Hegel’in ‘Tarih Felsefesi’, 1822-23 ile 1830-31 yılları arasında verdiği derslerin, ölümünden sonra “Tüm Yapıtları” (Vollstândige Aufgabe) serisi içinde düzenlenmiş bir çalışmasıdır. Kitabın ‘İçindekiler’ bölümü öncelikli olarak felsefi öğretisinin temel ögeleri ile başlar. Tin (Geist) ya da Mutlak Akıl, kendini evrende, doğada, toplumda açımlar. Son olarak da devlet-ulus biçiminde özgürleşir. Tarih, ona göre “Tin’in zamanda açınımıdır.” Bu açınım erekseldir. Amacı da belirttiğimiz gibi kendi kendinin bilincine, farkına varma anlamında özgürlüktür.
Bu ilke tarihe, toplumsal tarihe uyarlanmış. Tarihi, coğrafya ile temellendirip Afrika, Asya, Avrupa sıralaması içerisinde vermesi yöntem olarak doğrudur. Anlatım, Doğu Dünyası, Yunan, Roma, Germenik dünyası biçiminde devam eder, modern çağ ile son bulur.
“Dünya tarihi Doğu’dan Batı’ya gider, çünkü Avrupa saltık olarak, dünya tarihinin sonu, Asya başlangıcıdır” tespitinde ilk bakışta sorun gözükmese de, bir kibir, hegemonik bir böbürlenme biçiminde sonraki satırlarda yalın bir hal alır. “Dünya tarihinin sonu” demek, evrensel olmak demektir. Güneş Doğu’dan doğar, Batı‘da da batar. Bu batış, “öz bilincin iç güneşinin” doğuşudur. Batının ideolojik hegemonyasının dışa vurumu oluyor buradaki anlatım. Batı içinde de en gelişkin olan Germanik dünyadır. Tarihi devletçi yapılanmalardan ibaret gördüğü için bu yorumları geliştirmekle yanlış yapmıyor. Devlet-ulus biçiminde varoluş en yüce oluştur. Tin’in Doğu’daki doğuşu, devlet-ulus değildir. Sadece BİR’in, despotun varoluş halidir. Kapitalist modernite çağı ise HERKES’in özgür olduğu bir çağdır ve mekanı da artık Avrupa’dır.
Doğu dünyasını kendi içinde Çin, Hindistan, Persia biçiminde ayrımladıktan sonra Persia’yı ayrıntılı anlatmaya koyulur. Persleri ilk tarihsel ulus, aynı zamanda geçip gitmiş ilk imparatorluk olarak yorumlar, böylelikle “tarih bağlamına” girer. Kürdistan, Ermenistan ve Asur’u, Persia’nın coğrafi konumunun içine yerleştirir. Kürtlere ilişkin anlatım tam da bu bölümden sonra başlar.
Pers imparatorluğunun asıl öğesi olarak Zend halkını gösterir. Fakat bu halkı coğrafi ve siyasi olarak tam olarak nereye oturtacağını bilememektedir. Aslında Zend halkı diye ayrı bir halk yoktur. Hegel, Avesta okumalarından yola çıkarak böyle bir adlandırmada bulunuyor. Sonra da bir türlü bulamıyor bu halkı. Media veya Persia’da Zerdüşt öğretisi hakim, ama bu halk burada yaşamıyor. Dilleri Pers, Med ve Baktrialılarınkiyle aynı. Yine de Zend halkının yaşadığı yer değil. “Zerdüşt’ün kendisi ona ‘’Ari-Aryan’’ der. Benzer bir adı Heredotus’ta buluruz; çünkü Medlere daha önce Ariler dendiğini söyler.” Aslında adlandırma güzel; Zend halkı.
Hegel, bu halkın yaşadığı mekanı tam bulamasa da anlattığı dağlar, Zagros dağlarıdır. İnandıkları Zerdüşt öğretisine dair genel bir bilgiye sahiptir ve hayranlığını gizleyememektedir. Özünde üzerinde durduğu konu, Zerdüştlük öğretisidir. Zerdüştlük ile Buda-Brahman öğretilerini karşılaştırınca, birinde saflık/arılık esintisini, diğerinde sefilliği görmekte gecikmez. “Bu halk saltık gerçekliğin evrensellik biçimini, birlik biçimini taşıması gerektiğinin bilincine ulaşmıştır” der.
Kürt kültüründeki evrensel karakteri görmesi önemlidir. Neolitik; birinci evrensel karakter iken, Zerdüştlük; ikinci evrensel karakter oluyor. Etkisini kendisinden sonraki tüm kültürel oluşum ve yayılmalarda göstermiştir. Hegel dolaylı olarak bu kültürden beslenmiştir. 19. yüzyılda ise kendi diyalektik yönteminin kökleriyle buluşmaktadır. Çağdaşlarından Nietzsche, Zerdüşt’ün Gathalarını kapitalist moderniteye bir eleştiri olarak yöneltirken, Goethe, Ahura Mazda’nın ışık karakterine çağrı yaparcasına “Işık… Işık, biraz daha ışık” diyerek gözlerini yumarken, Hegel felsefesi olarak şöyle der: “Işık aynı zamanda tinselin imlemini taşır; iyinin ve gerçeğin şeklidir, tüm doğal şeylerin olduğu gibi bilmenin ve istemenin de tözselliğidir.”
21. yüzyılda kendi bilincine varmış bir halk olarak, hayatı, tarihi, felsefeyi, doğayı yeniden okumak, evrensellik kazanmış hakikatimizi yaşamak, en anlamlı mutluluk olacaktır.
* Kaynak: Tarih Felsefesi - Hegel, İdea Yay.
* Diyarbakır E Tipi Cezaevi