Naziler, Fransa başta olmak üzere işgal topraklarındaki tüm devrimcileri, devrim savaşçılarını, bugün Kürdistan ve Türkiye’de olduğu gibi beşer, onar, yirmişer... toplayıp temerküz kamplarına doldurdular, ardından kurşuna dizdiler! Özgürlük türküleriyle ölüme meydan okuyan o kahramanların ortak sloganı “Elbette yaşamak isterdik. Ama ortak istemimiz, ölümümüzün bir işe yaramasıdır!” oldu! O şanlı direniş, Nazi faşizminin tarihin çöplüğüne gömülmesinde güçlü bir cephe oldu.
İnsanlık tarihi, ölümüne direnen kahramanların/ militanların asla ölmediğini/ ölmiyeceğini/ öldürülemiyeceğini, direnişlerinin onurlu yeni tarihler yazdığının tanığıdır. Yakın tarihimizde başta Amed olmak üzere Türkiye zindanlarında ölümüne direnişler faşist/ ırkçı Türk rejimini işlemez hale getirirerek zaferin yolunu döşediler. Bugün yine tarihi bir direniş var! Sayıları binlere varacak yüzlerce militan, AKP faşizminin önüne bedenlerinden barikatlarla geçit vermiyor. Onların onurlu direnişleriyle bütünleşmiş Kürt halkı ve dayanışmacıları ölüm/ kalım savaşı veriyor! Soylu direnişler içerde ve dışarda dalga dalga yayılırken zulmün ismi Erdoğan demagojiyle görünmekte olan bir felaketi geçiştireceğini sanıyor.  
Emperyalistlerin Ortadoğu deyneği, egemenlerin şımarık çocuğu, yalakaların omuzluğu, AKP’nin başbuğu Erdoğan deprem yaratacak ölümlerin önüne geçmek yerine başta BDP’liler olmak üzere kendisine biat etmeyen tüm Kürtlerin açlık grevine katılarak ölmelerini istiyor. Yüzyıla yakındır temel insan hak ve özgürlükleri gaspedilmiş Kürtlerin kahramanca direnişini içine sindiremiyor. Hitler usulü bombalama, gazlama, zindanlarda çürütme yöntemlerinin geri adım attırmadığı bu soylu direnişin diktatörlüğünün de sonu olduğunu görüyor. Şantajlarla, şovlarla, yalanlarla ve acayıp yalakalarla ömrünü biraz daha uzatmaya çalışıyor!          
Ülkeyi boydan boya sarmakta olan bu yangını görmeyen, görmek istemeyen siyasi köleler, korkudan tünecek yer arayan yazarlar/çizerler, entelektüel geçinenler, üniversitelerin suskun/keskin anlı şanlı(!) hocaları üç maymunu oynuyor! Unutulmasın ki bu sinmişler/ sessizler /suskunlar/ seyirciler Yaşar Kemal’in “bir nesli yokedecekler zihniyeti”nin suç ortakları olarak tarihe hesap vereceklerdir! Gelecek o günlerde evlatları bile onlardan utanç duyacaklardır.  
Alınlarındaki bu kapkara lekeyle bir de okulları yakmak mazeretine sarılmaya çalışıyorlar! Peki Kürdistan’da dört bin yerleşim birimi, çoluk çocuk, kadın erkek, yaşlı hasta dört milyon insan ahırlarındaki hayvanıyla yakılırken nerede olduklarını sormak gerekir? Evlatlarınıza uğursuz bir miras olacak bu lekeyi alnınıza çalan ve sizi böylesine inkarcı/ imhacı rejimin bekçileri yapan o yeniçeri kışlalarıdır. Vatan, millet, Sakarya nutuklarıyla uyuşturulan beyinler bu kışlaların ürünüdür!  
Temel insan hak ve özgürlükleriyle birlikte evrensel hukuku katleden, hak hukuk ve adaleti aratan, kin nefret tohumları eken, farklı kimlik ve inançları katleden o Yeniçeri ocaklarını aslında sizler yoketmelisiniz! Sizler bugün Osmanlı torunu olmakla övünürken(!) Yeniçeri işgali görmüş tüm toprakların müzeleri o mezalimliğin utanç verici korkunç tablolarını sergilemektedirler...  
Kansız katliam projesi ekseninde Kürdistan’a sokulan bu modern(!) devşirme ocaklarının tahribatı o müzelerdeki kara tablolardan daha vahimdir! Sisteme köle/ tetikçi üreten fabrikalardır. Kırk yıldan fazladır Demokratik / Çağdaş Eğitim kavgası içinde biri olarak, dokunulmaz insan yaşamı uzak tutularak o devşirme kışlaları yakılmalı, külleri topraktan uzak kalacak şekilde çöllerdeki kumlara savrulmalıdır! Onların yerine Erdoğan’da açığa çıkan Hitlerci zihniyeti mahkum edecek demokratik temel hak ve özgürlükleri yeşerten çağdaş eğitim kurumları inşa edilmelidir. Bugün İmralı’dan ülkenin geneline yayılan bu şanlı direniş yaşanabilir eşitlikçi özgür bir gelecek içindir. Ezilen, sömürülen, inkar/imha ve baskı görenlerin kavgasıdır. Zalimlerle mazlumların bu yüzyıllık kavgasında tercihini yapmak zorundayız! YA ÖZGÜR YAŞAM, YA ONURLU BİR ÖLÜM!