Bu durumu gösteren çok önemli belirtiler var. En son kardeşiyle yaptığı görüşmede Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan çok açık mesajlar verdi. “Sürecin tek taraflı yürümeyeceğini ve AKP’nin demokratikleşme adımlarını atmadığını” net bir biçimde belirtti. Zaten neredeyse aradan bir ay geçmiş olmasına rağmen BDP heyeti yeniden İmralı’ya gidemedi. Gidip gidemeyeceği hususu da henüz belli değil. Oysa her onbeş günde bir bu görüşmeler düzenli olarak yapılacaktı. Belliki artık süreç işlemiyor ve sona doğru geliniyor.
Kuşkusuz böyle bir sonuçtan birinci derecede AKP sorumludur. AKP, ABD ve İran elbirliği ederek bu sonucun yaratıcısı oldular. En başta Rojava Kürdistan’ı kana bulayarak bu sonucu yarattılar. Rojava’da sivil halk üzerinde bile böyle vahşi katliamlar sürerken barış ve demokratik siyasi çözüm süreci yürüyebilir mi? Yürümeyeceğini ortaya çıkan sonuçlardan açıkça görüyoruz.
Gerçi AKP yönetimi “Yeni demokratikleşme paketi” ve benzeri şeylerden söz ederek durumu idare etmeye çalışıyor. Fakat AKP’nin yaklaşım ve tutumları bu tür paketlerin içinin boş olduğunu ve oyalamaya dönük bulunduğunu açıkça gösteriyor. AKP tüm maharetiyle herkesi oyalamaya ve süreci AKP’nin seçimler kazandığı bir süreç haline getirmeye çalışıyor.
Zaten baştan beri AKP sürece ciddi ve cesur yaklaşmadı. Eğer sekiz aydır savaş durdu ve ölümler olmadıysa, bu durum tümüyle Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın tek taraflı çabaları sonucunda gerçekleşti. AKP ise sürece hep faydacı ve çıkarcı yaklaştı. Demokratikleşme ve Kürt sorununun çözümü gibi en karmaşık ve ağır bir soruna hep “Seçim kazanma” perspektifiyle yaklaştı. Sorunları çözmeyi değil de, hep PKK’yi tasfiye edip Kürt soykırımını yürütmeyi esas aldı.
Şimdi de AKP aynı yaklaşım ve politikayı birçok numara çevirip demagoji geliştirerek sürdürmeye çalışıyor. Süreci Kürt sorununun değil de PKK’nin çözüldüğü bir süreç haline getirmek istiyor. Kuşkusuz PKK ve Kürtler de uyanıktırlar ve gerçekleri görebiliyorlar. Dolayısıyla AKP oyunlarını görmemeleri ve geçit vermeleri mümkün değil. Yeni süreç geliştirmede başarısızlık böyle ortaya çıkıyor.
Oysa koşullar sorunları çözmek için uygundu. Suriye’deki çözümsüzlük Türkiye demokratikleşmesini öne çıkarıyordu. İran ve benzeri güçler bölge üzerinde fazla etkili değildi. Türkiye’de ulusalcı çizgi son derece daraltılmış ve teşhir edilmişti. Böyle bir ortamda eğer AKP gerçekten istese ciddi demokratikleşme ve çözüm adımları atabilirdi. Oysa atmadı, hep geçiştirmeye ve aldatmaya çalıştı. Net bir biçimde görülüyor ki, demokratikleşme ve Kürt sorununun çözümünü AKP istemiyor. AKP zihniyet ve politika olarak bunlara karşı.
1 Eylül yaklaşır ve zaman tükenirken gerçek durum işte böyle! Bu konuda hiç kimse hata yapmamalı, Kürtler ve demokratik güçler uyanık olmalıdır. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın Newroz çağrısı, çok güçlü olmasına rağmen yeni bir süreci başlatamamıştır. Aslında kendisi yeni bir sürecin ilânı değil, birlikte yeni bir çözüm süreci başlatmak için çağrıydı. Bu konuda beş aydır insanüstü bir çaba harcadığı da ortada. Fakat devlet ve AKP Hükümeti dürüst ve demokratik davranmadı, bu konuda yapması gerekeni yapmadı. Demokratik güçlerin de devlete ve hükümete adım attırmakta yetersiz kaldıkları açık. Bütün bunların sonucu işte geldiğimiz nokta oldu!
