
Kürt halkına karşı tam bir savaş açtığı için Kürt siyasetçilerine de bir savaş açmıştır. Bu nedenle önüne geleni hiçbir neden olmadan tutukluyor. Daha doğrusu politikleşmiş her Kürt tutuklanma nedenidir. 2009 yıllında başlayıp 2013’e kadar on bin civarında siyasetçinin tutuklanmasından daha fazla siyasetçi tutuklamayı hedefleyen bir siyasi soykırım saldırısı yapılmaktadır.
Aslında bir yerde bu kadar siyasetçiyi tutukluyorsa, bu aynı zamanda çok büyük bir toplumu karşısına alıyor demektir. AKP faşizmi Bakurê Kurdîstan ve Türkiye’de 15 milyondan fazla Kürt’ü karşısına almıştır. Bu kadar siyasetçiyi tutuklamak saldırısının son aşamasıdır. Diğer tüm savaş yöntemleri başarısız kalınca bu düzeyde siyasi soykırıma başvurulmuştur. Bundan sonrası toplu fiziki soykırımdır. Aslında bu da yapılmaktadır. Kürtsüzleştirme saldırıları da fiziki soykırımın bir biçimidir.
AKP iktidarı şimdi siyasi soykırımla fiziki soykırımı birlikte uygulamaktadır. Zaten binlerce siyasetçinin tutuklanması, bu tutuklamaların süreklileştirilmesi doğrudan fiziki soykırımdır. Fiziki soykırım artık toplu öldürme olarak ele alınamaz; yetersiz kalır. Eğer bir halkın, bir ulusun soykırımından söz ediyorsak bunu sadece milyonlarcasının aynı anda öldürülmesi olarak anlamak yetersizdir. Eğer Ermeni tehciri olmasaydı, sadece katliamlarla yüz binlerce öldürmelerle soykırım gerçekleşmezdi. Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti Ermenileri ve Süryanileri esas olarak tehcirlerle soykırıma uğratmıştır. Aslında şimdi Kürtler için de benzer bir politika izlemektedir. Ortadoğu’daki savaş ortamını Kürt soykırımıyla tamamlamak istemektedirler. Kürtler bu gerçeği görmezlerse büyük bir gaflet ve ihanet içinde olurlar.
Artık AKP faşizminin tüm ittifaklarıyla Kürtlere saldırısı sadece PKK’ye sempati duyan, HDP’ye oy veren Kürtlerle sınırlı değildir. AKP şu anda başta MHP olmak üzere kurdukları ittifaklarla tüm Kürtlerin varlığına yönelik bir saldırı içindedir. AKP faşizminin hedefinde, şimdiye kadar kendisine oy vermiş Kürtler de vardır. Kendine Kürt deyip PKK karşıtlığı yapanlar bile eğer Kürt olduklarını söylüyorlarsa, bu saldırı onlara da yöneliktir. Soykırımcı ulus-devletçi faşizm, Kürtlerin güçlendiğini, özgür yaşamda ısrarlı olduğunu görünce saldırısını bu düzeyde arttırmıştır. Kürtler özgürlüğe yaklaştığı için saldırı bu kadar şiddetlendirilmiştir. Kürt sorununda çözüm politikası olmayanlar, inkarcılığı sürdürenler Kürtlerin güçlenmesi karşısında ya sorunu çözeceklerdir ya da şiddetli bir saldırıyla Kürtlerin iradesini kırıp soykırım yoluna başvuracaklardır. Türk devleti AKP faşizmi ile ikincisine yönelmiştir.
Sessizlik fiziki soykırımı kabul etmektir
Şu anda yapılan siyasi soykırım operasyonları bu soykırım saldırısının zirveleştirilmesi, derinleştirilmesi ve yaygınlaştırılması olmaktadır.
