Sonsuz yolculukların anlatıcısı Angelopoulos...

Haberleri —

 Çocukluğu İkinci Dünya Savaşıyla geçen Theo Angelopoulos, bu dönemde yaşanan siyasal karışıklıklar, diktatörlükler ve savaştan önce başlayıp, savaştan sonra biten iç savaşlarla sürekli sarsılan bir ülkede yetişti. Yaşadığı dönem gereğini edindiği anılarında sebepsiz yere tutuklanan, sürgüne gönderilen ve öldüğü sanılırken, aniden ortaya çıkan babası birçok filmine konu oldu.  Atina Hukuk Fakültesi'nde öğrenim görmeye başlar, ancak dört yıl sonra, mezun olmasına yakın zorunlu askerlik hizmetini yapmak için Hukuk Fakültesinden ayrılır. Askerliğini tamamlayınca Sorbonne'da edebiyat, sinematografi ve antropoloji okumak üzere Paris'e gitti. Paris Yüksek Sinema Enstitüsünde  bir yıl okuduktan sonra, etnografik sinemacı Jean Rouch'la birlikte çalışmak üzere Musee de l'Homme'daki sinema kurslarına katıldı ve para kazanmak için geceleri Fransız Sinematek'inde yer göstericiliği yaptı. 60'lı yıllarda Batı Avrupa'daki genel çalkantılı dönem itibarı ile idealist bir genç olarak radikal sol görüşü benimser ve gelecekte kurulacak olan yeni bir dünya umuduyla bu yönde çalışmalarına başlar.


Sansür ve sanatta direniş

Yunanistan'a döndüğü zaman, burada durumun daha da karışık olduğunu görür ve savunduğu ilkeleri ülkesinde uygulamaya koyulur. Bir süre solcu Demokratik Değişim dergisinde film eleştirileri yazdı. Daha sonra Yunanistan'da askeri darbe olur ve rejim tarafından bu dergi kapatılır ve bütün basın-yayın organları üzerinde sıkı bir sansür uygulanır. Çocukluğu, dünyada ve Yunanistan da yaşanan önemli tarihsel-siyasal olaylar eşliğinde geçen yönetmenin gençlik yıllarında da ülkesinde yaşanan çatışmalar ve diktatörlükler, filmlerinin içeriğinde belirleyici etken olur ve bu durum Angelopoulos'u kendi ülkesinde filmler yaparak yaşanan gerçekleri anlama çabasına yöneltir.Angelepolos 2012 yılında son filmi olan "Öteki Deniz"in çekimleri sırasında bir motosikletin çarpması sonucu hayatını kaybeder.

Angelepolos sinemasına dair

Angelopoulos'a göre, sineması üç ayrı dönemden oluşmakta. İlk dönem Batı Avrupa'daki genel ideolojik çalkantılı döneme denk gelen tarihsel ve siyasal filmlerin dönemi. Bu dönem genel olarak yönetmen'in "Politik Sinema" dönemi olarak adlandırılır. Yunanistan'ın yakın tarihine bir yolculuk olarak görülen "Yunan Tarihi Üçlemesi" 1972'de "36 Günleri" , 1975'de "Gezgin Oyuncular" ve 1977'de "Avcılar" ilk döneminde çektiği filmlerdir. Aynı zamanda bu filmleri, "sinemaya politikayı sokmak değil, sinemayı politik olarak yapmak" isteyen Angelopoulos'un Brecht'e en çok yaklaşan yapıtlarıdır.

Değişen zamanda Angelopoulos

1983 yılında "Kitara'ya Yolculuk" filmi ile başlayan ikinci döneminde ise, tarih ve siyaset biraz daha geri plana düşer ve konular daha çok bireysel tarihçelere, karakterlerin üzerine odaklanır. "Bir bakıma daha yakın tarihi anlatan filmler çeker ve politik sorgulamayı daha soyut bir düzeye taşır. Böylece ikinci üçlemesi olan "Sessizlik Üçlemesi"nin ilk filmini ''Kitara'ya Yolculuk'' ile gerçekleştirmiş olur. Bu filmin ardından ikinci dönemine 1986 yılında çektiği "Arıcı"ve 1988'deki "Sisli Manzara" filmleri ile devam eder. Bu üçlemedeki filmlerini sırasıyla "Tarihin Sessizliği, Sevginin Sessizliği ve Tanrının Sessizliği" ile eşleştirir. Aslında bu dönem bir nevi üçüncü dönemin yapı taşlarını oluşturur.

68 kuşağını temsil eder

"Sosyalizmin çöküşü"nden sonra tüm dünyada tarihe ve politikaya dair yaşanan inanç kaybı, toplumsal dönüşümün getirdiği bireysellik ile Angelopoulos'un filmlerinde de varoluşa yönelik sorgulamalar ve kişisel yolculuklar ön plana çıkar. Bununla birlikte sinemasında üçüncü dönemi başlar. Bu durum aynı zamanda, politikanın tarih sahnesinde etkin bir oyuncu olarak kitleleri yönlendirmekten vazgeçişi ile eş zamanlıdır. Bu dönem, daha varoluşçu, insan kaderine ve yaşamına daha çok odaklanılan dönemdir. "Sosyalizmin çöküşü", sınırlar, sürgünler, Balkanlar'daki durum, göçler, kayıp merkez arayışı, babalık kavramı, kişinin iç dünyasına yapılan yolculuklar gibi temalar sık sık filmlerinde görülür.

Karakterler aslında Angelopoulos
Angelopoulos verdiği röportajda filmlerindeki başrol karakterlerinin kendisiyle benzerlikler taşıdığını belirtir. Coğrafi sınırlara atıfta bulunduğu 1991 yılında çektiği "Leyleğin Geciken Adımı"  filmi, bu dönemin başlangıcını oluşturur. Bu filmden sonra, insan vizyonunun sınırlarına gönderme yaptığı 1995 yapımı "Ulysses'in Bakışı"  ve son olarak hayatla ölüm arasındaki sınırları vurguladığı "Sonsuzluk ve Bir Gün"  filmlerini çeker. Bu dönem filmlerinin mekanları Yunanistan ve bütün komşu Balkan ülkeleri olur. Angelopoulos'un, son üçlemesi olan "Modern Yunanistan Üçlemesi" ise 2004 yılında çektiği "Ağlayan Çayır" ile başlar, üçlemenin ikinci filmi olan "Zamanın Tozu" nu  ise 2009 yılında tamamlar ancak 24 Ocak 2012 yılında üçlemenin son filmi olan "Öteki Deniz"in çekimleri sırasında bir motosikletin çarpması sonucu hayatını kaybeder.


HANDAN TUFAN/ DİHA / İZMİR

paylaş

Haberler


   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.