliyorum.
Suçlu kadın ilan ediliyor
Bir de cinsel istismarın ve saldırının ardından gelen, yine iyi niyetle verilmiş “öğütler” var. Yakın zamanda Freiburg’da emniyet müdürü, toplu tecavüze uğrayan 18 yaşında genç kadına yönelik saldırı ardından kadınlara “Kendinizi savunamayacak kadar içmeyin” açıklamasında bulundu. Bu tür reflekslerle “davranış kuralları” ile sorumluluk kadına yükleniyor. Erkek egemen güç yapıları kendi davranışlarını gözden geçirmeyi ve davranış kuralları koymayı reddediyor.
Saldırgan bir göçmen ise...
Erkek siyasetçiler, cinsiyetçi ve cinsel saldırı yabancı uyruklu biri tarafından gerçekleştirildiği zaman ise tepki gösteriyor ve bir anda kurtarıcı rolü oynayıp “kadınlarını” korumaya yelteniyor. Kadın milletvekiller, cinsiyetçilik meselesinin göç tartışmasıyla ele alınmasını reddettiğinde ve ataerkil örneklere dikkat çekmek istediklerinde ise anti-feminist, ataerkil yapıların savunucuları meydana çıkıyor.
‘Partinin adı kirlenir’
Mecliste, başvuru merkezlerinin kurulması üzerine tartışmalar yapılıyor ancak dayanışma olmaması durumunda hiçbir kadın vekil, merkezlere başvuracak cesareti kendisinde bulamıyor. Zira uğradıkları tacizi dile getirirlerse ‘partinin adını kirlettiği’ ön yargısıyla karşılaşmaktan endişeleniyorlar. Böylesi bir vakayı kamuoyuyla paylaşmak partiye zarar vermez; aksine üzerini örtmek ve ataerkil güç gösterilerinde bulunmak zarar verir.
* Hamburg Parlamentosu Sol Parti Fraksiyon Eşbaşkanı
Çeviri: Dilan Biçer