Siyasi soykırımların normalleşmesi, kabul edilir hale gelmesi Kürtler için ölümdür. Siyasi soykırım operasyonları karşısında sessizlik, aslında fiziki soykırımı kabul etmektir. Siyasi soykırımı fiziki soykırımın temeli olarak görmeden ve siyasi soykırıma karşı mücadele etmeden bir halk varlığını koruyamaz. Varlığını korumak isteyenler ilk önce siyasi soykırıma karşı çıkmalıdırlar. Nasıl ki önderlerine sahip çıkamayan halklar köleliğe ve yok olmaya mahkumlarsa, siyasi soykırıma karşı çıkamayanlar da varlığını koruyamazlar. Hele günümüzde siyasi her soykırım, bir halkın varlığına yönelik bir saldırıdır.
En fazla Kürt’ün gözaltına alındığı ve tutuklandığı dönem AKP iktidarı dönemidir. 12 Eylül faşizmi döneminde bile bu kadar Kürt tutuklanmadı. PKK kadroları ve sempatizanları tutuklandı; PKK ile bir örgütsel ilişki temelinde tutuklamalar yapıldı. Şimdi Kürt halkının özgür ve demokratik yaşamını isteyen herkes tutuklanmaktadır. Öyle ki HDP’ye oy veren herkes suçlu konumundadır. Örgütle bir ilişkisinin olup olmaması önemli değildir. Gelinen aşamada esas olarak halkın sindirilmesi esas alınmaktadır. Tayyip Erdoğan ve Saray Gladyosu tutuklamalara paralel olarak halkı sindirecek hangi yöntem varsa onu kullanma talimatı da vermişledir. Eskiden öldürmeleri halkı PKK baskısından kurtarmak için yaptıklarını söylerlerdi, şimdi halkın da başını ezmek gerekir diyorlar. Söylemleri de konuşmaları da tamamen buna yöneliktir. Bu açıdan siyasi soykırım operasyonları tüm Kürt halkını ilgilendirmektedir.
Siyasi soykırım operasyonları tamamen soykırım amaçlı ve tüm Kürt halkını ilgilendiriyorsa, Kürt halkına düşen ilk görev, siyasi soykırım operasyonlarına dur diyecek bir tutum göstermek ve bu saldırıları bir mücadele gerekçesi görüp ona göre hareket etmek olmalıdır Urfa’daki tutuklamalar Doğubayazıt’ı ilgilendirmektedir. Bir yerde siyasi soykırıma karşı mücadele diğer yerlerdeki siyasi soykırım operasyonlarına karşı da bir tutum anlamına gelir. Her siyasi soykırım tüm Kürtleri tutuklama anlamına gelmektedir. Çünkü tutuklamalar için tek neden vardır, o da özgür ve demokratik yaşam isteğidir. Şu anda herkes tutuklandığına göre, tüm Kürtler bu tutuklamalara karşı çıkmalıdır. Tutuklamalara karşı çıkmak en meşru haktır. Çünkü ortada hak, adalet gibi kavramlar yok olmuştur. Türkiye halklarının bile mahkemelere ve yargıya güvencesi kalmamıştır. Kürtlerin tutuklanması, soykırımcı zihniyet ve politikaların sonucudur. Dolayısıyla esas olarak tutuklayanlar suçludur. Bu açıdan siyasi soykırım operasyonlarına direnmek evrensel meşru bir haktır. Türk devletinin bu soykırım saldırılarına karşı koymamak, insanlık açısından suçtur. İnsanlık suçlarına sessiz kalmak, göz yummak suçtur.
AKP iktidarı şimdi ne yapıyor? Hak arayan her Kürt’ü tutukladığı gibi, Kürt’ün seçtiği belediye eşbaşkanlarını, meclis üyelerini bazı istisnalar dışında zindanlara atıyor. Tutuklamalar durmadan sürdürülürken şimdi bu tutuklamalar parti eşbaşkanları ve milletvekillerine vardırılmış bulunmaktadır. HDP’liler ve DBP’liler niçin tutuklanıyor? Herhangi bir silahlı eyleme mi katılmışlar? Silahlı örgüt üyesi midirler? Hayır, suçları konuşmak ve AKP’nin faşist politikalarını eleştirmektir. Milletvekillerini de yine konuşmalarından dolayı tutuklamak istiyorlar. Çünkü bu konuşmalar AKP’nin politikalarını eleştiriyor, Kürtlerin haklarını talep ediyor.
