Sömürgeciliğe karşı köktenci tutumu ile tanınan Eduardo Galeano’nun yeni kitabı „Ve Günler Yürümeye Başladı„ yayınlandı. Takvim formatında yazılara yer verilen kitapta, Avrupa’dan Ortadoğu’ya, Afrika’dan Amerika kıtasına farklı coğrafyalarda sömürgeleştirilmiş halkların tarihi, her güne bir hikaye sığdırılarak anlatılıyor. Galeano’nun en iyi aktardığı şey ise Latin Amerika yerli haklarının sömürgecilere karşı direnişleri. Üstelik kelimelerin her birini imbikten geçirerek, hiçbir sözcüğü fazladan kullanmama gayreti içinde bunu yapıyor. Hikayelerin her biri söz ile yaşam arasındaki bağı ortaya koyup adeta söz yok oldukça dünyanın ufaldığını gösterir. Galeano, aynı zamanda bildiğimiz bir çok şeyi de yanlış bildiğimizi bize hatırlatarak, hatırlamanın devrimciliği üzerine önemli bir dersler veriyor.

Kelimeler isyana çağırıyor

Ezilen halkların sömürge ilişkilerini bütünüyle reddeden sömürgesizleştirme pratiğini kuramsal olarak ortaya koyan önemli yazarların başında Franz Fanon gelir. Fanon’un izinden giden Galeano ise sömürgesizleştirme pratiğini edebi alanda hikayeler üzerinden anlatır. Hikayeler gün gün sömürgeciliğin farklı coğrafyalarda yerli halklara karşı yürüttüğü kanlı tarihi deşifre eder. Kullandığı her kelime sömürgecilerin yarattığı anlam dünyasına saldırır ve isyana çağırır.

Polisler gider gelenek sürer

Geniş bir coğrafyada ayrıntılı bir okumayla ortaya çıkardığı hikayeler gerçekleşmiş bir çok olaya değinir. Galeano, Kuna gecesi adlı hikayede yerli halklar için örnek teşkil eden bir olayı anlatır. Panama hükümeti, ‘barbar ve vahşi’ kabilere medeni yaşamın dayatılması emrini vermiştir. Bu kararla artık Kunaların gelenekleri yasaklanır. Ama Kunalar buna sessiz kalmaz ve binlerce yıllık gelenekleri yasaklayan polislerin tümünü bıçaktan geçirerek cevap verirler. O günden bugüne Kunalar kendi geleneklerini sürdürür. Galeano, bu hikayeyi bize sömürgesizleştirme pratiğinin önemli uygulaması olarak sunar.
Galeano diğer bir günü ise And dağlarındaki yerlilere ayırır. İspanyol sömürgeciler yerlilerin tanrılarını kovup putperstliğin ortadan kaldırıldığını düşünürler. Oysa Tanrılar bir zaman sonra evlatların bedenine girer. Kendilerini dans olarak dışa vururlar. Sömürgeciler bu dansı isyanı simgelediği için kırbaç ve darağacıyla cezalandırır. Ama yine de önünü alamazlar ve o danslar bugün de halkların en coşkulu anlarının ifadesi olarak yaşıyor.

Aborjin ve Dêrsimli çocuklar

Sömürgecilerin ezilen halklara yaşattığı katliamlar farklı coğrafyalarda yaşanmış olsa da her birimiz bu hikayelerde kendi yaşanmış trajedilerimizi de buluruz. Hikayelerden bir tanesi Avusturalya hükümetinin Aborjinlere uyguladığı fiziki ve beyaz katliama yer verir. 2008 yılında Avusturalya, sömürgeci tarihiyle yüzleşir. Başbakan Kevin Rudd, Aborjin çocuklarını alıp ehlileştirme projesine tabi tuttukları için özür diler. Galeano’nun yazdığı bu hikayeler bize hiç de yabancı değil. Yakın tarihimize dönüp baktığımızda, bu hikayeler bize Dêrsim Soykırımı’nı hatırlatır. Soykırıma maruz bırakılan Dêrsimli çocukların bir çoğu da rüyalarından yola çıkarak köklerini ulaşır.

Ben diğer bir senim

Günler yürümeye devam eder ve yerli halkların başından geçen bir çok hikaye sayfalarda vücut bulur. Yerli halkların kültürünün ifade aracı olarak dillerinin önemine değinir. Kanarya hükümeti ıslıkla anlaşan halkın lisanını bile okullarda öğretme kararı alır. Galeano devamla 21 Şubat Dünya Anadil Günü’nde her iki haftada bir dil öldüğü gerçeğine değinir ve ekler: Sözler kaybedildiğinde dünya da ufalır. Dilleri hala yasaklı Kürt coğrafyasında ise dünyanın ne kadar ufaldığını tahmin edebilmek çok güç olmasa gerek. Yasaklı dillerin yanında bir de mayaların dilinde özne ve nesneyi ayıran bir hiyerarşinin olmadığına vakıf oluruz. Mayalar birbirini „Ben diğer bir senim / sen diğer bir bensin“ diyerek selamlar.

O bir rüzgardır

Bugün ismi Tupac Amaru Devrimci Hareketi’ne ilham olan Tupac Amaru’yu da anıyor Galeano. 1781’de İspanyol Sömürgecilerce balta darbeleriyle paramparça edilen Amaru’ya bir çocukla selam gönderir. Çocuk kendisine Amaru’yu soran bir turiste ‘O bir rüzgardır’ cevabını verir. Hıristiyan misyonerlerin, soğuktan titreyen Vikinglere, ‘adetlerinizi sürdürürseniz cehennem ateşine gideceksiniz’ diyerek korkutmaya çalışmalarına Vikinglerin teşekkürünü gülmeseyerek okuruz. Galeano, kadınları da unutmaz. Dünya Kadınlar Günü’nde tanınan düşünürlerin (Matin Luther, Schopenhauer, Aristo vb) kadınları aşağılayan sözlerine yer vererek, hem bu yazarları iğneler hem de o günü selamlar. Devam eden bir çok hikayede de kadınları yanında olduğunu gösterir.

ABD tarihindeki yegane işgal
Galeano, ajandanın 6 Ocak tarihini Nazım Hikmet’e saklar. 2009’da yurttaşlığa geri alınmasını buruk bir sevinç olarak adlandırır. Akıcı bir dille kaleme alınan ve bütün sayfaları ilgiyle okunacak kitapta; ABD tarihindeki yegane işgali, ABD’nin 1. Dünya Savaşına hangi manüpilasyon teknikleri ile sokulduğunu, bugünün medya patronu Rupeert Murdach’ın gençliğinde kimlere sempati duyduğunu, ‘şöhret tam masal’ başlığı altında Hegel, Lenin, Voltaire gibi tanınan düşünürlerin bilinen ama onların söylemediği sözlerini, Chiquita Brands muz şirketinin paramiter güçlerlerle olan ilişkisini, Einstein’in kendisini üstün insan olarak görenlere verdiği yanıtı ve Arap baharını ortaya çıkaran olayı öğreniyoruz.


ÖNDER ELALDI