Şaibeli olmayı çoktan aşıp hileli olduğu kesinleşen referandumun üzerinden geçen zamana rağmen İstanbul başta olmak üzere birçok ilde “Hayır daha bitmedi” diyen halkın önemli bir kesimi sokakları terk etmedi. Fakat siyasi alanın bu direnişin neresinde olduğu sorusu akıllara takılıyor. Hatta kimileri “Halkın bir kısmı sokaklarda siyasiler nerede” diye soruyor.
Avrupa’daki halkımız da direniş mesajlarıyla yüklü görkemli mitingler, eylemler yapıyor. Fakat referandumda bu kadar açık hile yapılmasına karşı Bakurê Kürdistan’daki beklenmedik “sessiz protesto” dikkat çekicidir. Gerçekten ne oluyor?
Hiçbir meşruiyeti olmayan, dünyanın gözleri önünde açıkça hile karıştırılan referandum için sadece söz düzeyinde “kabul etmiyoruz” mu diyeceğiz, hiç inanmadığımız halde sadece “tüm hukuk yollarına başvurmakla” mı yetineceğiz? Buna karşı direnmekten daha meşru ne olabilir ki? Dünyanın desteğini alacak bir direniş fırsatı öylece önümüzden geçip gidecek mi?
Adam ne dedi: “Atı alan Üsküdar’ı geçti.” Yani açıkçası ‘baskın basanındır, hukuk-mukuk hikaye’ dedi. Gerçek Kasımpaşalılarda mertlik vardır. Bu adamda namertliğin bin türlüsü karakter haline gelmiş.
Şimdi sadece referandum meşruluğunu yitirmedi, ortakları MHP ile birlikte AKP hükümeti ve Cumhurbaşkanı da meşruluğunu yitirdi. Buna rağmen asker-polis zoruna dayanarak “düdüğümüz ötecek” diyorlar. Sessiz bir protesto bunların umurunda olur mu?
Oysa Kürt halkının, siyasi alanın ve demokrasi güçlerinin “hayır” tavrı çok görkemli olmuştur. Bundan geri adım atılamaz.
Halk direniş istiyor. Faşizmin yıkılması için her türlü direnişe hazır olduğunu açıkça ilan etmiş bulunuyor. Fakat halk, öncülerini de izliyor.
Halk iradesi hırsızlıkla gasp edilmişken sokaklar nasıl terk edilebilir, bu sonuç nasıl hazmedilebilir? Sokaklardan bizi alıkoyan nedir, geriye çeken, engelleyen nedir, kimdir? Gerçekten akıl almaz bir gaflet durumuna düşmek istemiyorsak direnişi zafere taşıyacak sürekliliği sağlamak zorundayız. Bundan geri durmamızı gerektirecek bir şey var mı ortada?
Soykırımcı AKP-MHP faşist blokunun neler yaptığını sıralamaya gerek yok; faşizmi yıkmazsak, faşizm yıkmaya-yakmaya devam edecek. Faşizm ya yıkılır ya da buldozer gibi ezip geçer. Bunun ortası olamaz. Faşizmle beraber yaşanamaz.
Geç kalmanın telafisi çok zor olur. Az sayıda katılımın olduğu protesto gösterilerine katılanları tutukluyor, bastırmaya çalışıyorlar. Bu durumun önüne geçmeli, tutumumuzu ortaya koymalı, direnişin ön saflarına geçmeliyiz.
AKP’yi halen faşizmin çöplüğünden beslenen işbirlikçi Kürtler ayakta tutuyor. Bunlara selam verenler de faşizme selam duranlardır. Faşizm çökerken onlar da bitecek. Bitişlerine çok kalmadı. Bir de orta yerde duranlar var. Öyle bir direniş geliştirelim ki bunlar da yaptıklarından utansınlar.
Kimisi ise CHP’den tavır bekliyor. Aslında şöyle bir gerçek var: HDP ve CHP birlikte hareket etse faşizmin bir gün bile iktidarda kalması mümkün olmazdı. Fakat CHP tutumuna bakınca hiç öyle ham hayallere kapılmaya gerek olmadığı anlaşılıyor.
