Neden son savaş? Elbette doğru cevap verilmesi gereken yakıcı bir soru, savaşın doğası gereği acımasız, yıkım ve ölüm olduğunu biliyoruz. Hele Ortadoğu coğrafyası olunca 5 bin yıl boyunca kesintisiz devam eden, savaşların tarihçeleri toplumsal hafızamızda ve belleğimizde yer etmiştir.

Egemenlikçi ve zorba düzenlerin, devlet ve iktidarlarını sağlamak için haksızlıkları, gasp ve hırsızlıklarına karşı, her zaman halklar direniş içinde yer etmiştir. Amargi anaya dönüş, eskinin özgürlük özlemi ile başlayan ve Spartaküs’le devam eden direniş geleneğinin, Sargonlara ve Dehaklara karşı Kawa’nın özgürlük ateşi ile Newrozların yeni ve güneşli aydın günlere Ortadoğulu halklar girmiştir.

Bu tarihten akıp gelen özgürlük geleneğinin, Zerdüşt geleneğinin, temsilini zalim turanı barbarlara karşı, direnişin meşalesini Apocu Gerillalar, Mezopotamya dağlarında taşımaktadırlar. Dağların yükseklikleri ve ormanların derinliklerinde, ova ve çöllerin kuytuluklarında her zaman direniş ateşi, zulüm ve zorbalara karşı özgürlüğün yuvası olmuştur. Nasıl ki insanlığın ve devrimleri ilk çıktığı yer olan Zagros ve Toros silsilesi, yine insanlığın tüketilmeyle yüz yüze kaldığı 21. yy’daki modern köleliğe karşı, özgürlükçü komünal değerlerin temsilini yapan Apocu hakikat savaşçıları ile doludur.

Ortadoğu kaos ve krizlerin en fazla derinleşip, Pandoranın Kutusu’nun içindeki tüm tarihi toplumsal tortuların, vahşetlerin, gün yüzüne çıktığına tüm insanlık korku filmleri izler gibi yaşamaktadır. Büyük savaş Armegedon savaşı gibi son savaş, iyinin, kötüye karşı savaşına sahne olmaktadır. Yeniden insanlığın başına bela olan, cehennem zebanileri ya da zombiler IŞİD olarak sahneye çıkarılmıştır. Canlı film senaryoları Ortadoğu halkları, şehirleri üzerinde denenmekte katliamlar, yıkımlar tüm vahşetiyle sergilenmektedir. İnsanlık katledilmekte, Irak’tan Suriye’ye, Kürdistan ve farklı coğrafyalarda 3. Dünya Savaşı boyutunda acımasız savaşlar yaşanmaktadır.

Halkların çağı olan ve uyanışa direnişe geçen Ortadoğulu bastırılan tüm etnik ve kültürel gruplar ayaklanmıştır. Özgürlük istemleri ve talepleriyle 5 bin yıllık köleliğe isyan başlatan ve diktatörlerin tek tek sökülüp atıldığı, yeni bir döneme girilmiştir. 

Eski sistem iflas etmiş, ulus devletler ne küresel çapta ne yerel düzeyde kabul görmemekte ve aşılmaktadır. Yeni sistemi alternatifi yaratacak projeler de Ortadoğu gerçeğine göre, salt liberal bireysel kültürel çözümler sorunlara ve Ortadoğu geleneklerine tarihsel toplumsallığına çözüm yaratmaktan çok, çarpık ve vahşi radikalleri gün yüzüne çıkarmıştır. Bundan dolayı küresel güçlerin Afganistan, Irak, Libya ve Suriye’de kaos ve kirizleri derileştirmekten başka, yeni alternatif demokratik sistemler yaratamamışlardır. Çünkü teşhis ve müdahaleler isabetli değildir, hastalık ağırlaştırılmış ve kaos artık kontrol dışına çıkarak tüm dünyaya dağılmıştır.

