- Gazeteci Meltem Oktay’ın Nisêbîn’de yaşanan özyönetim direnişine dair tanıklıklarını kaleme aldığı ilk kitabı “Sokakların Hafızası: Bir Gazetecinin Nusaybin Tanıklığı” yayımlandı. Yazar, kitabıyla tanıklıklığını ve direnişi tarihe not düşmeyi amaçlıyor.
- Nisêbîn’den ayrılırken şehit düşen Kawa Çekdar ve Xebatkar’ın kendisine söylediği “Git ve direnişimizi yaz” sözleri kitabın çıkış noktası oluyor. Meltem Oktay, “Geride bıraktığım insanlar vardı. Onların unutulmasına razı değildim” diyor.
FİLİZ ZEYREK
Gazeteci Meltem Oktay’ın 2015-2016 yıllarında Nisêbîn’de yaşanan özyönetim direnişine dair tanıklıklarını kaleme aldığı ilk kitabı “Sokakların Hafızası: Bir Gazetecinin Nusaybin Tanıklığı”, J&J Yayınevi tarafından yayımlandı.
“Unutulan her insan ikinci kez ölür” diyerek kitabını Nisêbîn’de yaşamını yitirenlere ithaf eden Meltem Oktay, 426 sayfalık çalışmasında Nisêbîn’e ilk gidişinden yoğun çatışmaların yaşandığı döneme ve kentten ayrılışına uzanan süreci üç bölümde anlatıyor.
Meltem Oktay, meslek yaşamının dönüm noktası olarak tanımladığı Nisêbîn özyönetim direnişi sırasında sekiz ay boyunca kentte kaldı. Nisêbîn’de yaptığı haberler gerekçe gösterilerek tutuklanan Meltem Oktay, yaklaşık üç yıl cezaevinde kaldı. 2019’daki tahliyesinin ardından Türkiye’den ayrılan ve bugün İsviçre’de sürgünde yaşayan Meltem Oktay, cezaevinde yazmaya başladığı kitabıyla Nisêbîn sokaklarında tanıklık ettiği yaşamları ve direnişi tarihe not düşmeyi amaçlıyor.
‘Git ve direnişimizi yaz’
Meltem Oktay, kitabın ortaya çıkışını, “Ben Nisêbîn’e kitap yazmak için gitmedim, gazeteci olarak gittim. Fakat oradan çıktığımda artık yazmam gerektiğini biliyordum” sözleriyle anlatıyor. Sekiz ay boyunca kaldığı mahallelerde insanlarla güçlü bağlar kurduğunu belirten Meltem Oktay, “Evlerine girdim, sofralarına oturdum, bazen bir parça ekmeği bölüştük” diyor. Tanıştığı direnişçi gençleri ise, “Çok gençtiler, hep gülüyorlardı, hayalleri vardı” sözleriyle hatırlıyor.
Bu gençlerin birçoğunun daha sonra şehit düştüğünü belirten Meltem Oktay, yaşadıklarının gazeteci ile haber arasındaki mesafeyi ortadan kaldırdığını söylüyor: “Karşınızdaki kişi artık bir haberin içindeki isim olmuyor, sesini bildiğiniz bir insana dönüşüyor.”
Nisêbîn’den ayrılırken şehit düşen Kawa Çekdar ve Xebatkar’ın kendisine söylediği “Git ve direnişimizi yaz” sözleri ise kitabın çıkış noktası oluyor. Oktay, bunu bir sorumluluk olarak gördüğünü belirterek, “Geride bıraktığım, artık yaşamayan insanlar vardı. Onların unutulmasına razı değildim” diyor.
Sayıların ötesinde insan hikayeleri
Sokakların Hafızası, Nisêbîn direnişini annelerin, çocukların ve direnişçi gençlerin hikayeleri üzerinden anlatıyor. Savaş anlatılarında insanın kolaylıkla görünmez hale geldiğini söyleyen Meltem Oktay, geriye çoğu zaman yalnızca “silahlar, sayılar ve operasyonların” kaldığına dikkat çekiyor: “Ben kitapta o mahallelerin insanlarını ve direnen gençleri görünür kılmaya çalıştım. Haberlerimi o sokaklarda yaptım, evlerin kapıları bana orada açıldı. Bir sokağın görüntüsünü değiştirebilirsiniz, bir mahalleyi bambaşka hale getirebilirsiniz ama orada yaşanmış olanı yaşanmamış hale getiremezsiniz.”
Bu nedenle kitap yalnızca “Nisêbîn’de ne yaşandı?” sorusunun peşinden gitmiyor. Meltem Oktay, “Orada kimler vardı, ne düşünüyorlardı, neden umut ediyorlardı” sorularına da yanıt arıyor.
Cezaevinde başladı, sürgünde tamamladı
Nisêbîn’den ayrıldıktan kısa süre sonra tutuklanan Meltem Oktay, kitabı Gebze Kadın Kapalı Cezaevi’nde yazmaya başlıyor. “Cezaevine girdiğinizde hayat bir anda duruyor” diyen Meltem Oktay, sahada yaşadıklarının ağırlığını ancak orada kavrayabildiğini belirtiyor: “Yazmak bazen çok ağırdı, çünkü yeniden yaşamaktı. Ama yazmam gerektiğini biliyordum.”
Kitabın ana metnini yaklaşık 6-7 ayda tamamlayan Meltem Oktay, cezaevinde aynı koğuşta kaldığı Kürt yazar Rojbin Perişan’ın desteğini özellikle vurguluyor. Cezaevindeki birçok arkadaşının da metni okuduğunu belirten Meltem Oktay, onların Nisêbîn’de yaşananları bu metin aracılığıyla daha ayrıntılı öğrendiklerini ve anlatılanlardan derinden etkilendiklerini aktarıyor.
Hafıza hep bizimle
Kitabın ana metni cezaevinde ortaya çıksa da sürgün yılları, Meltem Oktay’ın metni dijitalleştirdiği ve yeniden gözden geçirdiği dönem oluyor: “Sürgün kitabı doğuran şey olmadı ama yazdıklarımla kurduğum ilişkiyi değiştirdi. Ülkemden uzaklaştıkça hafızanın değerini daha fazla kavradım. İnsan ülkesinden ayrılırken evini, sokağını yanında götüremiyor. Ama hafızasını götürüyor.”
Önce Kürtçeye çevrilsin
Meltem Oktay’ın bundan sonraki hedeflerinden biri kitabın farklı dillerde okurla buluşması. İlk olarak Kürtçeye çevrilmesini istediğini belirten Meltem Oktay bunun nedenini, “Çünkü hikayelerini anlattığım insanların dili Kürtçeydi” sözleriyle açıklıyor. Ardından, yaşadığı ülke nedeniyle kitabın Almancaya çevrilmesini istiyor.
Türkiye’de fiziken bulunamadığı için klasik bir imza günü düzenleyemeyecek olan Meltem Oktay, söyleşiler aracılığıyla okurlarla buluşmayı planlıyor. Kitabın ticari başarısından çok taşıdığı hafızanın kendisiyle ilgilendiğini vurgulayarak, “Benim için mesele kitabın satılması değil, Nisêbîn’in ve o insanların yeniden hatırlanması” diyor.
Meltem Oktay’ın meslektaşlarına da bir çağrısı var: “Bugünü anlatıyoruz, yarın başka bir habere geçiyoruz. Ama yıllar sonra o küçük haberin geride kalan tek kayıt olduğunu görüyoruz. Hafıza ancak böyle canlı kalabilir.”