Medya, Hükümet’in Somali “show”unu günah çıkarır gibi manşetlerden, ekranlardan bire bin katarak veriyor.
Günahkar medya vicdanını AKP başı Erdoğan’ın Somali gezisini, “Afrika Açılımı” diye tanıtıyor.
“Kürt açılımı”nın amacı nasıl ki Türk egemenlerinin çıkarınaysa, “Somali”’de izlediğimiz “Afrika açılımı” da, açların ülkelerindeki “zenginliklerle” ilgili…
Ne Hükümet’te ve ne de medyada merhamet yok. Oynanan bu “merhamet” oyununun amacı, Kürdistan’daki vahşeti örtmek, gizlemek…Haberi okuyalım:
“Alınan bilgilere göre, Türk savaş uçakları, 5. güne giren hava saldırısında sivilleri vurdu. Bölgeyi bombalayan savaş uçakları Kurtekê yolu üzerinde Gollê Köyü’nde hava saldırısından kaçanların bulunduğu sivil bir otomobili hedef aldı. Hedef alınan araçta bulunan 4’ü çocuk, 1’i kadın toplam 7 sivil Kürt yaşamını yitirdi.
Yaşamını yitirenler arasında 6 aylık bir bebeğin ve 4 yaşında bir çocuğun olduğu kaydedilirken, yaşamını yitirenlerin isimleri şöyle: Huseyin Mustafa, Hacı Mam Kak, Vêzan Huseyin, Zana Huseyın, Sonya Şemal, Solin Şamal, Xunav Huzeyr.
Saldırıdan sonra çekilen fotoğraflarda yaşamını yitirenlerin kol, bacak ve kafalarının ayrı taraflara saçıldığı, bir çocuğun ise annesinin kucağında can verdiği görülüyor.”
Bu haber Y.Özgür Politika, Özgür Gündem, Roj TV ve birkaç sol yayın dışında medyada tek satırla yer almadı.
Her savaşın olağan sonucu silahlıların birbirlerini öldürmesi karşısında Türklerin duygularıyla arsızca oynayan medya, sivillerin hedef alındığı, “bebeklerin” ana kucağında parçalandığı bu saldırıyı görmemekle, bir kere daha “savaş medyası” olduğunu itiraf etmiş oldu. Ama medyada vicdanlı yazarlar, programcılar da olmalı. Onlara sesleniyoruz: Çekilen fotograflara defalarca değil, yalnızca bir kerecik bakın ve bu vahşete dur deyin!..

‘Kullanılanların’ korkuları: Kürtler denize açılacak!

AKP yanlıları tartışıyorlar. Her biri bir şey söylüyor. PKK “dış güçler” tarafından “kullanılıyormuş”, ama “hangi dış gücün kullandığı” tartışmalıymış. Meclis Başkanı da, “PKK’yi kullanıyorlar” diyormuş, ama “kim bunlar” denince, “biz biliyoruz, kullananlar da biliyor, ama söyleyemiyoruz” filan demiş. Yani kafaları karışık. Karışık kafalılara, “neden hep dış güçler kullanıyor da, siz kullanamıyorsunuz” desek aptala dönecekler. Ve ağızlarından “PKK’yi kullanmamız mümkün değil” lafı kaçıverecek. Öyle ya, PKK’yi “kullanmak” mümkün olsaydı, her halde koca Türk devleti bunu yapardı. Her neyse... Kendini kullandırtan, herkesi kendisi gibi biliyor. Önemli olan şu: Bu dış güç lafları aslında, Türkiye’nin hangi nedenlerle PKK’yi imha etmek için can havliyle ortaya atıldığını ele veriyor. Belli ki, Türk devleti Kürtlerin bütün parçalarda kurtuluş gününün geldiğini görmüş ve bu mukadder sonucu önlemek istiyor. İşte, “hangi dış güç PKK’yi kullanıyor” diye zırvalayanlardan Star’ın afili yazarı İbrahim Kiras, gerçek korkularını bakın nasıl da ağzından kaçırıyor. Okuyalım:
“Şam rejimi devrildiği takdirde bugünkü Suriye birliğini muhafaza etmek büyük ölçüde zorlaşacaktır. Mevcut rejimin çöküşünün ardından en başta Kürtlerin bağımsızlıklarını veya en azından bir tür özerklik elde edeceğini beklemek yanlış olmaz. Böyle bir gelişme Kuzey Irak Kürtlerinin Suriye Kürtleriyle birleşerek, “açık denizlere erişim” elde edecekleri bir jeopolitik dönüşüm anlamına gelebilecektir.”
Topyekun savaşçı “suçüstü” yakayı ele vermiştir.
Yalnız siz mi diyeceksiniz, işte Kürtler de diyor:
“Kardeşler, hevaller; ilk hedefiniz Akdeniz’dir!”
“İklim Akdeniz olur” dizesinden hoşlanıyorsunuz da, “Akdeniz Kürdün de olur” desek, neden savaş ilan ediyorsunuz? Morenostrum sözünü duymadınız mı? Akdeniz, bizim deniz…Hepimizin...

