
Kapitalizm bir yönüyle de insan katliamı anlamına gelmektedir. Doğa katliamı ise kapitalizmin amentüsü gibidir. Kapitalizm demek doğaya hükmetmek, doğa üzerinde istediği operasyonu yapmak demektir. Şimdiye kadar bu durum ilericilik olarak görülürken, bugün en fazla da doğayı tahrip ettiği için kapitalizme karşı çıkan bir bilinç tüm dünyada gelişmektedir. Bu gerçeğin en somut ifadesi olarak Kürt Halk Önderi “en temel bilinç ekolojik bilinçtir” değerlendirmesinde bulundu. Toplumsallaşmak, insanlaşmak varlığın ilk bilincidir. İlk bilinç doğa dostudur. Doğayı kendi gibi canlı görüp ona kutsallık atfetmektedir. İlk insan mı ilericidir, yoksa doğa düşmanı bugünkü insan mı?
Bu katliamlara bir de iş kazası denilerek meşruiyet kazandırılmak istenmiştir. Savaşlarda bile insan ölümleri meşru görülmezken iş kazası adı altında ölümler meşru görülüyor. İnsanlara en tehlikeli işler yaptırılarak “tatlı karlar” elde ediliyor, ölünce de “kaza oldu” deniliyor. Halbuki daha baştan insanlar ölüme gönderiliyor. İnsanların yaşam olanakları elinden alınınca bu tür tehlikeli işleri yapmayı göze alıyorlar. Ekonomik alanlar toplumun elinden alınmamış olsaydı hiçbir insan yaşamını tehlikeye sokarak bu yönlü ölüm yolculuğu yapmazdı. Bu açıdan insanları aç bırakıp sonradan “karnını doyurmak istiyorsan ekmek aslanın ağzında” demek kadar ahlaksızca ve insanlık dışı bir şey olabilir mi? Son katliam gerçeği böyledir.
Başbakan’ın söylemleri kapitalizmin mantığıdır. Başbakan tam bir kapitalist modernist gibi konuşuyor. Sadece dili sonradan görmelerin dilidir. Kapitalizmin ne kadar çirkin bir sistem olduğunu Başbakan’ın ağzından öğrendik. Hem de toplumsal karakteri olan bir din maskesiyle bireyciliği şahlandıran kapitalizmin savunuculuğunu yaparken! Zaten Erdoğan’ın Müslümanlığı altı kaval, üstü Şişhane Müslümanlığıdır. Kadınların bin yıllardır taktığı eşarbı bile dinen cevaz görmeyen, türbanla ahlakı özdeşleştiren AKP iktidarı bugün türbanı modanın ve marka ürünün baş köşesine oturtmuştur. İran devrimi sırasında tek bir saç telinin görünmesini devrim düşmanlığı olarak gören İran’da bile din adına türban gibi bir tesettür yokken, Türkiye’de saç telinin görünmesini ahlak ve din kültürüne karşıt gören AKP ve yakın zamana kadar müttefiki olan Fethullahçılar Ortadoğu’da İslam içinde kapitalist modernitenin ajanlarıdırlar. Aslında türban da bunlar tarafından kapitalist moderniteyi örten bir örtü haline getirilmiştir.
Tabii ki kimin ne giyeceği kendi sorunudur. Kimseye şunu giy, bunu giyme dayatması yapılmamalıdır. Ne devlet, ne erkek, ne de din adına hiçbir cemaat bir siyasal ya da toplumsal baskı yapmalıdır. Zaten bunların hepsi erkek aklıdır. Erkeğin de böyle bir hakkı olamaz. Kimin ne örtü giyeceği ya da giymeyeceği o kişinin tercihidir. Önemli olan insanın kimliğini, kültürünü, toplumsallığını yok eden bir biçimde olmamasıdır.