En ağır suç ise, bir taziyeye gitmek! Van milletvekili Tuğba Hezer Ankara eylemini yapanın ailesine taziyeye gitmiş. Tuğba Hezer’in kendisine oy veren bir ailenin taziyesine gitmesi kadar doğal bir şey olamaz. Bir annenin ve babanın acısını paylaşmak kadar doğal bir şey olamaz. Faşist anayasanın ve ceza yasalarının hiçbir maddesinde de böyle bir suç yoktur. Taziyeye gitmek insanlık açısından en eski bir gelenektir; insanlık görevidir. Kürtlerde taziyeye gitmek hiçbir yerde görülmediği kadar zorunlu bir görevdir.
Kürt’ün ölüsüne de düşman
Bir insan öldükten sonra artık o cesede hakaret yapılamaz. Türk devleti öyle bir zihniyet yaratmıştır ki, ölen gerilla cesedine hakaret yapılmaktadır. Geçmişte neler neler yaptıkları basına yansıdı. Şimdi de bu uygulamaları en çirkince sürdürmektedirler. Herhalde dünyada ölülere bu kadar hakaret eden bir zihniyet görülmemiştir. AKP iktidarı dönemi bu bakımdan çok ağır suçlar işlemiştir. Tayyip Erdoğan ve Saray Gladyosu kendilerini kurtarmak için savaş çetelerine “her şeyi yapabilirsiniz” talimatını vermiştir. Yine hiçbir suçtan yargılanmayacakları sözünü vermiştir. Roboskî’de katliam yapanların hiçbirisinin bir kılına bile dokundurtmamıştır. Bu açıdan AKP iktidarından her şey beklenmelidir.
Kürt’ün ölüsüne düşman olan dirisine neler yapmaz ki! Tayyip Erdoğan her gün HDP’lileri hedef gösterirken, tabii ki asker ve polis cesetlere olmadık hakaretler yapar. Polisler göz altına alır, hakimler tutuklar. Tayyip Erdoğan ve Saray Gladyosu savaşı tüm Kürt halkına yöneltmiştir. Gerilla karşısında çaresiz kaldıkça halka saldırısını daha da arttırmıştır.
Gelinen aşamada korkunun ecele faydası yoktur. Kürt halkının direnmekten başka yolu kalmamıştır. Artık nefes almak ve yaşamak ancak direnmekle mümkün olabilir. Hiç kimse sıranın kendisine gelmesini beklemeden direnişin içine girmelidir. Eğer Kürtlüğünden vazgeçmeyecekse, soykırım saldırılarına boyun eğmeyecekse, Türkleştirme saldırısını kabul etmeyecekse, en başta da siyasi soykırım saldırılarına karşı direnmesi gerekir. Bu konuda bir yerden çağrı gelmesine gerek kalmadan ayağa kalkılmalıdır. Kamuran Yüksek tutuklandığında halkın hemen ayağa kalkması gerekirdi. Parti yöneticileri, herhangi bir siyasi kurum ve sivil toplum yöneticisi söylemeden halk harekete geçmelidir. Hatta bu konuda pasif olanları dinlemeden harekete geçmelidir. Hala zaman geçmiş değildir. Halk, siyasi soykırım operasyonları için her yerde ayağa kalkmalıdır.
Bir iki gün içinde dokunulmazlıkların kaldırılması yasası onaylanacak. Buna karşı Kürt halkı Dersim’den Hakkari’ye, Urfa’dan Iğdır’a, İstanbul’dan Çukurova’ya, İzmir’den Ankara’ya kadar her yerde sokaklara dökülmeli, siyasi irademe dokunma serhildanlarına kalkmalıdır. Kesinlikle bu tür saldırılar sessiz karşılanmamalıdır.
Siyasi soykırım operasyonlarına direnmek de özyönetim direnişlerinin bir parçasıdır. Özyönetim ve özerklik en başta da siyasi iradesine sahip çıkmakla mümkündür. Bu açıdan siyasi soykırım operasyonlarına özyönetim direnişlerinde şehit düşenlerin anısına bağlılığın gereği olarak da karşı çıkılmalı, her siyasi soykırım operasyonu serhildan gerekçesi olmalıdır.
M. Delila