Prof. Gezer: Bir emperyalist reformcu

Eğer ciddi bir karşılıklı müdahale olmazsa, şu anda yaşanan çatışmalı ortam, ağır sonuçlar doğuran topyekun savaşa evrilebilir.
Bu ağır sonuçlar neler olabilir? Daha şimdiden devletin güvenilir kadroları bu konuyu tartışmaya başladılar. Bilgi Yolu Eğitim Kültür ve Sosyal Araştırmalar Merkezi (BİLSAM) Başkanı Prof. Dr. İbrahim Gezer bu kadrolardan biri. Son yaptığı açıklamada şunları dile getirdi:
“Bu aşamaya gelmiş, uluslararası boyutlar kazanmış, birçok aktörün etkili olduğu ve adeta kangrene dönüşmüş bir sorun için kural açıktır; şiddet şiddeti, daha çok şiddet ise daha çok şiddeti getirecektir. Dolayısıyla şiddet çözüm olmayacaktır. Kaldı ki PKK bugün Kandil’de olduğu kadar, Türkiye’nin dağlarında ve bölgedeki şehirlerde yerleşmiş durumdadır. Bu hususta hükümet özellikle duyarlı olmalıdır.”
Prof. Gezer, AKP Hükümeti’nin bölgedeki kriz koşullarında PKK’ye karşı tırmandırdığı savaşın uluslar arası dengeler açısından Türkiye için tehlike yaratacağını da düşünüyor:
“Başta Suriye ve İsrail gibi bazı devletler, Türkiye’yi yeniden bir şiddet sarmalına sokarak Filistin ve Suriye’de sivil insanlara karşı girişilen katliamlarla Türkiye’nin yaklaşımı arasında benzerlik kurmak... çabası içinde olabilirler.”
Prof. PKK ile PKK içindeki sözde “taşeron gruplar” arasında bir ayrım da yapıyor ve Hükümeti uyarıyor: “Türkiye, birçok devletin ve örgüt içindeki bazı taşeron grupların işbirliğiyle bir kumpasa çekilmek ve en başarılı olduğu alan olan dış politikada vurulmak ile karşı karşıya kalabilir.” Gezer “bölgesel emperyalist militaristlerden” farklı. O bir “bölgesel emperyalist reformcu”.
Diğer yorumculardan farklı olarak Gezer, yaptığı bu analizden, savaşı tırmandırmak gerekir sonucunu çıkartmıyor. Gezer onlardan çok daha gerçekçi. Tehlikeyi hissediyor ve o nedenle şu öneriyi yapıyor:
“Herkes dikkatli olmalıdır. Bu anlamda çözüm sürecinin daha çok demokrasi, daha çok hukuk, daha çok diyalog, daha çok sağduyu ve daha çok merhametten geçtiğine inanıyorum.”

Gezer’in açıklaması neyi gösteriyor?