Erdoğan bir taraftan türban savunuculuğu ile ahlak ölçüsü ve dersi vermeye çalışırken, kapitalizmin en ahlaksız duruşunu göstermesi bir paradoks gibi görünüyor. Aslında Erdoğan’ın esas kimliği Türkiye’de kapitalizmi görülmedik biçimde geliştiren ve Soma’da konuşan kimliğidir. Erdoğan böyle değerlendirilirse doğru değerlendirilir. Yoksa İslami söylem ve maskeyle Erdoğan anlaşılamaz. Erdoğan’ı dini söylemleri üzerinden ele almak daha baştan insanların kendini kandırması olur. Erdoğan bir kapitalist modernisttir, Fethullahçılar da. Bunlar Demirel, Özal ve Çiller’in kapitalist zihniyetinin yeşil renklisidir. Zaten yeşil sermaye denmektedir. Özünde yeşil sermaye ile diğer sermayenin yarattığı sonuçlar farklı değildir. Zaten kapitalizm şimdi Ortadoğu’ya yeşil sermaye ile girmek istiyor. Her ikisi de kapitalizmin girmesidir. Kapitalizm de kendi kültürü ve ahlakını oluşturur. Hiç kimse bunun önünde engel olamaz. Hem kapitalizm olacak hem de ahlak ve kültür farklı olacak! Bu mümkün değildir. Bu olur diyenler sadece toplumu kandıranlardır.
Kapitalizm sömürü, baskı ve zulüm düzeni demektir. Kabası da incesi de bunlar üzerine kuruludur. Şimdi egemenlik daha çok da kültürel ve zihniyet hegeonyasıyla kuruluyor. Hem kapitalizm savunulacak hem de toplumsal ahlaktan söz edilecek! Gerçek ikiyüzlülük ve sahtekarlık buna denir.
Soma’da kapitalizm ve onun endüstriyalizmi gerçek yüzünü tüm çıplaklığıyla ortaya koydu. Kapitalizm endüstriyalizm demektir. Endüstriyalizmi kapitalizmden çıkardığınızda ortada zaten kapitalizm kalmaz. Azami karsız bir kapitalizm düşünülemez. Toplumsal ihtiyaç değil de azami kar ve bunun için rekabet esas alınırsa doğa katliamı da, iş kazası adı altında endüstriyalizm cinayetleri de önlenemez.
Kuşkusuz kapitalizm başka işletme ve üretimleri ikame etiğinde bazı değişiklikler yapar, ya da işçilerin ve toplumun tepkisiyle bazı tedbirlerle ölümü azaltabilir. Ancak mantık değişmeyince bir yerde tedbirle ölümü azaltırken başka bir yerde katbekat endüstriyalizm cinayetleri ortaya çıkar. Kapitalizmin mantığı değişmedikçe insanları ölüme götürecek birçok olay karşımıza çıkar. Zaten her yıl farklı yerlerde kapitalizmin cinayetleriyle karşılaşıyoruz.
Cinayetten sorumlu olan hükümet şimdi soruşturacağız ve tedbirleri arttıracağız diyor. Bu da safsata ve demagojidir. Kapitalizm ve mantığı değişmedikçe, amiyane deyimle bataklıkla değil de sivrisinekle uğraşırlar. Dolayısıyla esas olarak kapitalizm ve onun zihniyetine, sömürü düzenine, bireyciliği geliştirerek toplum çözmesine ve endüstriyalizmine karşı mücadele vermeden Soma’ya karşı çıkmanın da, soruşturmanın da fazla bir anlamı yoktur.
Önder Apo Soma olayından önce 1 Mayıs meydanlarına gönderdiği mesajda “Ya sosyalizm ya barbarlık” derken kastettiği Soma ve benzeri durumlardı. Soma’da gerçekleşen barbar zihniyetin katliamıdır. Burada barbarlık derken kapitalizmin bugün yarattığının on katı, yüz katı kötülüklerin dünyayı beklediğinin vurgulanmasıdır. Yoksa söz edilen; devletle, sömürü ve baskıyla tanışmamış özgür ruhlu topluluklara yakıştırılan barbarlık değildir. Önder Apo onları barbar olarak görmüyor. Onları, demokratik komünal yaşamı kendi içinde yaşayan özgür ruhlu topluluklar olarak değerlendiriyor.
