PKK Yürütme Komitesi Üyesi Murat Karayılan, Türk sömürgeciliğinin eskiden Kürdistan ve Kürtlere en azından sömürge hukukunu uyguladığını ama Erdoğan döneminde bunun bile olmadığını söyledi.
Karayılan, açlık grevi eylemi direnişçilerinin onurlu bir duruş sergilediğini belirterek, mevcut destek ve dayanışma eylemlerinin yetersiz olduğunu, herkesin sorumluluk üstlenmesi gerektiğini vurguladı.
PKK Yürütme Komitesi Üyesi ve Halk Savunma Merkezi Karargah Komutanı Murat Karayılan, Stêrk TV’deki Özel Program’a konuk oldu. Rosida Mardin’in sorularını cevaplayan Karayılan, tecride karşı büyük bir kararlılıkla sürdürülen direnişe ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. Karayılan’ın açıklamalarından bazı bölümler şöyle:
21. yılında tümden kıracağız
“Komplo üzerinden 20 yıl geçti. Kuşkusuz bu 20 yıl çetin bir mücadele ile geçti. Direniş mücadelesi, büyük bedeller ve çok değerli şehadetler pahasına gelişti.
Bugün komplo karşısında geldiğimiz düzey fena değildir. Çünkü komplo artık zayıflamış durumdadır. Mesela en son üç arkadaşımız hakkında para ödülü konularak bir komplo yapma ve sonra da Rojavayê Kurdistan’ı TC’ye adeta peşkeş çekme tutumları gelişti. Ama bunun karşısında hem halkımızın, halkların hem de o devletlerin kendi içerisinde tepki oluştu ve komplo zayıf düştü. Komplonun 21. yılını komplonun tümden kırıldığı bir yıl haline getireceğiz. Bu konuda iddialıyız. Bu iddia ve kararlılıkla mücadele edeceğiz.
12 Eylül’ün bile hukuku vardı
Türkiye iç hukukuna göre her tutsak ailesiyle görüş yapma, telefonla aile görüşmesi yapma, yazışma, avukatlarıyla görüşme hakkı vardır. Peki o zaman bu haklar neden İmralı’da gerçekleşmiyor? Türkiye’de bir iç hukuk yok ki!
Eskiden Türkiye’de bir hukuk vardı, TC devleti Kürdistan üzerinde sömürge hukuku uyguluyordu. Kürt halkını bitirmek için kendisi için bir hukuk oluşturmuştu. En azından bu hukukun ne olup olmadığı belliydi. Mesela Kenan Evren öncülüğünde gelen 12 Eylül Cuntası’nın bile bir hukuku vardı. Doğrudur, onun amacı da Kürt halkını bitirmekti ama bir kanunu vardı. Şimdi Erdoğan geldi ve onun kendine göre bir hukuku var. Fakat Erdoğan’ın hukukunun ne olduğunu hiç kimse bilmiyor. Çöl paşası gibi her şeye kendisi karar veriyor. Bu yüzden Türkiye’de hukuk yoktur. Her şeyi ayaklar altına almıştır. Bugün Kürdistan’da artık sömürge hukuku bile yoktur. Eğer olsaydı bugün İmralı’daki sistem böyle olmazdı.
Konsey ve CPT sahtekarlık yapıyor
Avrupa Konseyi bugün sahtekarlık yapıyor. Halkı kandırmak için CPT diye bir kurum kurmuşlar. Neymiş, daha işkence olmadan CPT gidip onu kontrol edip, önleyecekmiş. Peki, şimdi tüm Avrupa hukukunda tecridin işkence olduğu yazılıyor. Hani işkenceyi önleyen CPT? Hepsi sahtekarlık yapıyor, sadece kendi çıkarlarını gözetiyorlar. Halkı kandırıp yalan söylemek için böylesi kurumlar kuruyor ama çalıştırmıyor. İşte bugün 14 siyasetçi, gazeteci, sanatçıdan oluşan Kürtlerin tanınan isimleri CPT’nin yanı başında açlık grevindedirler. Bunu görmüyorlar mı, gördükleri açık. Avrupa komplonun temelini atan ve bugün de yürütendir. Bu nedenle netlik, şeffaflık yoktur, ikiyüzlülük vardır ve bu da aşikardır.
