Fisun Biber (İsveç Kürt ve Türk Kadınları İnisiyatifi): Kürt ve Türk kadınları biraraya geldi. O günün geldiği nokta silahların susması ve taleplerin konuşulmasıydı. Bugün barışı konuşuyoruz. Gezi parkını bugün burada herkes konuştu. Kürtler bunu yıllardır yapıyor. Gezi’de aynı korku aşıldı. Ama Gezi Kürtler gibi yalnız değildi.

Cemil Deniz (Rusya Kürtleri adına): Konferanslar TC’nin zihniyetine “êdî bes e” demiştir. Bayrak Kürt halkında ciddi tepki uyandırmaktadır. İttihat Terakki zihniyetinin baskı-zulüm ve katliamlarında bayrak adeta sembolleşmiştir. Bu zihniyetin kirlettiği bayrağın tüm Türkiye’de içselleştirilerek dalgalanmasının tarihi görevini, tarihi barış ve demokrasi konferansımız üstlenmelidir. Önerim Türk bayrağı Kandil’e götürülmeli Kandil’de 30 yıllık kesintisiz özgürlük mücadelesiyle, Türkiye halklarına umut aşılayan gerillalarca paklanıp Türkiye halklarına armağan edilmeli.
Nilüfer Koç (KNK Eşbaşkanı): Konferans gündeminde örgütlenme bölümünde belirtilen Meclis fikrine katılıyorum. Bütün kurumları biraraya getirecek en esnek örgüt Meclis’tir. Anında tavır alabilecek, hareket edecek bir kurumsal birliğe ihtiyaç var. Meclis konferanstan çıkan sonuçları hayata geçirmek gibi bir görevi de olacak. Meclis’in bir komisyonu da Kadın Özgürlük Komisyonu olmalıdır.
Sedat Bucak: Dünden beri tartışıyoruz. Sorunlarımıza çözümler arıyoruz. Türkiye’de dini ve etnik baskıların temelinde Kemalizm yatıyor. Dinayet İşleri Bakanlığı kurulurken “bizim resmi dinimiz ne olacak” konferansı yapılıyor. Hanefiliği bu konferans sonucu esas alıyorlar. 27 yıllık CHP iktidarı döneminde yasalar çıkarıldı. Bu yasalara karşı dava açılamıyor.
Osman Şahin (Êzîdî Akademisyenler Kurulu): Ülkeye dönmeyi soyut bir kavram olmaktan nasıl çıkarabiliriz? Bugün önemli bir sorun. Sayın Öcalan’ın direniş ruhunu bu salonda mesajında gördük. Êzidi Kürtleri için nasıl yaşam alanları açabiliriz, asimilasyon ve yok olmaktan nasıl kurtarabiliriz soruları güncel sorunumuz.
Ayten Aslan (Demokratik Alevi Fedarasyonu): Demokratik anayasa yapılmalıdır. Siyasal iktidarın dağılımının yeniden örgütlenmesi gerekiyor. Nüfus cüzdanında din hanesi çıkarılmalı. Devlet hiçbir inancı tanımlamamalıdır. Alevi ve diğer azınlıklarının el konulan varlıkları geri iade edilmeli. Madimak Oteli utanç müzesine dönüştürülmeli.
Ali Ertan Toprak (Almanya Kürt Toplumu Başkanı): Avrupa konferansı yapıyoruz. Ama Avrupa perspektifini eksik buluyorum. Kürt halkının 30 yıldır verdiği mücadele elde ettiği kazanımlarının buraya yeterince yansıtılmadı. Bu toplantı daha çok sürgün ve mültecilerin toplantısı olarak yansıdı. Ama artık büyük bir kısmımız kalıcılaştı. Burada nasıl bir politik hat izleyeceğiz bu sorunu tartışmalıyız. Bir konferans mutlaka Avrupa Parlamentosu’nda yapılmalıdır.
Avrupa Kürt Gençliği: Geçmişi bugünle birleştirip geleceğe taşıyacak güçtür. Gençlik sadece bir eylem gücü değil aynı zamanda düşünsel olarak da ela alınmalıdır.
Nuray Şen (Şehit Ailesi): Gezi eylemleri hepimizin dünyasında farklı pencereler açtı. Bu anlamda tüm insanların bu gelişen süreç içerisinde kaynaşmalarını, eylemde buluşmasına vesile oldu. Keşke demeden, biz öldürüldüğümüzde siz neredeydiniz demeden bu direniş hareketine sahip çıkılmalıdır. Başka önemli bir sonuç da Erdoğan’ın gücünü tartışmalı hale getirdi. Bu konferans Türk hükümetine görevini yapması yönünde çağrı yapabilir.
