”AKP, salgını, sonrasında daha otoriter bir yönetim için fırsata çeviriyor” diyen KESK Eşbaşkanı Aysun Gezen, salgınla mücadelenin bireysel çabaya indirgenmeye çalışıldığını, ancak toplumsal ve siyasal bir mücadeleye ihtiyaç olduğunu vurguladı.
Jinnews’e konuşan Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Eşbaşkanı Aysun Gezen, dünyanın birçok ülkesinde virüsün yayılmaya başlamasıyla Türkiye’de gayri ciddi yaklaşımların olduğunu ve salgın tehdidinin yeterince ciddiye alınmadığını belirtti.
Açıklanan ekonomik paketten sermayedarlara milyonlar, emekçiye ve emekliye kolonya çıktığını vurgulayan Gezen, işsiz kalma kaygısı ve geçim derdinin, eve ekmek götürme zorunluluğuyla birlikte işçi ve emekçilerin çalışmaya mecbur bırakıldığını kaydetti. Gezen, şunları söyledi: “Bu nedenle de virüsün yayılmasını yavaşlatacak bir izolasyon uygulanamıyor. Tarihsel olarak gerçekleşene benzer şekilde en çok yoksul kesimler etkileniyor. Teste istedikleri zaman erişimleri, belki de evden çıkma imkanları hiç yok, kendilerini izole etme olanakları yok, ne bu hizmeti alacak ne de izolasyon durumunda hayatlarını sürdürebilecek yüksek gelirlere sahipler. Bunu sağlayacak kamusal önlemlerin yokluğunda salgını önleme, yayılma hızını kontrol altına alma şansınız zaten kalmıyor. Sağlıkta dönüşüm programı ve sağlık hizmetlerinin de piyasaya açılması nedeniyle milyonlarca insan nitelikliyi bırakın, sağlık hizmeti almaktan bile dışlanmış durumda. Böyle bir salgına sağlık sisteminin hazırlıklı olmadığı görüldü, AKP iktidarının da tercihlerini yine sermayeden yana kullanmasıyla göstermelik bir mücadele yürüttüğü de…”
Sınıfsal tercihlerle şekillendi
Gezen, küresel salgın tehdidinde dahi sermayedarların geleceğinin düşünüldüğünü belirterek, şöyle devam etti: “Rıfat Hisarcıklıoğlu’nun şahsında sermayenin yüzünü güldürmeyi, tüketimi arttırmayı, sermayeye kar akışını kesmemeyi odağına alan ekonomik önlemler paketi AKP’nin koronaya karşı ‘mücadelesinin’ sınıfsal tercihlerle şekillendiğini ortaya koydu. Zaten ekonomik krizin de etkisiyle artan işsizlik, yoksulluk giderek derinleşiyor; ilk aşamada 5 milyona yakın insan işini, aileleriyle birlikte 15 milyona yakın insan da gelirini kaybetme tehlikesi ile karşı karşıya. Kamu kreşlerinde çalışan sözleşmeli öğretmenlerin sözleşmelerinin iptali, ücret karşılığı ders veren eğitim emekçilerine ücretlerinin ödenmemesi gibi birçok kayıpla kamu alanında dahi karşı karşıya kalıyoruz. Güvencesiz çalışma biçimleri maalesef bu dönemde daha fazla insanın işinden olmasına da yol açıyor. Özel sektörde ise durum daha da vahim. İşten çıkarmalar yasaklanmadığı gibi birçok yerde işçiler ücretsiz izne zorlanıyor, ki bunun aslında iş kaybı demek olduğunu biliyoruz.”
Açlık sınırı altında
Emekçilerin çok önemli bir bölümünün açlık sınırında veya altında bir gelirle çalıştığını kaydeden Gezen, işçi ve emekçilerin sağlıklı beslenme, barınma, ısınma koşullarından tamamen yoksun olduklarını dile getirdi. Bu yüzden de hala işe gidip gelmek zorunda olan emekçilerin yüksek risk altında olduğunun altını çizen Gezen, “Milyonlarca insan elektrik, doğalgaz, su borcunu ödeyemediği için saatleri mühürleniyor veya icralık oluyor. İşsizlik çok yüksek, gelir yokluğunda tablo zaten çok daha ağır. İşsizlik ödeneğinin kullanım koşulları kolaylaştırılmış değil, ödenek çok düşük ve maalesef fon yine sermayenin ihtiyaçları için seferber ediliyor. Temel kamusal bir hizmet olan sağlık da piyasalaştığı, özelleştiği ve ‘paran kadar sağlık’ anlayışı işlediği için sağlık hizmetlerine erişimde çok ciddi sorunlar zaten mevcuttu” şeklinde konuştu.
