Tahran’da gerçekleşen Rusya, İran, Türkiye görüşmesi sonrası İdlib üzerinden yürütülen diplomasi hız kesmiyor. Çetelerle organik ilişkisinden kaynaklı köşeye sıkışan Türkiye bir çıkış yolunu bulmak için çalmadık kapı bırakmadı. Komplike hal alan sorunun nereye varacağı ise halen bir muamma.

Önceki gün Tayyip Erdoğan ile Rus Devlet Başkanı bir araya geldi. Anlaşılan her şeye muktedir görünen Astana üçlüsü krizden çıkışın yolunu bulmakta zorlanıyor.

Bu ikilinin görüşme öncesinden dikkat çekici açıklama İran’dan geldi. İdlib konusunda her fırsatta operasyonu şart koşan İran, yaptığı açıklamayla operasyona katılmayacağını duyurdu.

İran’ın açıklaması tartışılırken benzer açıklama Putin-Erdoğan açıklamasından sonra Putin’den geldi. Putin’de benzer şekilde operasyonun yapılmayacağına gönderme yaptı. Ancak bu görüşmede Erdoğan ne tavizler verdi bilinmiyor. Yoksa İran ve Rusya’nın bölgesel hakimiyet açısından bu operasyondan vazgeçmeleri oldukça zordu.

Bu operasyonun sadece Türk devletinin verdiği tavizlerle ötelenmesi oldukça zor. Zira Tahran toplantısı öncesinde batılı güçlerden gelen, "sivil katliamlar olursa, kimyasal kullanılırsa müdahale ederiz” açıklamasını unutmamak gerekir.

Aslında batılı güçlerin bu açıklamaları, Rusya ve İran için "bizi hesaba katmadan hareket edersiniz hesabını ödersiniz” mesajı taşıyordu.

Rusya ve İran’ın bu telkinler karşısında istedikleri gibi hareket edemeyecekleri, Putin-Erdoğan görüşmesinden çıkan sonuç ile öncesinden İran’ın yaptığı açıklamayla ortaya çıkmış oldu.

Peki, Putin-Erdoğan görüşmesi sonrasında yapılan, "Muhalifler bulundukları alanlarda kalmaya devam edecek. Radikal grupların alanda faaliyet göstermemelerini sağlayacağız. Rusya, İdlib çatışmasızlık bölgesine saldırılmayacağını temin için gereken tedbirleri alacaktır" açıklaması ne anlama geliyor?

İdlib’de "muhalif” tanımlaması kimi kapsıyor?

İşin doğrusu, bu açıklamanın hiçbir karşılığı yoktur. İdlib’de muhalefet eden güçler yerine radikal çete grupları var. Orada biriken tüm çete grupları da Suriye’nin değişik yerlerinde yıllardır barbarlık yapan, sivilleri katleden kelimenin tam anlamıyla ucubeler var.

Bu çete gruplarının hepsi de Türk devletinin denetiminde olan gruplardır. Bu grupların Erdoğan’ın istem ve talepleri hatta talimatları doğrultusunda hareket ettikleri, orada toplanmalarının da Erdoğan aracılığıyla gerçekleştiğini tüm dünya biliyor.

Tahran toplantısında çetelerin sözcülüğünü yaparak ateşkes isteyen Erdoğan’a Putin’in verdiği yanıt zaten gerçeği bir kez daha ortaya çıkarmıştı.

Hal böyleyken çete gruplarını, ılımlı-radikal ya da muhalif-radikal diye ayırmak tüm insanların aklıyla alay etmektir.

İşin gerçeği Erdoğan bu çeteleri bir şekilde korumak, kollamak ve yeri geldiğinde kullanmak istiyor. Erdoğan’ın bütün meselesi budur.

Batılı güçler de İdlib ve Suriye sorunlarının kendi kontrolleri dışında çözülmesine razı göstermiyorlar. Lazkiye’ye yapılan saldırılar ve İdlib operasyonuna engel olmaya çalışmaları bunu açık şekilde gösteriyor.

Bir dip not olarak;

İran’ın son dönemlerde Kürtlere birçok cepheden saldırması da kesinlikle özelde İdlib ve Suriye’de Türkiye’ye verilen görev ile İran-TC’nin Kürt karşıtı anlaşmalarının sonucudur.

Dolayısıyla baştan beri İdlib operasyonunun ya da İdlib’de çetelerin sadece İdlib’le sınırlı bir şey olmadığını söylemeye çalışırken asıl olarak da bu gerçeğe dikkat çekmeye çalışıyorduk. İdlib sorununun komplike olması bölgesel ve küresel sistemin yaşadığı sorunların komplikeliğinden kaynaklıdır. Değişik bir ifadeyle sorun İdlib değil, idlib’deki çetelerdir. Ortadoğu’da her türlü kirli işte kullanılan, insanlık suçu işletilen bu çetelerin ne olacağı sorusu, bölge sorununun nereye evrileceğine karar vermekle alakalıdır.