Yücel Özdemir (Hayat TV temsilcisi): Türkiye’nin doğusu ve batısında bir değişim hareketi var. Bu konferans da bunun bir parçasıdır. Bu konferansın önemi bu süreçte neler yapılabilinir konusunda sonuçlar çıkarmalıyız. Barış bilincinin nasıl geliştirebiliriz konusunda kafa yormalıyız.
Çiğdem Devran (Yaşanacak Dünya temsilcisi): Burada tartıştığımız konular içerisinde Avrupa’da işçisi emekçisi binlerce insan var. Ne Kürdü ne Alevisi bu sorunlardan muaf. Onbinlerce insanın greve çıktığı bir dönemde biz duyarsız olamayız. Bunlara karşı duyarlı olmalıyız. Neo-liberal politikalarına karşı direnen çalışanlar var. Biz bunu sonuç bildirgesine geçirmeliyiz. Emeğin sorunlarına karşı duyarlı olmalıyız.
Ali Erten (Soykırımlar Karşıtları Derneği): Kürt halkının barış ve özgürlük hakkına sahip olan bir halk olduğunu belirtmek istiyorum. Kürt halkının yanında ve dayanışma içerisinde olduk. Sadece acılarımızı dile getirirsek diğer halkların da acılarını da görmeliyiz. Miadını doldurmuş bir soykırım egemenlikle karşı karşıyayız. Gençliğimize, insanlarımıza bu soykırım cumhuriyetini iyi anlatmalıyız.
Ayşe Yumli Yeter (Sosyalist Kadınlar Birliği): Kadınların birleşik gücünü Avrupa’da nasıl yaratabiliriz bunu tartışmamız gerekiyor. Avrupa’da birleşik mücadeleyi örgütlemek önemli. Avrupa Kadın Konferansı önerisi vardı. Bu çok önemli. Çeşitli inanç gruplarından kadınların biraraya gelip bir komisyon oluşturması büyük bir adım olacaktır.
Ali Mitil (Almanya Göçmen İşçileri Federasyonu): Dünden beri acılarımızı anlatıyoruz. Süre yetmiyor. Bizim ne kadar soracak hesabımızın olduğuda ortaya çıktı. Biz ayrılıklarımızı aşmalıyız. Bu konferans buna vesile olmalı. Gücümüzü birleştirelim. Buradan çıkalım hesaplarımızı soralım.
Ayten Durmuş (Hayrı Durmuş’un kardeşi): Bugün 30 Haziran Zilan’ı anmadan geçemeyiz. Bizler yaşamımızı şehitlerimize, PKK’ye, Önderliğimize borçluyuz. Buradayız. Bu konferansın adı barış ve demokrasi konferansı. 35 yıldır sokaklardayız. Hiçbir zaman biz kararımızdan vazgeçmedik. Biz her şeyi onurumuzla aldık. Kimse bize bir şey vermedi. 20 yaşındaki gençlerimiz kanıyla aldı her şeyi. Kanımızla aldık. Onurluyuz. Onurlu bir barışı alacağız.
Süleyman Ateş (Sendikacı): Bu konferansın sonuçlarını tabana yaymalıyız. 90 yıllık asimilasyon herkesi etkiledi. Önce bunu temizlemeliyiz. Çok yönlü çalışma yürütmek gerekiyor. Örneğin eğitim çok önemli. Eğitimin şövenizmden arındırılması için çalışmalıyız. Biz sendika olarak bu konuda bir kampanya başlattık. Anmalarımızı birlikte yapmalıyız. Kendimizi ıkçı, şöven politikalardan ayırmalıyız.
Melle Şafi (CİK): 29 Haziran günü Şêx Said idam edildi. Umarım bu konferansın tarihi tesadüf değil bilinçli yapılmıştır. Êzidi, Alevi, Ermeni ve bütün halkımıza uygulanan bütün katliamları kınıyorum. Bütün bu yaşananların nedeni din değil. Din kimsenin birbirine zülüm yapmasını istemiyor. Hiçbir dinde zulüm yok, zorlama yok. Kim hangi dine inanmak istiyorsa ona inanmalı. Kimse onlar üzerinde baskı yapmamalı.
Süleyman Demir (Êzîdî Federasyonu): İki gündür buradayız. Tüm soykırımlardan bahsediyoruz. İnanıyorum ki en büyük katliamı Êzidiler yaşadı. Aynı zamanda diğer katliamları da kınıyoruz. Buradaki kurumlardan yezidi katliamını daha fazla dile getirmesini istiyoruz.