Tedavide de eşit değiliz
Emekçilerin kendilerini izole etme şanslarının dahi olmadığını dile getiren Gezen, “Üstelik test yaptırmak, hastaneye gitmek için gerekli gelirden de yoksunlar. ‘Korona herkese eşit davranıyor’ diyenler bu anlamda yanılıyor, testlere erişim ve uygulatma konusunda da gelir eşitsizliği önemli bir dezavantaj gibi görünüyor. Hastalık tespit edilse dahi tedavi noktasında yine benzer bir eşitsizlikle karşı karşıya olacaklar” dedi.
Fabrikalar halen çalışıyor
Birçok ülkenin salgınla mücadelede zorunlu olan sağlık, gıda gibi alanlar dışında hayatı durdurduğunu, bu alanlarda çalışanlar için hem riski en aza indirecek hem de dinlenerek çalışmalarını sağlayacak önlemler aldığını belirten Gezen, ”Fakat bizde genelgelerle kamu çalışanlarının dönüşümlü çalışması noktasında çeşitli tedbirler birkaç gün önce açıklansa da çalışma hayatının tamamına ilişkin bütünlüklü bir bakış olmadığını görüyoruz. Kamu kurumları, şantiyeler, fabrikalar halen çalışmaya, üretime devam ediyor, kapatılması kararlaştırılan iş yerlerinde işçiler ücretsiz izne zorlanıyor, işten çıkarmalar yaşanıyor. Marketlerin çalışma saatlerine ilişkin düzenleme de aklın sınırlarını gerçekten zorluyor. 12 saatlik günlük çalışma süresi kısaltılmış süre olarak sunuldu” diye konuştu.
Toplumsal ve siyasal mücadele
Salgınla mücadelenin bireysel çabaya indirgenmeye çalışıldığını ve sorumluluktan kaçınan bir yaklaşımın söz konusu olduğunu dile getiren Gezen, şunları kaydetti: “Bu süreci ancak kamusal politikalarla, emekçileri, halkı koruyarak atlatabiliriz. Bunun için de bireysel değil siyasal, toplumsal bir mücadeleye ihtiyaç var. ktidar bize diyor ki; ‘Evde kalın ama işe de gidin, kendi OHAL’inizi yaratın ama şirketlere kar akışı da devam etsin, çalışmaya devam edin ama hastalık da yayılmasın, sağlık sistemi de çok iyi değil ama dua edin’. Adeta aklımızla dalga geçiyorlar. Haliyle emekçiler de soruyor. Evde kalalım ama nasıl? Bunun koşullarını yaratmanın asli sorumluluğu devletindir, AKP iktidarı bu sorumluluktan kaçamaz.” dedi.
Kendi siyasi öncelikleri
Bu gelişmelerin yanı sıra tüm dünya virüs salgını ile mücadele ederken Türkiye’de geçen günlerde 8 HDP’li belediyeye kayyum atanmasına dikkat çeken Gezen, ”AKP iktidarı işin halen sağlık ve insani boyutu, toplumun geleceği açısından değil, kendi siyasi öncelikleriyle süreci yürütüyor. Kamuoyunda sıklıkla salgın sonrası nasıl bir siyasal, toplumsal yapılanmanın şekilleneceği tartışılırken kayyum uygulaması bize bir fikir veriyor aslında, AKP süreci, salgın sonrasında daha otoriter bir yönetim için fırsata çeviriyor. Denetim ve disiplin uygulamalarının devlet otoritesini kalıcı biçimde yerleştirmesi, güçlendirmesi ihtimali de gündemdeyken AKP’nin bu ihtimali gerçekleştirme yönünde uygulamalar geliştireceği de açık. Geleceğin nasıl şekilleneceği bizim mücadelemizle de kuşkusuz yakından bağlı” diye ekledi.
