Bu ülkelerde sadece insanlar yaşamaz. Hayvanlarımız, otlarımız, evlerimiz, eşyalarımız, giysilerimiz, caddelerimiz, isimlerimiz, anılarımız, hislerimiz, küçükken diye başlayan hikayelerimiz. Bunlar rakamların içine giremez.
Sağ olsunlar ki rakamların içine girmeyeni, kalplerimizin kapısına taşıyan yazarlar var... Sadık Aslan, böyle bir öykü kitabıyla çalıyor kapıyı. Yalnız bir öykü kitabı mı? Bir kılavuz belki de. Bu kitap, elimizden tutup solgun sarı sokaklarda dolaştırıyor bizi... Avlular, pencereler, sokak başları, hepsi bir hikaye anlatıyor. İçli, derin, bam teline dokunan… Meryem, Zerê, Yadê Cazya, Şêmûne, Mîta sözlerini söylüyor. Sözler, o eski solgun sarı taşlarda yankılanıp dünyanın etrafını saran ve peşini bırakmayan kocaman bir sese dönüşüyor.
Sadık Aslan’ın öykülerinin gücü, yalnızca edebi olarak çıtayı yükseltmesinde değil. O sarıyı bile solduran topraklara can veren ‘öteki’ renklerin yok olmasındaki payımızı ve dahi borcumuzu gönül defterimize yazmasında saklı... Süryani, Ermeni, Êzidî halkların bu topraklarda yaşamak isteyip de yaşayamadıkları her şey için; bunlardan çıkabilecek ama yaşanamadığı için yazılamayan o güzel öykülerden elimizde bunlar kaldığı için... Solgun Sarı, biraz da bir tutum değişikliği, onlar gibi hissetme, yeni bir pencere demek...
Solgun Sarı (Tor Hikâyeleri)
Yazar: Sadık Aslan
Lis Yayınevi
İkinci Baskı/Mayıs 2016
SEVİNÇ TANYILDIZ