Baki Selçuk (Aveg-kon temsilcisi:) Türk devleti bedel ödemiş olan Gezi direnişçilerini tutukluyor. Amacı halkın devrimcileriyle buluşmasını engelelemeye çalışıyor. Buranın bunu da gündemine almasını istiyorum.
Atilla Topbaş (İsviçre Milletvekili): 22 Mayıs’ta verilen bir önerge üzerine İsviçre hükümeti resmi olarak Türkiye’de Sayın Öcalan’ın başlattığı süreci selamlamaktadır. Taraflar talep etmesi durumunda bu müzakerelere katkı sunmak istediklerini ifade ediyorlar. Bizler ruhen göçmeniz aslında buraya yerleştik. Buranın yerleşik parçasıyız.
Nurettin Kemaloğlu (akademisyen): Tartışmaların Türkiye politikası ekseninde yürütülmesini eleştiriyorum. Avrupa ayağı daha çok Avrupa’da neler yapılabilir üzerine tartışmalar yürütmeliydi. Avrupa’nın politikası savaşı destekledi. Buna karşı eylem ve gücümüz, misyonumuz ne olacak bunun konuşulması gerekiyor.
Şükrü Kavak (Stutgart Barış Meclisi): Avrupa’dan barış sürecine nasıl bir destek sunulacağı bir tartışma yürütüldü. İki önerimiz var. Konferansın Avrupa Barış Meclisi ile kendini ilişkilendireceği bir komisyon oluşturması. Süreci takip edecek bir diplomatik bir komitenin oluşmasını talep ediyoruz.
Filiz Kalaycı (hukukçu): Avrupa’da yaşayan hukukçular olarak önerilerimiz var. PKK’nin terör örgütleri listesinde olmasını barış önünde bir engel olduğunu düşünüyoruz. Listeye karşı bir ulusal girişimin başlatılması en elzem hukuksal çalışma olacaktır. Listeden dolayı madur olan kenimlerin maduriyetinin tespitini de bu çalışmaya dahil etmek gerekiyor. İnterpole karşı denetleyen bir hukuki girişim başlatılmalı. Bazı somut vakalar üzerinde durulmalı. Paris katliamına ilişkin Avrupa’daki hukukçular tarafından izlenmelidir. Almanya ve Hollanda’da bu konuda soruşturma başlatılması yönünde girişimde bulunulmalıdır. 

Nurten Altubaş-Alpaslan (Lazebura Derneği temsilcisi): Konuşmasına Lazca kitleyi selamlayarak başlayan ve Konferansın taleplerinin kendi talepleri olduğunu vurgulayan Alpaslan, Lazlar hakkında tarihsel bilgiler verdi. Alpaslan, Lazcanın korunması için anayasal güvencelerin sağlanması gerektiğini vurguladı.
Prof. Dimitrios Konstantinidis (Pontos Yunanları derneği Başkanı): Türk devletinin eşit bir müzakere ortamı için önce Kürt Halk Önderi Öcalan’ı serbest bırakması gerektiğini vurgulayan Konstantinidis, konferanstaki birlikte çalışma ortamının barış süreci ve sonrasında da yürütülmesi gerektiğini vurguladı.
Ayşe Yumli Yeter (Sosyalist Kadınlar Birliği): Avrupa’nın kirli savaşın destekçisi olduğunu vurgulayan Yeter, “Avrupa Birliği Kürt kadın siyasetçilerin katliamında işbirlikçi olduğunu biliyoruz” dedi. PKK ve devrimci örgütlerin ‘terör örgütleri listesi’ne alınmasının hukuksuzluğuna değinen Yeter, politik mültecilerin cezaevlerinde insanlık dışı koşullarda tutulduğuna dikkat çekti. Yeter ayrıca, Avrupa’daki politik mültecilerin derhal serbest bırakılmasını talep etti.
Virginy Düşen (Fransız Ermeni Avukatları Derneği Eşbaşkanı): Avrupa’da göçmenlere uygulanan politikaların entegrasyondan asimilasyona evrildiğine dikkat çeken Düşen, Ermeniler adına böylesi bir konferansa katılmanın onurunu taşıdığını ifade etti. Ermeni soykırımının ve diğer soykırımların tüm toplumlar tarafından tanınmasının önemini vurgulayan Düşen, 2015 yılında Ermeni Soykırımı‘nın 100. yıl dönümünde yapılacak konferansa da çağrıda bulundu.
