Söz bitince adalet ve vicdan da yok olup gider. İşte tam da bu nedenle sözü yeniden üretmek gerekiyor. Sözü yeniden üretmek için savaş karşıtı, adalet arayışcısı ve vicdani redçi 10 güzel insan 23 Eylül sabahı İzmir’den Cizre’ye doğru iki araçla yola çıktılar.
24 Eylül sabahı Suruç’a uğradılar. 20 Temmuz’da 33 gencin katledildiği Amara Kültür Merkezi’ni ziyaret ettiler. Bayram sabahı Polen’i, Ezgi’yi, Okan’ı, Alican’ı, Erdal’ı ve Ferdane’yi andılar. Söz, sevgi ve adalet taşıyıcısı 33 kadın ve erkekle buluştular. Onlarsız geçen ilk bayramı Amara Kültür Merkezi’nde onlarla kutladılar!
Bugün Cizre’de olacaklar. Türkiye Cumhuriyeti Devleti son bir ayda sadece Cizre’de 24 kadın ve erkek öldürdü. Bunların çoğu çocuktu. Barış yolcuları 7 yaşındaki Baran Çağlı’nın, 13 yaşındaki Cemile Çağırga’nın, 18 yaşındaki Osman Çağlı’nın, 15 yaşındaki Bünyamin İrci’nin ve 35 günlük Muhammed Tahir Yaramış isimli bebeğin bayramına gidecekler. Muhammed bebek insanlığımızın en ak haliydi. En masum yerimizdi ve Türkiye Cumhuriyeti hükümeti onu bizden aldı. Barış yolcuları Muhammed bebeğe sığınacaklar. Onu yaşatamadığımız için hepimiz adına ondan özür dileyecekler!
Vedat Zencir, Funda Akbulut, Ali İnce, Şencan Akdoğan, Filiz İzem Yaşın, Baran Doğan, Yıldır Suna ve Haydar İlkay Çelik sözü bulma arayışındalar.
Silahların yerine söz geçsin istiyorlar. Muktedirin, ezenin yarattığı ezopun sözü değil adaletin, özgürlüğün ve barışın dili oluşsun istiyorlar.
Sözü onlara veriyorum:
“Ve bizim çocuklarımız öldürülürken, cenazelerinin kefaretini üstlenmeden, taşımaya devam ediyoruz. Çocuklarımızın hayatından gasp ettiğimiz, zavallı, çaresiz, haysiyetsiz, bir ömrü sürdürmeye zorlanıyoruz. Bu utançla bu ülkede hiç birimiz, bir diğerimizin, birbirimizin yüzüne bakarak yaşayamayız. Çocuklarımızın mezarları üzerinde dalgalanacak bir bayrağın altındaki ülke bizim nefes alabildiğimiz bir yer olmayacak. Cizreli annenin haykırdığı gibi, çocuklarımızın rahatça dolaşamadığı bir vatanı biz ne yapacağız?
BÖYLE YAŞAYAMAYIZ.
Hızla bir iç savaşa doğru sürükleniyoruz.
Hangisi daha korkunç kestiremiyoruz artık. Kıyasıya kaybediyor olmak mı, yoksa kıyasıya susuyor olmak mı?
BÖYLE YAŞAYAMAYIZ.
Suçlayarak, nefretimizi perçinleyerek, ne olursa olsun inceldiği yerden kopsun diyerek, içine girdiğimiz şiddet sarmalından kurtulamayız.
BÖYLE DEVAM EDEMEYİZ.
Eğer bu ülke bir adamın her şeyi göze alıp hükmetme hırsıyla yangın yerine döndüyse ve eğer PKK sivil siyaset alanını ve umutları tükettiğini bile bile yeniden silaha başvurduysa, üzerimize düşeni yeterince yapmadığımızdandır.
KEFARETİ ÜSTLENELİM.
Biz kinden nefretten beslendik. Sırf Kürt diye bir insana zorla Atatürk büstünü öptürdük. Sırf başörtülü diye bir kadını aşağıladık, Alevi kapı komşumuzun arkasından olmadık şeyler söyledik ve sırf bir insana, insan evladı olduğu için ‘Ermeni dölü’ dedik.
KEFARETİ ÜSTLENELİM.
Diyelim ki bizim ölülere bile saygımız kalmadı. Birbirimizin ölülerine ağza alınmayacak küfürler ettik diyelim.
KEFARETİ ÜSTLENELİM.
Asker, polis, gerilla, sivil ayrımı yapmadan cenazelerimizi hep beraber kaldıralım.
KEFARETİ ÜSTLENELİM.
Yaradılanı yaradandan ötürü sevdik deyip, yaradılanı öldürme hakkını kendimizde görerek şirke düştük.
YOLLARA DÜŞTÜK, VİCDANIMIZI ARIYORUZ.”