Amed Belediyesinin gaspı ve Cumhuriyet gazetesini susturma, Erdoğan faşizminin saldırı stratejisinde erken bir eşik atlama denemesiydi.
Amed (Diyarbakır Büyükşehir) Belediyesini gaspetmeyi en sona bırakarak daha az kitle direnişiyle karşılaşmak isteyeceği düşünülürdü. Fakat Kürdistan kentleri belediyelerini gasp sürecinin orta yerinde Amed Belediyesine saldırdı.
Türkiye cephesinde ise eşzamanlı olarak Cumhuriyet gazetesini susturma saldırısı gerçekleştirdi. İMC ve Hayat Tv ile çok sayıda ilerici yayını bir süre önce kapatmıştı.
Bu iki simgeye saldırı daha geniş antifaşist Türkiye ve yurtsever Kürdistan halk kitlesinin nabzını yoklamayı, ona göre yol almayı hedefliyordu.
Saldırılara karşı direniş, ihtiyaç duyulan düzeyde olmasa da, belirli bir kitlesellikle sürüyordu.
Bu direnişleri sürdürerek büyütmek Erdoğan faşizminin sonraki saldırılarını püskürtüp yenmenin önemli basamağı olacaktı.
Bu arada Kürdistan belediyelerine gasp ve akademiye faşist mengene devam ediyordu.
3 Kasım gecesi, 4 Kasım’a evrilirken, Erdoğan’ın HDP Eşbaşkanlarını ve vekillerini polis zoruyla rehin aldığını gördük.
Anlaşılan diktatör, baskı, yasak ve zindanı, adım adım uygulamak yerine eşzamanlı ve topyekün uygulamak istiyor.
Erdoğan, Cizre’den Sur ve Şırnak’a Kürt halkımıza, kentlerde devrimcilere faşist imhayla şok ve dehşet yaratarak halklarımızı ve bizleri teslim almak istemişti.
Şimdi de ilerici, devrimci basına, vekillerimize, KESK’li emekçilere, akademinin demokratik yüzüne, hatta muhalif olan herkese polis-yargı –F tipi hapishaneyle eşzamanlı topluca saldırıyor. Şaşkınlık ve suskunluk yaratarak faşizmini yerleştirmek ve sağlamlaştırmak istiyor. Mussolini ve Humeyni gibi...
Görünenden farklı olarak şok ve dehşet yaratma saldırıları Erdoğan faşizminin zaferini getirmedi. Halklarımıza ve devrimci evlatlarına kan ve gözyaşı getirmesine, yakın tarihte görülmemiş vahşeti yaşatmasına rağmen faşizminin zaferini ilan edemedi.
Erdoğan’ın imdadına yetişen Yenikapı Milliyetçi Cephesi de üçlü saç ayağından birini kaybetmek zorunda kaldı. Cumhuriyet’i susturma ve yöneticisini ayağından vurma saldırısı, destek kitlesinin CHP’nin Erdoğan faşizminin koltuk değnekliği rolüne tepki duymasına yol açıyor.
Kürt Özgürlük Hareketi’nin ve Birleşik Devrimci Hareket’in direnişi devam ediyor.
Erdoğan faşizminin Cerablus’tan başlayan ve Musul’da da denemek istediği işgaller iflasla yüzyüze.
Erdoğan faşizmi zayıflığını gizlemek için, şimdi topyekün saldırıyı eşzamanlı yoğunlaştırıyor. Yapacağı yeni şey politik İslamcı-Türkçü-Mafyacı faşist milislerle saldırmaktır. Buna girişebilir ama büyütemez, çünkü destek kaybeder ve silahlı direnişi büyütmeye yol açar.
Şimdi HDP’li vekillerimizi, ilerici basınımızı, demokrat hocalarımızı, KESK’lileri, demokratik kitle örgütlerimizi savunmak için...
Topyekün saldırıdan şaşkınlığa ve suskunluğa düşmeyeceğimizi ve asla teslim olmayacağımızı Erdoğan faşizmine göstermek için...
Alanlara çıkıp Erdoğan faşizmine karşı mücadeleyi büyütelim. Halklarımızın demokratik gücünü göstererek, özgüveni ve mücadeleciliği güçlendirelim. Vahşet ve karanlığın temsilcisi Erdoğan’ın güçsüzlüğünü gösterelim, faşizmin yenilgisini yakınlaştıralım.