Bugün barbar olanlar en son bilimsel-teknik imkanların ortaya çıkardığı araçlarla barbarlığını insanlık tarihinde görülmemiş düzeye kavuşturanlardır. Herhalde I. ve II. Dünya Savaşlarını yaşatanlar kadar tarihte barbarlık yapanlar görülmemiştir. Kapitalist modernitenin bugün Ortadoğu’da yarattığı durum barbarlık değil de nedir? IŞİD ve benzeri çeteler de kapitalist modernitenin Ortadoğu’ya girmek istemesinin ürünüdürler. Kapitalist modernitenin sarıklı sakallı türevleridirler. Ortadoğu’ya dinciliği, milliyetçiliği ve her türlü çıkarcılığı bulaştıran da kapitalist modernitedir. Milliyetçiliğin dincilikten beter bir katliam ve soykırım gerçeği olduğu 20. yüzyılda yaşananlarla bir daha kanıtlanmıştır.
Kapitalist barbarlığın Soma’daki yüzünü gördük. Kapitalist modernite bu toplumu ne hale getirdi? Şehirleri nasıl beton yığını yaptı? Kırı da, şehri de yaşanmaz hale getiren Kapitalist modernitedir. Dubai bir gelişme değildir. Hewler’deki betonlaşma bir gelişme değildir. Olsa olsa sonradan görme kapitalizmin kof bir itibar gösterisi olabilir. Amed’teki beton yığınlaşması gelişme değildir. Amed bu beton yığınlarıyla güzelleşmiyor, güzelliğini kaybediyor; beton yığınları ile boğuluyor. Bu tür beton yığınları şehirlerin her yerine demir parmaklık örmek gibidir. Türkiye’nin İstanbul ve Ankara’sı her gün beton yığınlarıyla daha da çirkinleşiyor. Herhalde yüz yıl öncesinin İstanbullusu dirilseydi bu beton yığınlarını kesinlikle demir parmaklıklara benzetirdi. Belki İstanbul’un tepeleri biraz zevahiri kurtarıyor; ama beton yığınlarının İstanbul’u da, Ankara’yı da, Amed’i de, diğer şehirleri de öldürdüğü kesindir. Herhalde çok katlı olmayan mimarilerle şehir daha güzel olurdu!
Derelerin katliamı ne ise Soma Katliamı da odur. Başta Kürdistan olmak üzere Türkiye’de dereler katlediliyor. Böylece ekosistem, yani yaşam alanı yok ediliyor. Yaşam alanı derelerin çevresindedir. Kürdistan’da ise barajlar sadece doğa katliamı için yapılmıyor, kültürel soykırım için de yapılıyor. Kapitalizm zaten kültürel soykırım çağı demektir. Ulus-devlet de endüstriyalizm ve azami kar gibi kapitalizmin ürünüdür. Kapitalizmin olduğu yerde Ermeni Soykırımı da, Yahudi Soykırımı da, Asuri-Süryani Soykırımı da, Kürt Soykırımı da olur. Soma Katliamı da, Tuz gölü ve Urmiye gölü faciası da! İran’da Urmiye şehri var. Binlerce yıl bu şehir gölle yaşamış. Şimdi böyle bir göl yok. Nedeni ise, kapitalist tarım yapıp kısa sürede köşeyi dönmek isteyenlerin yaptığı bir doğa katliamı. Yüz, iki yüz kişinin zengin olması için bir milyonluk şehrin gölü ortadan kaldırılıyor. Kapitalizmin Türkiye gibi çok gelişmediği yerde bunlar oluyorsa Kuzey Kürdistan ve Türkiye’de neler yapmıyorlardır ki!
Türkiye’ye şimdi nükleer santral yapılacak. Niye? Bugünün zenginleri için enerji sağlanacak! Peki, geleceğin toplumu ne olacak? Kapitalizm şimdiyi dünle gelecek arasındaki bir geçiş dönemi olarak görmez. Onun için sadece şimdi vardır. O da azami kar ve sömürüdür.
Bu kapitalizme karşı çıkıp sosyalizm ve demokrasi mücadelesi, yani demokratik sosyalizm mücadelesi yürütmeden, demokratik komünal bir yaşam, komünal bir ekonomi yaratmadan kapitalizmin barbarlığından kurtulmak mümkün değildir. Eko-endüstri, eko-ekonomi, komünal ekonomi, topluluklar ekonomisi ve demokratik toplumu hedeflemeden Soma Katliamına karşı çıkmanın bir samimiyeti ve inandırıcılığı olamaz. Çünkü Soma’daki gibi katliamları önleyecek yol komünal demokrasi ve komünal ekonomidir.