Tüm halkımız tecrittedir
Öncelikle değerli devrimci Leyla Güven ve Nasır Yağız şahsında tüm açlık grevi eylemcilerini saygıyla selamlıyorum. Tecrit sadece Önderlik üzerinde değildir. Önder Apo şahsında tüm halkımız üzerinde uygulanan bir tecrit var. Hatta tüm Türkiye üzerinde ve halkların geleceği, özgürlüğü üzerinde tecrit var. Eğer bugün İmralı’daki tecrit kalkarsa faşizan baskı ve uygulamalar da ortadan kalkar. Çünkü sistemin kökü İmralı’daki uygulamalardadır.
Bugün Türkiye üzerinde, Türkiye emekçileri, halkları ve Kürt halkı üzerinde bir zulüm var. Bu da İmralı’daki tecritten kaynaklanıyor. Bu nedenle tecrit böyle ele alınmalıdır. Tecridi kaldırma, faşizmi yıkma hamlesi, sadece Önder Apo’nun özgürleştirilmesi olarak değil, halkların özgürleştirilmesi hamlesi olarak ele alınmalıdır. Böyle yaklaşılmalıdır. Çünkü birçok kimse dar ele alıyor. Tecride karşı mücadele etmek, demokrasi ve özgürlük mücadelesi vermektir. Bu çerçevede çok anlamlıdır.
Açlık grevi dipten gelen çığlıktır
Açlık grevi eylemleri, bireylerin kendi özgür iradeleriyle aldıkları karar neticesinde gelişmiştir. İlkin değerli devrimci Leyla Güven, kendisine düşen sorumluluğu görüp hissederek eyleme başladı. Ama bu toplumun dipten gelen sesi ve çığlığıdır. Dipten, yani tabandan kadrolardan, yurtseverlerden, demokratlardan, devrimcilerden gelen bir talep var. Bu açlık grevi hamlesinin böylesi bir karakteri vardır. Çünkü bizzat toplumun içinden ve kendisinden gelen bir sestir, tavırdır. Mesela bir yurtsever çıkıyor, ta dünyanın öbür köşesinde direniş kararı alıp bu direnişi yürütüyor. Bu yeni bir şeydir. Leyla Güven ve Nasır Yağız öncülüğünde gelişen direniş dalgası Avrupa’ya, zindanlara ve Kürdistan’ın tümüne yayılmış durumda.
Biz sadece destek oluyoruz
Böylesine büyük ve yaygın bir hamledir. Hareketimizin yaptığı sadece bu hamleye destek olmaktır. Direnişin toplumsal karakterde olması, halkın dipten gelen derin itirazı ve haklı talebi görülmelidir. Toplum içerisindeki duyarlı devrimciler, militanlar ve kendisini sorumluluk sahibi olarak görenler eyleme karar verip bu eyleme başlıyorlar. Bu yeni bir şeydir. Bir grup bir araya gelerek karar vermiyor. Hayır, bireyler tek tek karar verip eyleme başlıyorlar. Zaten Leyla Güven mektubunda ‘artık yeter, ayıptır, tecride alışmayacağız’ dedi. Leyla Güven bu tutumuyla Kürt halkının sesi, soluğu oldu ve bu eylemi tam da yerini buldu. Tarihsel bir süreçte eylemiyle böyle bir adım attı ve bu da bir hamle oldu. Halkta da karşılığını bulduğu için yaygınlaşıp, genişledi.