Lokman Barış (Êzîdî Federasyonu): Êzîdîliğin yok olmayla karşı karşıya olduğuna dikkat çeken Barış, göç etmek zorunda kalan insanların ülkelerine geri dönmesini sağlayacak bir mekanizmanın sağlanması gerektiğini vurguladı. Tüm dinlerin resmi olarak tanınması gerektiğini vurgulayan Barış, din ve okul eğitiminde Kürtçenin dil olarak kabul edilmesini talep etti.
Saadet Karabulut (Hollanda Sosyalist Parti Milletvekili): Hollanda Parlamentosunda Kürt sorunu ve diğer azınlık sorunlarını sürekli dillendirdiğini belirten Karabulut, “Kendi içimizde bugün burada yürüttüğümüz tartışmaları, bizim dışımızdaki diğer Avrupalılara taşımalıyız” çağrısında bulundu.
Sultan Oğraş (Barış Annesi): Salonda en büyük ilgiyi toplayan konuşma Barış annesi Sultan Oğraş’ın konuşmasıydı. Uğraş, “Ben 20 yıldır Kürdsitanlı bir Arap kadını olarak mücadele ediyorum. Burada sürgünde bulunmamın nedeni de bu mücadelemdir zaten. Doğup büyüdüğüm kent olan Mardin kenti ‘diller ve dinler kenti’ olarak da bilinen bir kenttir. Farklı etnik kimliklerin ve inançların birlikte ve bir arada yaşadığı mozaik kentlerimizden birisidir. Mardin’de yaşayan etnik gruplardan birisi de Arap halkıdır. Arap halkının ağırlıklı olarak yaşadığı Midyat bölgesinde yaşayanlara ‘Mıhallemi’ de denilmektedir. Mıhallemiler ayrı bir halk değildir. Araptırlar ve ayrı bir halk olarak değerlendirilmemesi gerektiğini düşünüyorum. Arapların içerisinde farklılık arz eden özellikleri olan bir topluluk olarak değerlendirilse daha doğru olur kanısındayım” dediğinde salondan büyük bir alkış koptu. Oğraş,  “Ben teoriyi pek bilmem benim en büyük teorim sokaktır. Sokakta öğrendim ne öğrendimse. Devletin panzerine, polisine ve zoruna karşı mücadeleyi sokakta öğrendim. Direnmeyi sokakta öğrendim. Öfkemi, yoldaşlık bilincimi sokakta biledim. Onun için size önereceğim naçizane en büyük teorim sokaktır. Bu süreçte sokakta olmamız gerekiyor. Evlere, salonlara Meclis’in dört duvarının arasına kapanmanın zamanı değildir.  Sokağa çıkarak -ama evlerimize dönmeyi düşünmeden- haklarımızı sokaklara taşımalıyız, sürekli eylem halinde olmalıyız” çağrısında bulundu.
Metin Cansız (Sakine Cansız’ın kardeşi): “Katılım düzeyini çok güzel gördüm. Fakat tartışmalarda kaygıların çok öne çıkarıldığını gördüm. Benim olumsuz olarak gördüğüm bir yan. Kaygılar var, fakat kaygılar çok öne çıkarıldı. Onun dışında umutluyum.”
Cumali  Şaylemez (Leyla Şaylemez’in babası-Şehit ve Gazi Mağdur Aileleri adına): “Paris’teki katliamın üzerinden yaklaşık altı aylık bir zaman geçti. Bu katliam hala aydınlatılmadı. Katil ya da katiller adalet önüne çıkarılmadı. Konferansa iyi bir katılım var. Kürtlerin en sonuncusu kalsa da Kürtler özgürlüğünü alacak. Artık kanmayacak.” 
Hasan Doğan (Fidan Doğan’ın babası): “Bir şehit babası olarak bugün burada sizlerle birlikte olmaktan sevinç duyuyorum. Umarım bu konferans beklentilere cevap olur. Biliyorsunuz Paris’te 9 Ocak günü bir katliam oldu. Üç kadın devrimci katledildi. Sakine, Rojbin, Leyla... Ben ve diğer şehitlerin aileleri aylardır büyük acılar yaşıyoruz. Avrupa Birliği’nin sözde en demokratik ülkesi olan Fransa 6 ay oldu halen katliama ilişkin gerçekleri açıklamıyor. Sorumlular tespit edilmemiştir. Biz buna müsaade etmeyeceğiz. Avrupa’daki Kürt kurumları da buna müsaade etmemelidir. Kürt kurumları eğer sorumluluklarını yerine getirmez ise Fransa bu katliamın arka planını açıklamaz.”