Fransa’nın onurlu aydınlarından olan Jean Paul Sartre, “Sömürgecilik bir sistemdir” diye bir tespitte bulunmuştu.
Jean Paul Sartre sömürgeciliğin karakterini en çok Cezayir örneğinden inceleyerek, Fransız halkını aydınlatmaya çalışmıştır.
Sartre’nin o zaman yazdıklarına baktığımızda, bugün Kürdistan'da yaşananlara çok benzediği rahatlıkla anlaşılabilmektedir.
Şöyle ki; Jean Paul Sartre, “Sizi, ‘yeni sömürgecilik aldatmacası’ denebilecek şeye karşı uyarmak isterim. Yeni sömürgeciler, iyi sömürgecilerin ve çok kötü sömürgeci- lerin varolduğunu düşünürler. Kötü sömürgecilerin işlediği suçlar nedeniyle sömürgelerin durumu kötüleşmiştir” şeklindeki yazdıkları, gerçek manada AKP ve özelde de Erdoğan’ın söylediklerine çok benzerdir.
AKP ve Erdoğan çevresi geçmişte kemalizmin daha doğrusu İnönü ve CHP’nin Kürtlere çok çektirdiği, bunun için Kürtlerin “isyan” ettiklerini hep dile getirirler. Ancak kendilerinin böyle olmadığını, Kürtlerin dillerini serbest bıraktıklarını, hatta TRT vb. derken birçok şeye izin verdiklerini de özenle işlerler. Bunun böyle olmadığını, Sartre’nin yazdıklarında ifade ettiklerinde görüyoruz. Jean Paul Sartre, “Aldatmaca şurada yatmaktadır: Sizi alır Cezayir’de gezdirirler, halkın içinde bulunduğu korkunç sefaleti gönüllü olarak gösterirler, kötü sömürgecilerin Müslümanları nasıl aşağıladıklarını anlatır ve eklerler: Ve bu nedenle en iyi Cezayirliler silaha sarıldılar: Artık dayanamıyorlardı. ‘Eğer gezi beceriyle düzenlendiyse şu inançlarla geri dönersiniz:
1- Cezayir Sorunu, ilk planda, ekonomik bir sorundur. Söz konusu olan iyi düşünülmüş reformlarla dokuz milyon insana ekmek verebilmektir.
2- Cezayir Sorunu, ikinci planda, sosyal bir sorundur, doktor okul sayısı artırılmalıdır.
3- Cezayir Sorunu, nihayet, psikolojik bir sorundur.’
De Man’ı ve onun işçi sınıfının “aşağılık kompleksi”ne ilişkin söylediklerini anımsayacaksınız. De Man bununla ‘’yerlilerin karekteri”ne ilişkin de bir anahtar sunmuş oluyordu: Kötü muamele gören, kötü beslenen, okuma yazma bilmeyen Cezayirli efendilerine karşı aşağılık kompleksi duymaktadır.
Eğer bu üç faktöre etkide bulunulursa, bu kompleksi hafifletmek olanaklıdır: Yeterli yiyeceğe ve işe sahip olur, okuma yazma öğrenirse, alt-insan olmaktan utanmak zorunda kalmayacak ve bizler de eski Fransız-Arap kardeşliğine yeniden kavuşacağız.”
Benzerlik sanırız iyi görülüyor. CHP ve İnönü’nün yaptığını AKP “düzeltmiştir, asimilasyon ve inkarı durdurmuştur.” Erdoğan’ın deyimiyle ifade edecek olursak, “Kürt sorunu bitmiştir, Kürt kökenli Türk vatandaşlarının bireysel sorunlar vardır. Bunlar da zaten adım adım aşılıyor, aştırılmaya çalışılıyor” denilerek aldatmacanın derinliği gözle görülüyor.
Sömürgeciler sadece bu aldatmalarla yetinmiyorlar, daha da ileriye taşıyorlar bu aldatmalarını. Ola ki, birileri gelir bu sömürgeci sisteme karşı çıkar. Ola ki bu hileyi gören politik çevreler çıkar da, karşı çıkarlar. Evet, bunun da önünün alınması gerekiyor.
AKP-Erdoğan’ın söyledikleri şimdi Fransız sömürgecilerine daha fazla benzedi mi? Erdoğan ve şürekası da Kürtler sömürgeciliğe karşı görüş sunduklarında, sömürgeciliğe karşı durduklarında ilk söylediği ve söyledikleri, “provokatörler karıştırıyor, ideolojiyi işin içine koyuyorlar, politik çıkarları için Kürt halkını aldatıyorlar” diyerek feveran etmiyorlar mı?
Kürtler ve Özgürlük Hareketlerinin de aynen:
“FLN liderlerinin verdiği yanıt ise şöyle olmuştur: ‘Eğer Fransız süngüleri altında mutlu olsaydık bile yine savaşırdık.’ Haklılar. Ve daha da ileri gitmek gerekir: Fransız süngüleri altında sadece mutsuz olunabilir. Cezayirlilerin çoğunluğunun dayanılmaz bir sefalet içinde yaşadıkları doğru. Fakat gerekli reformların, Fransa Cezayir’de egemenliğini korumayı amaçladığı sürece ne iyi sömürgeciler tarafından ne de ‘anayurt’ tarafından uygulanamayacağı da bir gerçektir” dediklerin de ise, kıyamet kopmakta, terörist olduklarından tutun da, Kürt ve Türk kardeşliğinin dibine bomba bırakmalarına kadar birçok hakaret yağdırmaktadır. Ne yazık ki, AKP’liler, Erdoğan, kimi aydın, sanatçı, hatta doğaları gereği kemalistler ve rejimden nemalanan Kürt işbirlikçileri…
Cezayirlerin Fransız sömürgecilerine karşı direnişini Jean Paul Sartre savunduğu şu sözlerle bağlayalım: “Çünkü sömürge egemenliği, ne bir rastlantılar oyunu, ne de binlerce bireysel girişiminin istatistik sonucudur. Sömürgecilik 19. yüzyıl ortalarında kurulan, 1880 dolaylarında ürünlerini vermeye başlayan, Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra çöküş dönemine giren ve bugün sömürgeci ulusa karşı yönelmiş bir sistemdir.
Ne yazık ki sizlere göstermek istediğim Cezayir örneği, bu sistemin en belirgin ve dikkat çekici örneğidir. Sömürgeciliğin şiddetini, onda içerili olan zorunluluğu ve bunun bizi, nasıl bugün bulunduğumuz yere getirmek zorunda olduğunu ve bu şeytan dönencesi içinde doğan en temiz niyetin bile, nasıl doğduğu gibi yok olduğunu anlatmak istiyorum sizlere.
Çünkü, bir iyi sömürgecilerin, bir de diğerlerinin, yani kötü sömürgecilerin olduğu doğru değildir. Sadece sömürgeciler vardır, hepsi bu. Eğer bunu kavrarsak, Cezayirlilerin bu ekonomik, sosyal ve politik sistemine karşı neden önce politik mücadeleye başladıklarını ve gerek onların kurtuluşunun, gerekse de Fransa’nın kurtuluşunun neden sadece sömürgeciliğin yıkılmasından doğabileceğini anlarız.”