
Türkiye’de yaşamın ne kadar ucuz olduğunu Başbakan’ın ve diğer yetkililerin açıklamalarından bir daha öğreniyoruz. Kapitalizmin hakim olduğu bir yerde insana bakışın başka türlü olmasını beklemek de şaşırtıcı olurdu. Başbakan pişkince “Bu ölümler bu işlerin fıtratında (yani doğasında) var” diyor. Böylece bu katliamın ve cinayetlerin gerçek nedenlerini örtbas etmeye çalışıyor.
Kapitalizmin endüstriyel mantığına göre doğanın da, insanın da ölmesi normaldir. Azami karı elde etmek için doğanın da insanın da öldürülmesi kapitalist sistemin meşru ve doğal hakkıdır! Başbakan “Bu işlerin doğasında var” derken bu “meşru haklarını!” savunmaktadır. Bu ahlaksız meşruiyet hakkını meşrulaştırmak için de yüzyıl önceki işçi ölümlerini örnek göstermiştir. Böylece yüzyıl önceki vahşi kapitalist zihniyette olduğunu ortaya koymuştur. Anlaşılıyor ki sömürüsünü, baskısını inceltmiş efendilerinden de hiçbir şey öğrenmemiştir.
Nasıl ki Kürtlerin direnişi karşısında dünyada hiçbir faşistin söyleyemeyeceği biçimde “Kadın da olsa, çocuk da olsa gereğini yaparız” pervasızlığını göstermişse, şimdi de “Bu işlerde ölüm de olur” diyerek insani duygularının olmadığını gözler önüne sermiştir. Duyguları sömürmek için her fırsatta ağlayan Tayyip Erdoğan, yüzlerce işinin ölümü karşısında bırakalım gözyaşı dökmeyi, acılı ailelerin tepkisine “Bu işte bunlar olur” cevabını vermiştir. Bu katliamdaki suçunu örtmek için de Roboskî Katliamından sonra olduğu gibi yine ailelere rüşvet verme ve satın alma yolunu seçmiştir.
Şu açıktır ki Tayyip Erdoğan gibi bir Başbakan Türkiye halkına layık değildir. On yıllardır özgürlük ve demokrasi mücadelesi veren Türkiye halkları daha demokratik ve özgürlükçü bir yönetim profilini hak etmiştir. Böyle bir Başbakan her gün Türkiye halkının karşısında bir küfür gibi durmaktadır. Bu açıdan özgürlük ve demokrasi güçlerinin bir demokrasi programı etrafında toplanarak Türkiye’yi demokratikleştirme mücadeleleri vermeleri bu olayla bir daha acil görev haline gelmiştir.
Bu katliam, kapitalist sistemin dünya ve Türkiye için artık bir yük haline geldiğini bir daha gözler önüne sermiştir. Bu ölümler doğal değildir, kaçınılmaz değildir. Bu cinayetler, katliamlar sadece endüstriyalizmin doğal sonucudur. Bu açıdan suçlu olan endüstriyalizmdir. Endüstriyalizmi azami karın bir ilkesi haline getirenler kapitalizm aşılmadan bu katliamlardan kurtulmak mümkün değildir. Azami kar için büyük savaşlar verildiği ve on milyonlarca insanın savaşlarda katledildiği düşünülürse, yüzlerce ölüm tabii ki kapitalist moderniteyi Türkiye’de hiçbir Başbakan’ın olmadığı kadar yerleştiren Tayyip Erdoğan için normal görülecektir. Tayyip Erdoğan gerekirse on binlerin, yüz binlerin öleceği savaşa girmeyi de sömürü ve baskısını gizlemenin örtüsü olan vatan savunması adına normal görecektir. Çünkü kapitalist modernist zihniyetler için vatan savunması çıkar savunmasıdır; daha fazla sömürü elde etme savaşıdır.
Türkiye’de bu tür katliamların çok fazla olması azami kar hoyratlığının en yüksek düzeyde olmasındandır. Bu nedenle büyük masraflar gerektiren tedbirler alınmıyor. Çünkü elde edilen sömürünün küçük bir parçası bile bu tedbirlere yatırılmak istenmiyor. Bu nedenle Türkiye’de bu ölümler sürekli oluyor. Tayyip Erdoğan da belki de bu ölümlere alıştırmak ve normalleştirmek için “Bunlar doğaldır” diyebiliyor. Bu söylem ve yaklaşım, Türkiye’deki sömürücü sınıfların sonradan görmeler için söylendiği gibi hoyrat olduğunu ortaya koymaktadır.
Bu tür katliamlardan ancak Türkiye demokratikleştiği ve ekonomi alanında demokratik karaktere kavuştuğu zaman kurtulunur. Endüstriyalizmin reddedildiği, eko-endüstri anlayışının hakim kılındığı ekonomik modelde bu tür katliamların yeri olmaz. Çünkü bu tür işletmeler hem doğa hem de insan karşıtıdır. Dolayısıyla doğa ve insan dostu ekonomik bir sistem gerekmektedir. Bu şehitlerin anısına saygı duymak da ancak böyle demokratik bir sistem mücadelesi vermekle olur. Soma Katliamı, Türkiye’deki radikal demokrasi mücadelesinin ne kadar gerekli olduğunu bir daha ortaya koymuştur.
Böyle bir mücadele ne parçalı biçimde yürütülebilir, ne de CHP’nin kuyruğuna takılarak. Bu açıdan sömürüyü, baskıyı normal gören partilerin dışında geniş yelpazede gerçek bir demokratik hareket yaratmak gerekmektedir. Türkiye’de başta Kürtler, Aleviler, emekçiler ve sol güçler olmak üzere geniş demokratik bir toplumsal ve siyasal kesim bulunmaktadır. HDP, öngördüğü siyasal ve ekonomik modeliyle bu tür çevrelerin tümünü etrafında toplama karakterine sahiptir. Bu açıdan HDP’nin böyle bir demokratik ekonomik model mücadelesine öncülük etme gücü tarihsel bir sorumluluk olarak önümüzde durmaktadır.