Anlamlı ve onurlu bir duruş
Tecrit komplonun devamıdır. Tecridi ve komployu kaldırmak bizim görevimizdi. Örgüt olarak yürüttüğümüz mücadele sonuç alıcı yol-yöntemlerle tecridi sona erdirip ortadan kaldırmalıydı. Halen gerçekleştirilmesi gereken bir görev olarak önümüzde duran tecridi kaldırma mücadelesi devam etmekte. Bizim yapmamız gerekeni bu halkın değerli devrimcileri olan eylemci arkadaşlar, kendi inisiyatifleriyle üstlenip yürütüyorlar. Hem de canlarını ortaya koyma pahasına böyle bir görevi üstleniyorlar. Bu, çok değerli, anlamlı ve onurlu bir duruştur.
Bu hamle, yeni bir dönemdir
Bu hamle Kürdistan özgürlük mücadelesinde yeni bir dönemdir. Açlık grevi eylemi devrimci eylemler içindeki en zahmetli eylemdir. Hayri Durmuş, Kemal Pir, Ali Çiçek ve Akif Yılmazlar bunun öncülüğünü yaptığı açlık grevi ve ölüm orucu eylemi geleneğini bir kişi çok kararlı, iradeli olmazsa yürütemez. Bir askeri eylemi belki gidip birkaç dakika içinde gerçekleştirebiliyorsun. Ama bugün değerli yoldaş Leyla’nın eylemi 98, Nasır yoldaşın 85 günü geride bırakıyor.
Bizim öncülerimizdir
An be an, saniye saniye direniyorsun. Eğer çelikten bir irade olmazsa kişi böyle direnemez. Bu nedenle açlık grevi ve ölüm orucu eylemleri en onurlu eylemlerdir. İnsanın kendisini her şeyiyle ortaya koyduğu eylem türüdür. Bu eylemi öncüler yapar. Bugün Leyla ve Nasır yoldaşlar bizim öncülerimizdir. Bu şartlarda yürüttükleri direnişle, kendilerini her şeyleriyle amaçlarına yatırmış durumdalar. Bu büyük bir iradenin, tutumun ispatlanmasıdır. Eğer bir kişi bu kararlılık ve iddiada olmazsa hücre hücre kendini eriterek direnemez.
Destek eylemleri yetmiyor
Açlık grevi hamlesine destek vermek için yapılan eylemler, mitingler iyidir ama yetmemektedir. Kürt parlamenterlerin tutumu çok sıradandır. Bu hususta kimseye pek bir şey söylemek istemiyoruz. Çünkü bunu kendi sorumluluğumuz olarak görüyoruz. Bilinmelidir ki mevcut duruş yetersizdir… Kritik aşamaya gelmiştir. Kritik konak nedir? Artık şehadettir. Şehadet olursa katil Erdoğan’dır. Çünkü tecrit sistemini geliştiren Erdoğan’dır, onun kararıyla yürütülüyor. Türkiye Meclisi’nin bir üyesi olan Colemêrg Milletvekili 98 gündür eylemdedir ve eğer şehit olursa onun katili Erdoğan’ın kendisidir.
Bıçak kemiğe dayandı
Bu eylemin sorumluluğu bize aittir. Çünkü biz halk olarak, tüm demokratlar olarak, yurtseverler olarak bunun önüne geçebiliriz. Tüm yurtseverler, devrimciler, demokratlar artık elini taşın altına koymalıdır. Gereken budur. Geldiğimiz an itibariyle artık söze yer kalmadı, bıçak kemiğe dayandı ve vicdan hareketi başlamalıdır. Halkımıza çağrımız budur. Bu saatten sonra insan ne diyebilir ki? Canını ortaya koyarak direnen ve şehadet aşamasına gelen bu değerli insanlar karşısında insan nasıl sanki her şey normalmiş gibi evinde oturup, yemek yiyebilir? Hayır! Mutlaka yapılacak bir şeyler vardır.