CHP yönetiminin tavrı çok tartışıldı. Kanımca Kılıçdaroğlu ilk gün “sonuçlara saygılıyız” diye açıklama yapmakla tüm tepkileri söndüreceğini düşünerek gizli evetçi olduğunu ortaya koymuş oldu. Devlete verdiği sözü mü tutuyor, yoksa başka hesaplar ve pazarlıkları mı var? Sokağı neden reddediyor? 1 Mayıs geliyor. Al sana fırsat; gerçekten hayırcı olduğunu sokakta kanıtla.
Akla birçok şey geliyor. Lamı-cimi yok; ya karşı çıkar, direnirsin ya da gizli bir teslimiyetçi, işbirlikçi olduğun anlaşılır. Fakat o bile halkın sokakları terk etmemesi karşısında birazcık cesaretlenmiş gibi görünüyor. Baykal bile “daha maçın ikinci yarısı var” diyor. Fakat ona göre de ikinci yarı 2019 yılındadır. Oysa ikinci yarı 16 Nisan akşamında başlamıştır.
Hileli referandum zaten yok hükmünde sayılmıştır; sokaklar terk edilmezse faşizmin yıkılması adına ülke tarihinin en büyük ve en yaygın halk direnişi gelişir. Bunu hissetmeyen bir siyasetçi sezgisi, siyasi körlük yaşıyordur, tüm algıları keçeleşmiş demektir. Havada çok büyük bir direniş kokusu var. Niye almıyoruz, neyi bekliyoruz?
Sözlerimiz sert gelebilir ama kimseleri suçlamadan ifade etmek ve açık konuşmak zorundayız; ortada bir gariplik var, görülmüyor mu? Gezi’nin bir aşamasına dek yansıdığı gibi “Ergenekoncular, ulusalcılar ortalıkta provokasyon yaratabilir” kaygısı mı var? Varsa ne olmuş, ortalık onlara mı bırakılacak, halkın haklı tepkileri ve onurlu direnişinin gölgelenmesine, saptırılmasına fırsat mı verilecek? Elimizde veri yok, sadece akıl yürütmeye çalışıyoruz; direniş seslerinin yeri-göğü inletmesi gerekirken tersi oluyorsa bu durum kaygı yaratmaz mı hiç? Böyle bir süreç hiç izlenerek geçirilebilir mi?
Öyle değilse birileri çıkıp durumun izahatını yapsın o halde? Faşizmi yıkmak için programınız nedir? Hangi günü, hangi zamanı bekliyoruz?
Öte yandan zindanlarda direnenlere de bir sözümüz yok muydu? Zindanlardaki açlık grevi direnişlerinin son bulması iyi oldu. Fakat o direnişi biz dışarıda olanlar devralmadık mı? En başta onlar, sözümüzü hatırlatıp, hani, neredesiniz diye sormazlar mı?
Gerçekten bir daha soruyoruz, neler oluyor? Siyasi alandaki “sessiz” duruşun sebebi nedir?
Hızla yanıtlar oluşturmalı ve “mutlaka kazanacağız” şiarının gereğine göre harekete geçmeliyiz. “Hayır” cephesinin büyüyerek faşizmi yıkacak güce ulaşması hayal değildir; binler değil milyonların sokaklara çıkması sadece an meselesidir: Öncülerini önlerinde görsünler yeter!
O zaman faşizmi yıkacak irade ortaya çıkar. Böyle bir gelişmeye sadece Türkiye’nin değil tüm Ortadoğu’nun ihtiyacı vardır. Darbelenen “Tahrir Ruhu” bu kez sonuç alıncaya kadar canlandırılır.
İnancımızı büyütelim.
İnanç değil miydi faşizmin tüm saldırılarına rağmen bu kadar “hayır” oyunu çıkartan? Halkın eylem gücüne inanalım. Faşizmin yıkılacağına inanalım.
Eylemin nasılını ise halk bilir. Halk eylemi suyun akışı gibidir. Su akar yatağını bulur. Suyun önünü açalım!
Halk eylemi sel gibi, çığ gibi büyüdüğünde herkesi önüne katar!
Eylem faşizmi bitirir! Buna inanalım! Eyleme geçelim!