Yeni sistem gelişirken halkların demokratik özgürlükçü taleplerine karşı, bölgede Osmanlı geleneğini devam ettirmek isteyen, Türklerin Sünni İhvancı egemenlikçi güçleri ile Pers, Sasani geleneğinin temsilini yapan İran Şia egemenlikçi güçleri arasında, çelişkiler ve çatışmalar derinleşecektir. Yani İran ve Türkiye hem kendi aralarındaki çelişkiler hem de küresel güçler arasında çelişkileri derinleşmiştir. Ortadoğu’nun tarihinde belirleyici olan ve ulus devletin, milliyetçi ve dinci temsilini yapan yeni Osmanlı politikalarıyla Türk ve İran Şiacılığının değiştirilme ve dönüştürülmesi gerekmektedir. Yoksa ne Irak ne de Suriye ve Ortadoğu’da demokratik değişim ve kalıcı istikrar sağlamak mümkün değildir.

Ortadoğu’da küresel güçlerin müdahaleleri ve çıkarları temelinde çelişki ve çatışmaları ABD ve Rusya arasında ne kadar yaşanmaktaysa, Türk ve İran rejimlerinin tüm çatışmaların içinde direk ve endirekt yer aldıkları, kaos ve savaşların sebebi olduğu açıktır. İran Şia bloku ile etkinliğini devam ettirmekte, Irak’tan, Suriye ve Yemen’e, Bahren’e, Lübnan’a etkinlik sahasını genişletmiştir. Rusya ile girdiği yeni ittifaklar ile konumunu güçlendirmiş ve yaptıkları nükleer anlaşmaları ile uluslararası ambargoyu aşmış ve yeniden bölgesel güçlenmesini devam ettirmiştir. İsrail ve yeni ABD yönetimi Trump’ın seçilmesi ile yeniden İran ve Kuzey Korey’e yönelik sertlik politikaları yeniden devreye girmiştir. Yani yeni ilişkiler ve dengeler ve politikalar izlenmekte ve yeni roller ve fırsatlar ortaya çıkmaktadır.

Türk diş politikası ve sürekli krizler üzerinde kuzey ve güney çelişkileri ile Rusya ve ABD arasındaki çelişkilerden faydalanmaya çalışmaktadır. Yeni Osmanlı yayılmacılığı sürekli Irak, Suriye ve Kürdistan üzerindeki müdahaleleri askeri, siyasi her alanda devam ettirmek istemektedir. 15 Temmuz sözde darbe senaryoları ile Erdoğan ve AKP İhvancı Sünni İslam modelini yanında, Turancı kara faşist MHP ile Ergenekoncularla, Kürt katliamı üzerinde geliştirdiği ittifak devam etmektedir. Bu yeşil, kara ve beyaz faşist güçlerin ittifakı, 16 Nisan referandumunda yenilgiye uğramış olsalarda, hile ve zorbalıkla Erdoğan diktatörlüğü, yasal garantiye alınmaya çalışılmaktadır. Ama hem uluslararası alanda, AGİT gözlemcileri ve AB’nin Türkiye’yi tekrar gözetlemeye alması, bu geri gidişatın ve faşist uygulamaların kabul edilmediğini açıkça göstermektedir. Yine BM’nin Cizre ve Sur raporları ve Amerika’daki Rıza Sarraf davasında, Erdoğan ve ekibinin giderek yargılanma süreçlerine girilmektedir. Türkiye’de her alanda kirizler ekonomiden, toplumsal alanlara kadar yoğun yaşanacağı bir sürece girilmiştir.

Böylesi bir tablo ve değişmemekte direnen Türk ve İran katı ulus devletçi egemenlik sistemlerinde sıkışma ve daralma, giderek çözülmeler çelişkiler ve kaoslar yaşanacağı bir sürece girilmiştir. Bu sürecin 3 dünya savaşının yaşandığı böylesi bir kaos sürecinde, Kürtler özgürlükleri için tarihi fırsatlar yakalamışlardır. Kürdistan’ın 4 parçasında savaş yaşanmaktadır, Güney ve Rojava Kürdistan’ında IŞİD ve sömürgeci Arap ve Türklerin saldırılarına karşı savaş verilmektedir. 