Hastaneler hala hazır değil
Sağlık çalışanlarıyla yapılan anket sonuçlarını açıklayan SES Eşbaşkanı Gönül Erden, hastanelerde salgına karşı yeterli önlemlerin alınmadığını belirtti.
Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES), 60 il, 304 hastaneden elde edilen verilerle koronavirüs salgınıyla mücadele kapsamında yaşanan sorunlara ilişkin gerçekleştirdiği anketin sonuçlarını açıkladı. Salgın nedeniyle SES sosyal medya hesaplarından canlı olarak yapılan basın toplantısında, “60 ilde 304 hastane salgınla mücadele önlemleri yetersiz” pankartı açıldı. Toplantıda konuşan SES Eşbaşkanı Gönül Erden, sağlık emekçilerinden 24-27 Mart tarihleri arasında internet üzerinden veri alınarak anket gerçekleştirdikleri bilgisini verdi. Erden, “Uzun süredir sağlık emekçilerinin sıkıntılarından, tedbirsizliklerden bahsediyorduk; bugün bu anketle beraber maalesef ki bu bir daha somutlamıştır” dedi.
“Hastaneler Kovid-19 salgın yönetimine hala hazır değil” başlıklı basın metnini okuyan Erden, anketin sağlık çalışanlarının koruyucu ekipmanlara ulaşım sonuçlarını şöyle sıraladı:
- N95 maske hastanelerin yüzde 17’sinde hiç yoktur, yüzde 71’inde var ama yeterli sayıda değildir.
- Cerrahi maske sayısı yüzde 68’inde yeterli değildir.
- Eldiven sayısı her üç kurumdan birinde yeterli değildir.
- Yüz koruyucu siperlik kurumların yüzde 40’ında hiç yoktur, yüzde 45’inde var ama yeterli sayıda değildir.
- Gözlük kurumların yüzde 20’sinde hiç yok, yüzde 68’inde var ama yeterli sayıda değildir.
- Önlük sayısı yüzde 68’inde yeterli sayıda değil. Sıvı geçirimsiz tek kullanımlık önlük hastanelerin yüzde 34’ünde hiç yok, yüzde 57’sinde var ama yeterli değil.
- Tek kullanımlık tulum hastanelerin yüzde 39’unda hiç yok, yüzde 48’inde var ama yeterli değil.
Hastane çalışma ortamlarının koronavirüs salgınına yönelik yapılan düzenlemeler konusunda yetersiz olduğunun altını çizen Erden, şöyle aktardı:
- Hastanelerin yüzde 29’unda tüm hastanede triaj uygulamasına geçilmiştir.
- Bununla birlikte hastanelerin yüzde 43’ünde Kovid-19 için özel başvuru yerleri ayrılmıştır, yine hastanelerin yüzde 58’inde sadece acillerde triaj söz konusudur.
- Hastanenin rutin olarak çalışmaya devam etmesi ise yüzde 8’dir..
Eğitimler yapılmadı
Sağlık çalışanlarına koronavirüsle ilgili verilen eğitimlerin yetersiz olduğunu aktaran Erden, şöyle sıraladı:
- Hastanelerin yüzde 26’sında Kovid-19 ile ilgili eğitimler,
- yüzde 20’sinde el hijyeni ile ilgili eğitimler,
- yüzde 48’inde solunumsal hijyene yönelik eğitimler,
- yüzde 27’sinde KKD kullanımı ile ilgili eğitimler,
- yüzde 44’ünde salgının aşamalarına göre sağlık kurumlarında yapılacak düzenlemelere ilişkin eğitimler,
- yüzde 32’inde triaj prosedürleri ile ilgili eğitimler,
- yüzde 39’unda karantinadaki hastalarla nasıl çalışılacağına ilişkin eğitimler,
- yüzde 35’inde izolasyondaki hastaların yerleştirilmesi ve taşınmasıyla ilgili eğitimler,
- yüzde 40’ında salgına ilişkin birimlerde göreve yeni başlayacaklarla ilgili eğitimler yapılmamıştır.