ZABEL MİRKAN

“Bu kitabın meramı, sol kültüre kuramlarla deneyimlerin, fikirlerle hislerin, tutkularla ütopyaların bir bileşimi minvalinde yaklaşmak. Solun belleği zaferlerden ve yenilgilerden olma devasa, prizmamsı bir hazne, melankoliyse bir his, bir haletiruhiye ve bir duygular mecrasıdır” böyle diyor Enzo Traverso, Michel Löwy’ye ithaf ettiği ”Solun Melankolisi” kitabında.

Kitabın ana hatlarının etrafında döndüğü, ilerlediği bir tarih var: 1989. Berlin Duvarı’nın yıkılış tarihi. Bu tarihi ise 1991 izliyor, hepimizin bildiği gibi Sovyetler Birliği’nin yıkılma tarihi. Traverso’ya göre 19. yüzyıla Fransız Devrimi, 20. yüzyıla da Sovyet Devrimi ile giren sol ve genel olarak dünya; 21. yüzyıla yıkımla, kanla, gözyaşıyla girdi. Bunun en kritik örneklerinden biri ise 11 Eylül saldırıları. 1989’dan sonra “manen çatısız” kalıp geçmişte dünyayı dönüştürmek adına girişilen tüm çabaların başarısızlığını kabul etmek zorunda kalınca, dünyayı ışığında yorumlamaya çalıştığımız fikirlerin kendisi sorgulanmaya başlandı. Ve bundan on yıl sonra, “başka bir dünyanın mümkün olduğunu” ileri süren yeni hareketler ortaya çıktığında, onların da kendi entelektüel ve siyasal kimliklerini baştan tanımlamaları gerekti.

Traverso’ya göre bu kuşak kendilerinden önceki diğer “yetim” kuşakların yaptığı gibi “gelenek icat edemezdi”. Ve bu kuşak en kolay yolu izledi, kendilerini hep “mağlup” görmeye başladı. Geçmişte mücadele ederek ölenlerin anısına hatta ölülerine sarıldı. İlerlemedi, üstüne bir şey koymadı; çünkü zaten onun istediği o devrimcilik rolüydü.

Geçmişi saplantı haline getirmek

Traverso’nun en haklı eleştiri ise geçmişte uygulanan yanlış pratiklerin gelecek tahayyüllerimizi ne denli etkilediği. Şöyle diyor: “Bu devrimler kendilerini geleceğe yansıtmak yerine geçmişi saplantı haline getiren toplumlar yarattı.”  Reel sosyalizmin başarısızlığından ders çıkarmak yerine, onun hatalarını izleyen ve sürdüren muhafazakar politikalar olmasaydı bu ütopyaların elbette ki devamı gelebilirdi. Ancak sol yenilgi edebiyatına, yenilgiye ve geçmişe o denli sarıldı ki, galip geleceği yeni dünya tahayyüllerinden kendini yoksun bıraktı. İnsanlar için şu an yaşanılan dünyanın sonunu tahmin etmek sosyalist bir dünya fikrinden daha yakın. Bu kimin başarısızlığı? İşte Traverso’nun kitabı tam da bunu düşünmeye sevk ediyor bizi. Çünkü sol melankoli, sosyalizm fikrini yahut daha iyi bir gelecek ümidini bir kenara bırakmak değil, sosyalizm anısının yitirildiği, gizlendiği, hafızalardan silindiği ve kurtarılmasının zorunlu olduğu bir zamanda sosyalizmi yeniden düşünmektir; kaybolan bir ütopyanın matemini tutmak değil, devrimciliğe karşı duran bir çağda devrimci projeyi baştan düşünmektir.