Herkes harekete geçmeli
Öyle bir ayağa kalkmalıyız ki tüm dünya ibretle izlesin. Esasen 100 yıllık ömrü olan komploya karşı Kürtlerin nasıl başkaldırdığına herkes şahitlik etsin. Gerekli olan budur. Böylesi bir döneme girdik, acıları büyüktür, ağırdır. Bunun farkındayız ama artık herkes harekete geçmeli. Tüm insanlarımız kendisini bundan sorumlu görmeli. Önderlik bir kez halka çağrı yapmıştı: ‘eğer birisi hiçbir şey yapamıyorsa içinden dua etsin’ demişti. Şimdi de böyledir, bir şey yapamayan içinden dua etsin. Yürüyüş yapabilen yürüsün, dönüşümlü grev yapabilen onu yapsın ama hiç kimse oturup izlemesin. Bu sürecin karakter ve özelliği budur. Tüm Kürt gençleri, kadınları, Kürdistan emekçileri, yurtseverler ve demokratlar için çağrımız; Leyla Güven ve Nasır Yağız tarafından verilen mesajı doğru okuyalım. Halkımızın bu çağrıyı cevapsız bırakmayacağına ve gün be gün cevap olacağına inanıyorum.
Olağanüstü bir yıldır
Komplonun 21. yılını büyük mücadele yılı haline getirmek istiyoruz. Açlık grevi direnişçileriyle bir hamle başladı. 2019’a direnişle girdik. Komplonun yıl dönümünü büyük bir hamle ile karşılıyoruz. 15 Şubat’ta yani Kara Gün’de bu hamlenin büyüyeceğine inanıyoruz. Bu yıla sıradan yaklaşmamalıyız, olağanüstü bir yıldır. Leyla Güven ve Nasır Yağız şahsında sergilenen duruş büyük bir ruhtur. Tüm Kürt gençlerinin, kadınlarının, Kürdistan toplumunun bu ruhtan etkilendiğine inanıyorum. Gerilla da bu direnişten gerekli mesajı çıkarmaktadır. 15 Şubat’ta halkımız gerekli cevabı verecektir.
Her şeyi göze almalıyız
Bu sürecin bedelleri olacaktır ama her şeyi göze almalıyız ki komployu kırabilelim. Amacımız komployu tümden parçalamak olmalıdır. Şunu iyi biliyoruz; komplo parçalanmadan, Önderlik özgürleşmeden bizler kendimizi başarılı sayamayız. Komployu tümden kırma, yarattığı tahribatları ortadan kaldırma ve böylece özgürlüğü gerçekleştirmeliyiz. Her şey bir yıl içerisinde olacak demiyorum ama bu yıl içinde yaşanacaklar önümüzdeki yılları da belirleyecektir. Önemli bir dönem olacaktır.
Kendini yakma olmamalı
Her yıl 15 Şubat’ın yıl dönümünde saflarımızda yapılan bazı yanlışlıklar var. Bu yıl böyle şeyler gerçekleşmemelidir. Gerilladır, elinde silahı vardır ama o silahı bir kenara koyup bu dağlarda üzerine bir bidon benzin döküp yakarak ‘düşmanı protesto ediyorum’ diyor. Böyle olmaz. Örgütümüz karar aldı, böyle yapanları şehit ilan etmeyeceğiz. Tüm arkadaşlarımız bunu bilmelidir. İster gerillada ister gerilla dışında kim böyle yaparsa yanlış yapar, onaylamıyoruz. İşte eylemciler doğru yolu gösteriyor: Diren!
Eylemciler yalnız bırakılmamalı
Tüm halkımız eylemcilerin, bu en değerli ve onurlu insanların yalnız bırakılmaması için vicdanının sesine kulak vermeli, vicdan hareketini başlatmalı, direnişe geçmeli ve eylem bu saatten sonra toplumsal bir eyleme dönüşmeli. Artık toplumun kendisi sesini yükseltmelidir. 21. yıl büyük mücadele yılı olacak, komployla hesaplaşmayı daha üst bir aşamada yürüteceğiz ve zaferin halkımızın olacağına inanıyoruz.
ANF/BEHDİNAN