Hâlihazırda cezaevlerinde tutuklu bulunan HDP’li ve DBP’lilerin sayısı tam olarak bilinmiyor olsa da, bu sayının en az 6-7 bin civarında olduğu tahmin ediliyor. AKP, CHP veya MHP teşkilatından 6-7 bin kişiyi cezaevine atsanız, değil referandum kampanyası yürütmek, parti teşkilatlarının çoğuna kilit vurmak zorunda kalırlar. Üstüne üstlük, bu sayı her gün artıyor. Geçen hafta içinde 12 farklı ilde gerçekleşen yüzlerce gözaltıdan da anlaşılayacağı üzere, referanduma gidilirken AKP’nin Kürt illerindeki esas taktiklerinden birisi HAYIR kampanyasının örgütlenmesini engellemek.
Gerçekçi olmak gerekirse, verili koşullarda, kampanyanın siyasi parti merkezli örgütlenip hayata geçirilmesi mümkün, ama kolay değil. Kapatılan televizyonlar, gazeteler ve haber ajansları nedeniyle özgür basının etki alanı da oldukça daralmış durumda. Sokaklarda gündelik hayat telaşı dışında müsade edilen hiçbir ses yok. Büyük ölçüde kontrol altında tutulan sosyal medya kanallarını bir köşeye bıraktığımızda, kitlelerle buluşmanın yolu ciddi anlamda tıkanmış durumda. Kent savaşlarına ve yıkıma şahitlik etmiş kentlerdeki soluksuz sıkıyönetim hali, savaşla hayatı değişenlerin siyasal ve coğrafi dağınıklığının HAYIR kampanyasını zora soktuğuna şüphe yok. Koşullar, İttihatçıların 1909 yılında baskı ve şiddet kullanarak kazandığı ve tarihe Sopalı Seçimler olarak geçen süreci hatırlatıyor. Umutsuzluk yaymak isteyenler için çok neden var ama hepsi EVET kampına su taşımaktan başka bir yola çıkmıyor ve hiçbir tefekküre kapı aralamıyor. O yüzden, soruyu tersten soralım: Umutlu olmak için gerekli nedenler var mı?
HAYIR için birinci umut sebebi, AKP’nin Kürt illerindeki oylarının Kasım 2015 seçimlerine göre gerileme ihtimalinin yüksek olması. İstikrar kaygısı ile Kasım seçimlerinde AKP’ye yönelenlerin hala EVET dediklerine ilişkin elde ikna edici kanıt yok. Kürt illerindeki bu spesifik durumu birçok yandaş gazeteci defalarca köşelerine kaygıyla taşıdı. İplerinden kopmuş bir baskı ve şiddet politikasıyla Kürt illerini idare etmenin bir maliyetinin olması şaşırtıcı değil. Kent savaşlarını kavramakta zorlanan, zamanla kendi kabuğuna çekilen ve siyasi tercihleri konusunda muallakta kalan HDP’li seçmenler ise soluksuz devam eden baskı dalgasının sonucunda, yaşanan tahribatın birincil sorumlusu olarak HDP’yi görmüyor. Diğer yandan, bu kesim, AKP’ye daha fazla güç kazandırmanın Kürt meselesinin çözümüne bir katkısı olmayacağını görebilecek siyasi olgunluğa sahip. Ama 7 Haziran 2015’te HDP’ye oy veren herkesin aynı oranda ve kararlılıkta sandığa gidip HAYIR oyu vereceğini şu an söylemek zor. Çünkü Kürtlerin ciddi bir bölümünde “referandum ile bize dair bir şey değişmeyecek” kavrayışı yaygın. Seçime ve sisteme olan inanç sarsılmış durumda. Bu durum, HAYIR kampanyasını örgütleyenler için bu kesimlere doğrudan dokunarak konuşabilmeyi mecbur kılan çabalar gerektiriyor. Ya da cesur çıkışları…
Çarpıcı olan, sivil toplum örgütleri ve meslek odaları başta olmak üzere, Kürt illerinde arta kalan kolektif yapılar EVET demeseler bile HAYIR diyeceklerini de henüz açıklamıyorlar. Hedef olma korkusu bunun birincil sebebi. Haliyle, HAYIR kampanyasının henüz siyasi dili oluşmuş ve yerelleşmiş değil. Halkta yaygın olan, örgütlenmemiş küskün boykot tavrı referandum yaklaştıkça azalacak. Ama bunun yerini Kürt illerindeki HAYIR kampanyasının alabilmesi için -söylemsel üst çerçevesini HDP belirleyecek olsa bile- bu kampanyayı kahvelerde, camilerde, kuaförlerde, pazarlarda, işyerlerinde, okullarda, hastanelerde… sürekli tercüme edip yaygınlaştıracak yürekli insanlara örnek olacak eylemlere ihtiyaç var. Suskunluğun HAYIR için pek br faydası yok.
İkinci umut vadeden faktör, AKP’nin ve AKP ile işbirliği yapanların Kürt illerinde içinde bulunduğu durum. Bugün itibariyle, Kürtlerin seçim kazanarak elde ettiği 103 belediyeden 75’ine yani dörtte üçüne el konmuş durumda. Yerel yönetimlere kayyumların atandığı birçok il ve ilçede bir savaş ganimeti olarak belediyeler üzerinden doğan ihale ve istihdam pastası şu anda ciddi bir paylaşım savaşına tanıklık ediyor. Savaş ganimeti olarak görülen rant ve istihdam imkanlarının kimin elinde kalacağı ve yaratacağı sonuçlar henüz tam net değil. Lakin AKP teşkilatları, Hüda-Par çevresi, AKP’nin çeperindeki feodal ağlar ve kayyumlar arasında birçok yerde bu paylaşım meselesi tam anlamıyla bir kavga ve hoşnutsuzluk kaynağı olmuş durumda.
HDP’nin yüzde 50’den fazla oy aldığı Kürt il ve ilçelerinde, AKP’nin varlığını siyasi bir iddiayla genişletmesinin imkanının çok kısıtlı. Ekonomik kriz algısının gölgesinde, rıza temelli siyaset üretememe batağında, AKP, istihdam ve rant vaadleri ile EVET oyları toplamaya çalışmaya devam edecek. Var olan bu tablo, AKP teşkilatlarının 7 Haziran 2015 seçimlerine gidilirkenki bölünmüşlüğünü anımsatıyor. Çıkar çatışmaları ile yıpranan AKP teşkilatlarının kampanya yürütürken dahi Kürtlük vurgusu yapmaktan gün be gün daha da kaçınması ise AKP için ayrıca handikap. Zaten savaş süreci, AKP’li Kürtlerin AKP içinde hiçbir siyasi ağırlıklarının olmadığını gösterdiği için doğalında siyaset alanlarını fazlasıyla daraltmış durumda.
Referandumda HAYIR çıkarsa, yeni siyasal süreç, AKP iktidarının çözülmesinin başlangıcı olacak. Buna şüphe yok. Bu sebepten ötürü, AKP iktidarı HAYIR diyecek olan Kürtlerin mümkün olan en düşük oranda sandığa gitmesi için elinden gelen her şeyi yapacak. EVET deme ihtimali olan Kürtlere ise kulaklara inandırıcı gelecek her türlü vaatte bulunacak. HDP’li Kürtlerin kararsız Kürtlere yüksek sesle “Değmez bu yangın yeri, avuç açmaya değmez” diyebilmesinin koşullarını sağlanırsa, tüm olumsuz koşullara rağmen kendi kendisi örgütleyen bir halk gerçekliği ortaya çıkabilir.