İkinci Dünya Savaşı’ndan, Sovyetlerin çöküşüne kadar dünyadaki gelişmelere damgasını vuran esas hadise; iki süper güç Amerika ve Sovyet-Rusya arasında süren soğuk savaş olmuştur. Soğuk savaş dönemi, bir nükleer savaşı da içeren, çılgınca silahlanma yarışı dönemidir de. Prusyalı general entelektüel Clausewitz’in: “Eğer silahlar, savaşların yapılma amaçlarını dahi tehlikeye atacak kadar yıkıcı hale gelirse, devletlerin kendileri de savaş kurbanı olabilir.” Tesbitiyle, bir asır önce bu tehlikeye dikkat çekmiştir.
Soğuk savaş konsepti, doktrini her iki kutupta olanca ağırlığıyla her alanda hayata geçirilmiş ve adeta bir zihniyet temelinde kurumsallaşmıştır. Ekonomiden politikaya, din, kültür-edebiyattan basın-yayına, ve sanata, askeri ve bürokratik -yargı dahil- kurumlardan, günlük sosyal yaşama kadar  indirgenerek, toplumsallaşmış ve özümsenmiştir.  Komünist-dinsiz veya emperyalist-faşist tehlike, bir düşman algısı üzerinden her iki tarafın toplumlarına ve çeşitli kurumlarında görev yapan kadrolarına yedirilmiştir. Bu durum her iki kampın içinde yer alan ve etrafında kümelenen ulus-devletler ve toplumları için ciddi ve kalıcı sosyal ve ruhi travmalara yol açmıştır. Stalin’in: “Atom bombaları sinirleri zayıf insanları korkutmak içindir, bombayı denemde bir yıl kadar gecikseydik, belki bize karşı denenirdi” açıklaması, soğuk savaş psikolojisine çarpıcı bir örnektir.
Zaten soğuk savaş döneminin başka bir tanımı da; “Dehşet dengesi”dir (Mutually Assured Desrtuction M.A.D). Kurumsal ve ferdi olarak doktriner yapılanma, insanların karakterini, zihniyetini dumura uğratmıştır. Bağımlı, endişeli, her an hasmını mahvetmeye hazır, güvensiz, şüpheci, entrika ve komplocu, otoriter ve boyun eğmeci, ideolojik-doğmatik merkezci, insan tipolojisi; soğuk savaş döneminin yetiştirdiği bir kadro profilidir. 20.yy’ın ikinci yarısından bu tarafa, yer küre, soğuk savaş psikolojisinin düşünce ve davranış kalıplarını, değişik oranlarda ve şekillerde yaşamaktadır. İçselleştirme öyle derindir ki, bu yapılanma, olması gereken doğru olarak kabul görmüştür.
Günümüz itibariyle dünyada ulus-devletlerini yöneten askeri, politik ve bürokratik kadrolar, uzmanlar, göz önüne getrildiğinde büyük çoğuluğunun soğuk savaş dönemi yetişmeleri, “soğuk kadrolar” olduğu görülecektir. Putin eski bir KGB subayıdır, ama Amerika’yı da soğuk savaş strateji merkezi olan -ki halen öyledir- Pantegon yönlendirmektedir. Alternatif model arayışı içinde olan ulus-devletlerde bile soğuk savaş yetiştirmesi kadroların etkili olduğu hemen görülecektir. Ortadoğu ulus-devletlerinde “Soğuk Kadro” tahakümü, sultası halen devam etmektedir. Diktatör Mübarek de, ordu tarafından azledilen Mursi de “soğuk kadro”dur. Soğuk savaş ikliminde yetişmiş, hakkaniyet ve demokrasi kültürü, olmayan kimselerdir. Sonunda sahibini vuracak olan, klasik güç ve iktidar oyununda Mursi, Amerika’nın Mısır ordusuna göz kırpmasıyla, iktidarını kaybetmiştir.
Türkiye’ye baktığımızda devlet bürokrasisi, akademik dünya, ekonomi ve siyasi partiler, sivi toplum örgütleri ve sol-sosyalist yapılanmalarda dahi; -ki “demokrasi, eşitlik ve özgürlük” derken bile ses tonu hüküm edici, kaşları çatıktır, mesela.- soğuk savaş zihniyet ve davranış kalıplarının etkili olduğu görülecektir. Şu anda Türkiye’yi yönetmekte olan AKP’li kadroların çoğu “komünizmle mücadele dernekleri” yetiştirmesi, soğuk savaş kadrolarıdır. Dışişleri Bakanı Davutoğlu; Nisan 2013 tarihinde Kazakistan’a yaptığı ziyaret de: “Türkiye soğuk savaş mantığının kölesi olmayacak, soğuk savaş prangalarını çıkardık” beyanı bunun açık itirafıdır. AKP 2025 yılını hedeflese de, bu kafayla ülkeyi yönetmesi zor. Çünkü soğuk savaş zihniyetli yapılanmalar ve kadrolar, (AKP, CHP, MHP, İP, vb.) demokrasi özürlüdür. Ve üçüncü bin yılın ilk çeyreği bittiğinde, bunların çoğunun artık birer siyasi mevta olacağı besbellidir. Çünkü; gelecek yeni kuşaklar, “soğuk kadro”lar ve zihniyeti tarafından yönetilmeyi, kesinlikle red edeceklerdir.
Kürtlerin cephesi açısından Kürt Özgürlük Hareketini terk edip gidenlerin, ve eleştiri adı altında karalayanların, gerekçe ve argümanlarına bakılıdığında, soğuk savaş psikolojisi ve onun iktdarcı güçsever zihniyetinin-ahlakının ağır etkileri hemen görülecektir. Güney yönetimine gelince, başka yanlış ve eksiklikleri bir tarafa, sadece Rojava politikası bile bir turnusol gibi gerekçeleri açığa vurmuştur. Kürt-Federe Yönetimi kendisini dönüştürüp, halkın demokratik iradesini esas almazsa, mevcut soğuk savaş kadroları (ekonomik-politik, dini, felsefik vb.) ve zihniyeti ile yönetmesi yakın zamanda pek mümkün olmayacaktır. Dolayısıyla barış ve demokratik kurtuluş sürecinin önemi ve onun geleceği karşılama yeteneğinde olan yeni paradigmasının değeri, şimdi daha iyi kavranıyor. Halkların özgür, hakkaniyetli ve demokratik yaşam talebine, bir alternatif yaşam projesi olarak ışık tutuyor.