Kürdistan’da fiziki ve siyasi kırılmayı başaramadı. Erdoğan’ın komuta ettiği devlet, derin bir krize girdi.

Son anketlerde AKP’nin halkın yüzde 26 düzeyinde beğeni bulması, yeni bir aşamaya işaret ediyor. Bu tablonun oluşmasında etken güç, Kürdistan halklarının direnişi oldu.

Birkaç yıl önce imkan dahilinde olmayan adımlardan biri Diyarbekir’de atıldı:

Diyarbekir’de on Kürt Parti ve örgütü biraraya geldiler ve Kürdistan’da “Ulusal İttifak”ta karar kıldılar.

Ve “Ulusal İttifak faaliyetinin başlangıç aşamasında hali hazırda yer almayan tüm Kürdistanî parti ve hareketlerimizin Kürdistanî İttifak Çalışması’nın içinde yer almaları için” saflarının açık olduğunu kararlaştırdılar.

Aynı dönemde, sanatçı ve aydınların Lozan-Cenevre Yürüyüşü vardı.

Lozan-Cenevre Yürüyüşü’nde atılan sloganlardan en önemlisi: “Yaşasın Kürt Halkının Birliği”ydi.

Görüntülediğimiz bu tablolardaki resimlerde, Şeyh Said, Seyid Rıza. Mustafa Barzani ve Abdullah Öcalan var.

Bu da Diyarbekir-Hewlêr’i biraraya getirdi.

Daha önce beklenmeyen bir resim karesi: Neçirvan Barzani’nin Mazlum Ebdî (Kabanê) ile diyalog halinde olduğunu açıklamasıydı.

Erdoğan’ı çıldırtabilecek böylesi bir açıklamaya Erdoğan’ın sessiz kalması, hayra alamet olarak kabul edilmese de, Erdoğan’ın geriye kalan yolu katletmedeki takadinin ABD’ce kırdırıldığını bilmekte de yarar var.

Ancak, NATO zirvesinde rüzgarın mevcut Türkiye’nin lehine esmemesi, Türkiye’nin gelecekte yeni bir dizayna tabi kılınacağının önemli belirtilerinden biri.

Fransa’nın Erdoğan kartını oynamadığı biliniyordu.

Alman Hükümeti’nin dışişleri kanadı, diplomaside titiz bir pedagoji uygulasa da, Erdoğan kartından feragat etmede Fransa’ya yakın olmadığını ifade etmiyor.

İngiltere Jonson’un NATO zirvesindeki dörtlü görüşmede: Türkiye ile “Suriye’nin kuzeyindeki durumun karmaşıklığını görüştük” gibi, ince diplomatik açıklaması, Erdoğan’ın bu toplantıdan, başarısız çıkmasıyla örtüştüğü ve bu geleceğin Türkiye’sine düşülen tarihi bir nota oldu.

NATO’nun 8 ülkesi YPG’ye “terör örgütü“ olarak tanımlamadı. Önemlisi Türkiye “veto“dan geri adım attı.

Mark Esper’in, aynı zamanda YPG’yi de kastederek:

“Taktik açıdan bu hissiyatı taşıyoruz. Onlarla IŞİD’e karşı savaşta birlikte mücadele ettik kan döktük. Fakat uzaktan baktığınızda biz ortak çıkarlar için orada bulunduk” şekilindeki görüşüne Esper’in “herkes tehditleri Türkiye’nin gördüğü şekilde görmüyor.” Açıklamasını ekliyorum.

Böyle olunca da Esper’in “Onlara (Kürtler’e)  asla 70 yıldır NATO müttefiği olan Türkiye’nin saldırılarına karşı koruyacağız diye söz vermedik“ beyanının Erdoğan’ın histerik yüzündeki kırışıklıklara makyaj olduğunun da altını çizmek istiyorum.

Sonuçta: Türk devletinin Kuzey Kürdistan’daki kavgasını, Rojava üzerinden kaybetti.

Kürdistan halklarının direnişi kazandı.

Bu da dünyada etkin ve egemen güçlerle yüzleşmenin kapısını araladı.

Bekleniyordu: Kürdistan hiç te kolay olmayan yeni bir mücadele serüveninin eşiğine geldi.