21. yy’da hem de 3. Dünya Savaşı’nda kazanan ve kayıp edecek güçler olacaktır. Bu savaşta Ortadoğu’nun geleceğinde, Kürtler statü sahibi olmak için, tüm güçleri ile başta barbar IŞİD olmak üzere, bölgenin faşist güçlerinin başında yer alan, yeni Osmanlı hayallerinin temsilcisi Erdoğan sultasına karşı direniş içinde yer almaktadır. Savaşın hedefleri eski statüyü yıkmak ve yeni özgürlükçü demokratik sistem yaratmaktır. Savaşın çok kapsamlı ve çetin geçmesi bu nedenledir. Yani eski ulus devletçi 20. yy. statüsü yıkılacağından, tekçi milliyetçi, dinci ve faşist kesimler birleşmekte ve tüm güçleri ile savaşmakta, varlık yokluk ve beka savaşı olarak görmektedirler.

  Ortadoğu’nun en kadim halkları da, Kürtler ile tüm ezilen etnik siteler ve kültürel gruplar da, özgürce var olabilmek için savaşmaktadırlar. Büyük özgürlük savaşında tüm güçleri ile seferber olmak için kahramanca savaşmaktadırlar. Rojava Devrimi ve Kobanê direnişi ile IŞİD vahşetine dur diyebilecek kahramanlıkları ile YPJ ve YPG savaşçıları tüm insanlığın cesaretini taşımakta olduklarının bilinciyle özgürlük savaşı vermektedirler. Tüm insanlıkta evrensel çapta bu direnişe sahip çıkmış, Rojava devrimine, farklı diller ve dinlerden katılanlar söz konusu olmuştur.

Savaşın kapsamı tüm Kürdistan coğrafyasında kuzeyden, güneye her alanda yoğunlaşmıştır. Barbar IŞİD ve onun asıl destekleyeni Erdoğan faşizmiyle, Kuzey Kürdistan’da, Sur’dan Cizre’ye, Nusaybin’e ve birçok yerleşim yerine kadar büyük savaşlar verilmiştir. Yine Rojava Kürdistan’ında direk işgalci faşist Türk güçleriyle, Efrin’den,Şehba’ya, Minbic’ten, Kobanê’ye, Derik, en son Dirbesiyê ve her alanda savaşlar yapılmıştır. Kuzey ve Güney Kürdistan’ın dağları ve şehirleri de kıran kırana geçen savaşlar yapılmış ve artarak şiddetlenerek devam etmektedir. Bu savaşın doğasında olan büyük yıkımlar ve kayıplara da yol açtığı ve daha da açacağını bilmek gerekiyor. Kazanmak için topyekün saldırıp yoketmek isteyen barbar ve talancı işgalci faşist Türk saldırıları karşısında, özgürlüğü için direnen Kürt halkı ve Mezopotamyalı halkların kahramanca direnişi söz konusudur. Özgür bir halk olmak için ne bedel gerekiyorsa vermeye hazır ve bu uğurda fedakarlık içinde olan politik, örgütlü bir halkın kahramanca direnişi söz konusudur.

Yani son büyük savaşta kazanmak için; demokratik Kürdistani ulusal bilinci ile seferberlik ruhu ile her zaman ayakta olmak ve devrimci direnişçi ruhla eylem halinde bulunmak gereklidir. Devrimin zamanın ruhunu yaşamak için, her koşulda özgürlük mücadelesine sahiplenme günüdür. Savaş her alanda askeri, siyasi, ekonomik, diplomatik, kültürel, basın yayında, psikolojik topyekün bir savaş verilmektedir. Savaş, karşılıklı güçlerin birbirlerinin iradesini kırıp, teslim alana kadar şiddetlenerek devam edecek, ya da müzakereler ile sonuç alınmaya çalışılacaktır. Şimdi topyekün bir çökertme, imha ve tasfiye etme amacıyla faşizmin saldırıları vardır. Buna karşı topyekün seferberlik ile direniş ile zafer sağlanıncaya kadar mücadele etmemiz gereken bir süreçteyiz. Yani devrim koşulları olgunlaşmış ve Rojava Devrimi ile tüm Kürdistan parçaları artık, özgürlüğü için ayaktadır. Özgürlük kazanacaktır.