Peki şimdi ne olacak? Bundan sonraki gelişmeler nasıl seyredecek? Eğer 1 Eylül’e kadar AKP yaklaşımlarında demokratikleşme yönünde radikal bir değişiklik olmazsa, büyük ihtimalle KCK’nin 23 Mart’ta ilân ettiği ateşkes 1 Eylül’den itibaren sona erecek! Yeni süreçte ikinci aşamaya, yani demokratikleşme ve Kürt sorununun çözüm aşamasına geçilmemiş, ancak beş aydır süren bir ateşkes konumu sağlanmıştı. Şimdi bu durum sona ererek yeni bir çatışma süreci başlayacak! Rojava’daki çatışmalı durum Türkiye’ye de taşacak!
Peki böyle bir durum neye yol açar? Herhalde en başta AKP’nin seçim kazanma hayallerini suya düşürür. AKP yerel seçimi kazanamaz ve Tayyip Erdoğan da halkın seçtiği cumhurbaşkanı olamaz. Bir ihtimal AKP’de bazı bölünmeler yaşanır. Zihniyet ve politika olarak demokratikleşemeyen AKP’de, bunlara tepki duyarak daha çok daralma ve baskı uygulama eğilimi gelişir. Bu da Mısır gibi Türkiye’yi yeni ve belirsiz bir çatışma ortamına sürükler. Herkes bu gerçeklere karşı uyanık olmak durumundadır.
Çünkü mevcut koşullarda AKP Hükümeti’nin Kürtlere karşı başarılı bir savaş yürütmesi mümkün değildir. Mısır’da AKP çizgisi kaybetmiştir. Suriye’de AKP başarısız olmuştur. Gezi Parkı olaylarında ABD ve Avrupa yönetimleri AKP karşıtı bir politik duruş göstermiştir. Bu durumda AKP çizgisinin yeni Ortadoğu modeli olduğunu ve küresel kapitalist sistemden destek gördüğünü söylemek mümkün değildir.
İç durumun dış koşullardan daha ağır olduğu ise ortadadır. Ergenekon davasındaki ağır cezalar içteki iktidar kavgasını derinleştirmiştir. CHP-MHP gibi ulusalcı çizgi ile AKP çatışması en üst düzeydedir. Daha önemlisi ordunun içi fena halde karışık durumdadır. AKP neredeyse görev verecek subay ve general bulamamaktadır. Yaşar Büyükanıt gibi bazılarının itirafçılığına dayansa da, bunların da AKP’yi kurtarması mümkün değildir. Tayyip Erdoğan neredeyse evinde yatamaz hale gelmiştir.
Bu koşullarda devletin ve AKP’nin Kürtlerle çatışması akıl kârı değildir. Adeta bindiği dalı kesmek gibi bir durum olmaktadır. Fakat milliyetçilik ve iktidarcılık öyle bir zehirdir ki, bu illete tutulanda akıl fikir kalmaz. Böylelerinde sorunlara çözüm üretici demokratik yaklaşım gelişmez. AKP’nin Kürt sorununa ve Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın çağrılarına yaklaşımı işte böyledir.
Fakat burada da bilinen ünlü kural işlemektedir: Ya AKP Kürt sorununu çözer, ya da Kürt sorunu AKP’yi! Kürt sorununu çözemeyen AKP, eğer 1 Eylül’e kadar radikal değişiklik yapmazsa kendisi çözülme sürecine başlayacaktır. Çözümsüz kalan Kürt sorunu AKP’yi çözecektir. Bunun orta yolu yoktur. Dolayısıyla AKP’nin oyalayıcı, idare edici, erteleyici ortayol politikasının başarı kazanması mümkün değildir.
Bu durumda herkesten önce AKP’liler akıllarını başlarına toplamalıdır. Eğer bir çözülme sürecine girerlerse, bundan kimseyi sorumlu tutmamalı ve izledikleri mevcut politikaya bakmalıdırlar. Yine tüm Türkiye toplumu da duyarlı ve akıllı olmalıdır. AKP ülkeyi sonu görünmez bir felakete sürüklemektedir, herkesin bundan haberi olmalıdır!..
Sona doğru
Kürtler 15 Ağustos Direniş ve Diriliş Gününü coşku ile kutladılar. Toplumda umutla birlikte bir gerginliğin de yaşandığı kutlamalarda çok açık bir biçimde görülüyordu. Gerginliğin yürümeyen “Çözüm süreci” nedeniyle yaşandığını belirtmeye bile gerek yok. Mısır’dan Suriye’ye yaşanan çözümsüzlük Kürdistan’a da yansıyor. ABD-Rusya gerginliği, Mısır ve Suriye gerginliği Kürtleri de içine alıyor. Öyle anlaşılıyor ki, AKP’nin “Çözüm süreci” dediği yeni sürecin sonuna doğru geliniyor. Belliki Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın bütün çabalarına rağmen yeni bir süreç oluşamamış bulunuyor.