Bu açıklama da, diğer bir çok belirti gibi, AKP ve devletin içinde, koparılan bütün gürültüye rağmen, “zaferden” emin olmayan ve o nedenle savaşın tırmandırılmasına karşı çıkan önemli kesimlerin varlığını gösteriyor. Gerçekten de, bu savaşın yayılması, Türkiye’nin bölgedeki tüm iddialarını yitirmesine ve kırılgan ekonomisinin çöküntüye uğramasına neden olabilir. Ve AKP, üç seçimde kazandığı desteği birkaç haftada yitirebilir ve Türkiye yönetilemez “demokrasi” günlerine dönebilir.
Yol yakınken, Gezer’in dediği gibi, “herkes dikkatli olmalı, çözümün şiddetten değil, daha çok demokrasiden, daha çok hukuktan, daha çok diyalogtan, daha çok sağduyudan ve daha çok merhametten geçtiğini” görmeli.

‘Tükürmeyin’! Ama tanıyın ve unutmayın!

Ergun Babahan kimdir? Star Gazetesi’nde yazan ve “sol liberal” diye tanınan bir kimsedir. Görünüşe bakılırsa, bu kişi, “askere” çok, ama çok karşıdır. O kadar karşıdır ki, yalnızca bu karşı oluşundan ötürü dünya görüşünü benimsemediği AKP’ye gönülden bağlanmıştır. Onu vaktiyle savunduğu askere karşı demokrat kamuoyuna benimsetmek için yırtınmıştır.
Ve zurnanın zırt dediği yerde bu Babahan da “zırt” demiştir. Ne demiştir?“, Türk Silahlı Kuvvetleri komuta kademesinde en azından bazı unsurların PKK’yı tamamen etkisiz hale getirmek istemediği anlaşılıyor” demştir. Sonra?
Okuyalım: “Kandil Dağı’ndaki terör üslerine yönelik bombardımanın bu kez cezalandırma amaçlı kısa bir operasyon olmayacağı, tamamen imhaya yönelik bir strateji olduğu görülüyor.
Çünkü hedefi sivil iktidar koyuyor.”
İşte böyle. Babahan’ın üstünü kazıyın, azılı bir savaş yanlısı çıkacaktır. Meğer bu yazar müsveddesi militarizme PKK’yi “imha etmediği” için karşıymış ve AKP’yi de “imha” edecek diye desteklermiş...
Ne demişler. “Değmez, çünkü Nisan yağmuru sanacak kadar değersizleşmiştir.”

Medyatör, köşebaz, hokkabaz

Yüksek maaşlarla köşe yazıları yazan kimileri, çok “şaşırmış” gibi numara yapıyorlar. “Ne oldu da böyle oldu?” diyen diyene.
Biz diyoruz ki, “olan oldu, AKP seçim öncesinde ‘Kürt sorunu yok, PKK sorunu var’ diyerek imha savaşına karar verdi ve böylece HPG’nin tek taraflı eylemsizlik kararını geçersiz hale getirdi, sonra da her savaş durumunda olması kaçınılmaz can kayıplara yaşanmaya, yaşandıkça da bu kayıplar artmaya başladı”...
Köşebazların aklı bizim bu sözlerimize yatmıyor.
Yatmasa da biz onlara “gidin PKK’ye sorun, Hükümet imha savaşı yapmayacağını ilan etse, İmralı görüşmelerini sürdüreceğine, Öcalan’ın görüşme koşullarını iyileştireceğine söz verse, vekillerin hapisten çıkarılacağına dair yeşil ışık yaksa eylemsizlik kararı verir misiniz?”
Sonra da gidin AKP’ye sorun, PKK böyleden böyle dedi, sen de eylemsizlik kararı verir misin?
Biz diyoruz ki, PKK sizin sorunuza kesinlikle olumlu yanıt verecektir.
Ama AKP sizi azarlayacaktır. Çünkü o imha savaşına çoktan karar verdi.
Denemesi bedava…
Bu basit testi yaptıktan sonra bakalım, “ne oldu da böyle oldu” diyebilecek misiniz?
Sizi gidi medyatörler, köşebazlar, siyaset cambazları sizi!..

Mesafenin onurlusu ve onursuzu

Zaman Gazetesi, Taraf Gazetesi’yle “senkron” yayın yapıyor. Taraf utanmazcasına “devlet meşru savunmada” yazmış, Zaman da tekrar ediyor. Ve bu gazetede Ekrem Dumanlı denilen “adam”, ağzını bozuyor. Arkasına almış orduyu, polisi, istihbaratı, Amerikayı, Amerikancı Fethullah’ı küfür ediyor. Şöyle yazmış:
“İki ayda kırk asker şehit oldu; BDP’den tık yok. Adamlar uzaktan kumandalı robot gibi. Düğmesine basılmadan hareket edemiyorlar adeta.”
BDP’liler, savaştaki bütün ölümlerden dolayı duydukları üzüntüyü, bu “adamları” ikna için açıklamıyor. Çünkü bunların tıynetini biliyor. Aynı zamanda “PKK ile arasına mesafe koyma” emirlerine cesaretle, şerefle, haysiyetle karşı çıkıyor. Devletin bütün güçleri tarafından tehdit edildiği, binlerce ve binlercesi zındanlarda çürütüldüğü, vekilleri ve belediye başkanları bile hapiste olduğu halde, BDP devletin bastığı düğmeyi “iplemiyor”. Direniyor.
Şimdi soralım: Bu Ekrem Dumanlı denilen “adam”, Atlantik ötesinden düğmesine basılmadan tek laf edebilir mi? Örneğin Tayyip Erdoğan’la ve Fethullah Gülen’le arasına “mesafe” koyabilir mi?
Koyamaz.
Neden? Çünkü BDP’liler zındandan bile korkmayarak “mesafe koymazken”, bu “adam” kaybedeceği “işi”, “parası” yüzünden “mesafe” koyamaz.
İşte iki “mesafe” koymama durumu? Hangisi onurlu, hangisi onursuz, varın siz karar verin…


VEYSİ SARISÖZEN




‘Düzenin yeni bekçi köpekleri’

Yukarıdaki başlık, Fransız gazeteci Serge Halimi’nin medya iktidar ilişkisini işlediği kitabın ismidir. Fransa gibi medya verilerini sorgulayan ve sivil toplum örgütlerinin güçlü olduğu bir ülkede kitap büyük bir sansasyon yarattı. Düzeni koruyan ve iktidar yanlısı gazetecileri bekçi köpekliğiyle itham eden Halimi, Le Monde Diplomatique’te yazan ve Fransa’da en saygın gazetecilerden biridir. Halimi ‘bekçi köpekliği’ gibi bir ithamı mevcut düzeni koruyan ve ayakta tutmaya çalışan Fransız gazetecilere layık görmüştü. Acaba aşağıdaki gazeteci olduğunu zanneden şahsın palyaçoluğundan haberdar olsaydı nasıl bir tepki gösterirdi merak ediyorum.
Önceki akşam tesadüfen Flash Tv’de Gökhan Taşkın’ın sunduğu ‘Gece Hattı’ programını izlerken aslında ‘düzenin bekçi köpeği’ budur demekten kendimi alamadım. Savaş uçaklarının Kandil’deki hedefleri bombalamasını bir futbol maçı gibi kurgulamış, uçaklar hedefleri vurduğunda ‘goool!!!’ diye bağırıyor. Bir gazeteci olarak savaş uçaklarının Kandil’i bombalaması haberini vermesi görevidir elbette. Şaşırtıcı olan, bu görevi icra ederken insanlığını ayaklar altına almasıydı.
Görüntüleri ekrana vermeden önce ‘milli televizyoncu’ fikirlerini şu dizelerle ifade ediyor: “PKK kamplarını patlatırken milli maç heyecanı gibi bir heyecan hissediyoruz en azından, işte siz bizim canımızı acıttınız, alın bu da karşılığı diyoruz ya böyle bir heyecan var, sanki gol atıyor milli takımımız gibi düşünüyoruz. Ve bunu bu şekilde kurguladık. Bunu çok istedi insanlar. Az evvel yayınladığım görüntüleri bir kez daha yayınlıyorum. İzleyenler bir daha izlesin, izlmeyenler de bi baksınlar en azından yüreğimizdeki acı biraz hafiflesin…”
Yukarıdaki aşağılık konuşmasından sonra ekrana uçakların hedefleri bombalaması ve Arap bir spikerin hedefler vurulduğunda gooool!! diye attığı çığlığı duyuyoruz.
İğrencliğin bu kadarı da var maalesef.
İnsan etiyle beslenen insan türü peydahlamış Flash Tv’de… Sonunda “düzenin bekçi köpeği’’ tekrar çıkıyor ekrana ve “Biz nice acılar yaşadık, paylaştık, bölüştük ve yine ayakta kaldık ama keşke bu acıları yaşamasaydık’’ deme pişkinliğiyle ekrana veda ediyor...
Bu saldırılarda paramparça olan çocuk ve kadın resimleri dün sosyal paylaşım sitelerinde binlerce kişi tarafından paylaşıldı. Alternatif medya, Gökhan Taşkın’ın “gooool’’ diye ekrana lanse ettiği görüntüleri aslında cesedi paralanmış cocuk ve kadınlara yağan bombalar olduğunu herkese duyurdu. Çocuk ve kadınlara bomba yağdıran görüntülerde milli maç heyecanıyla gol atan “bekçi köpeği’’ insanlık adına herşeyini yitirmişti. Bu spikeri orda tutan bu haberden zevk alan ve onu alkışlayan herkes aynı terazidedir benim için. Aynı şekilde bir Türk’ün veya askerin ölümüyle alay eden alternatif medya varsa onlar da aynı aşağılık türdendir.
Savaş uçaklarını Kandil’i ilk bombardımana tuttuğu saatlerde HaberTürk genel yayın yönetmeni gelişmeleri analiz etme gerekçesiyle canlı yayına bağlanıyor. Nefes nefese ağzından salyalar akarcasına milli kahramanlık destanı anlatır gibi analiz yapıyordu. Bu nasıl genel yayın yönetmenliği acaba?
 AKP’nin görsel medyada ‘bekçi köpekleri’nden özellikle Kanal 24’te Fuat Kozluklu ve Ankara’dan bağlandığı Yaşar Taşkın Koç’un yağdanlıkları ve savaşı meşru gösterme çılgınlıkları da cabası... Düzenin bekçi köpekliğine soyunan birçok “gazeteci’ ve televizyoncu var. Bugün Flash Tv’nin televizyonculuk tarihinde eşine görülmemiş rezaletini fazla dağıtmamak için burda bitirmek istiyorum. Umarım ibret olur insanlığa...
AKP, bu günlerde Amerikan usulü propaganda savaşını iyi yürütüyor. Önce yapmak istediği yıkıma ‘bekçi köpekleri’yle zemin hazırlıyor, sonra icraata geçiyor... Sonra da “tam barış zeminini yakalamıştık yine bize saldırdılar” söylemiyle savaşı meşrulaştırıyor. Bu propaganda metodunu Amerika Irak savaşında çok iyi kullanmış embedded (Savaşı ordunun imkanlarıyla ve ordunun gözüyle izleyen gazeteci, Hasan Pulur’un tabiriyle yamanmış gazeteci) gazetecileriyle dünyaya ‘kahraman’ Amerikan askerlerinin yakıp yıktığı yerleri sunuyordu. Sendrom ancak yıllar sonra anlaşıldı.
Dileğimiz: savaşın sendroma dönüşmeden, meşru olmadığını kamuoyuna anlatacak mesleki onuruyla hareket eden gazetecilerin artması...

Allah bizi AKP’nin ‘bekçi köpeklerinden arındırsın’.


BÜLENT GÜNDÜZ
cinepotamya@yahoo.fr