Belleği olmayandan konuşuyoruz. Marquez’in tanımlamasıyla "kendine kağıttan bellek yapan" belleksizlerden. Yaralı toplumların "kağıttan bellek" yapıcıları ile hesaplaşan zamanı yaşıyoruz. İntikam yeminleri eden, bunun karşılığında "zafer"i büyük coşkuyla karşılayacaklarını düşünen; ötekinden ya da zorla ötekileştirdiklerinden ölesiye nefret eden ve onlardan kurtulmak için her türlü maskeli söze gereksinim duyan, hem sonra bunları olur olmaz her yerde kullanmaktan çekinmeyen... Bir savaş için tüm malzemeleri yanyana getirip mutfağa giren ve ocağın ısısını hiçbir yemeğin dayanamayacağı bir dereceye getirip, mutfaktan mis gibi kokuların yayılmasını umut eden...
Sözün yaralandığı/maskelendiği/kapatıldığı bir düzende o mutfakta savaş yemeği pişecekse güzel kokması mümkün müdür? Geçmişte kendilerine yaşatılan her neyse, ona bakıp enfes bir tarif yazılabilir mi? Eğer bir cinayet büyük bir metanetle karşılanabiliyorsa, savaşın mutfağından çıkan şeyin adı yenebilen bir şey olur ancak.
Ama nasıl, yine de nasıl kabullenilebilir, kötü maskelenmiş sözlerle girilen mutfağın bu hayatın önemli bir yerine ait olduğunu iddia etmek?
Sözleri önce maskeleyip, sonra toplumların dilinde aşağılık bir şeye dönüştürmenin sözü kutsayanlara nasıl bir katkı sunduğunu da merak etmekteyim. Olumsuz davranışları olan bir kişi ya da duruma dair saptanmış bir sözcüğü, ölesiye nefret edilene karşı "normal"miş gibi kullanmak ve bunun yadırganmamasını beklemek de nesi?
Körlük. Düpedüz körlük...
Şirret mesela.
Haftanın kelimesi. Günlük hayatta birilerine ya da bir duruma boca ettiğimiz, bağrında bol taş taşıyan bir söz. Kime ya da neye söyleniyorsa bu kelime, her bir anlamı ile kıyasıya dövdüğümüz... Maskesi var şirretin. Maskeleri ya da. Örtünmeyi başaran bir ifade.
"Kavga çıkarmaktan hoşlanan, geçimsiz, huysuz, yaygaracı, edepsiz kimse," deniyor Türkçe sözlükte, şirret için. Takılı tüm hallerinde ise "edepsiz" daha ön planda: Edepsizlik, edepsizleşmek, edepsizce davranmak vs.
Edepsiz ise: Utanç verici işleri hiç utanmadan, sıkılmadan yapan; utanmaz, sıkılmaz, terbiyesiz, ahlaksız... anlamını taşıyor. Şirretin içinde edepsiz/edepsizlik var. Ama edepsizin içinde şirret/şirretleşmek yok!
Özcesi birine "ne şirret şey" dediğinizde "edepsiz diyorsunuz. Ama "ayy ne edepsiz" dediğinizde "ahlaksız, utanmaz" diyorsunuz.
Türkçe sözlük argo ve sıfat zengini. Bir kimsenin kişilik özelliklerini ya da karakterini tanımlamak için alt perdeden giriş yapıyorsunuz ve binlerce tanımlayıcı sıfat buluyorsunuz. Maskelenmiş sözcüklerle hem ne dediğiniz önem kazanıyor, hem de nasıl dediğiniz.
Sadık Hidayet’in "Kör Baykuş"unda vardı, maskeye dair bir paragraf:
"Hayat, soğuk kayıtsız, herkesin maskelerini çeker alır zamanla; maskeleri de hani çoktur herkesin. Fakat bazıları hep aynı maskeyi kullanırlar, ister istemez kirlenir, yıpranır bu maske. Tutumlu kimselerdir bunlar. Bir kısmı evlatlarına saklar maskelerini; bir kısmı da vardır ki boyuna maske değiştirirler, ama yaşadıklarında görürler ki bir sonuncu maske kalmış ellerinde ve bu da pek çabuk eskir, o zaman maskenin gerisinden gerçek yüzleri çıkar ortaya."
Maskelenmiş sözcüklerden biri olan "demokrasi" aynı zamanda kadersizdir de. Hiçbir toplumda yerine getirilmeyen ama tüm kurum ve kurallarıyla hayatlarına girmesi özleminde olunan bir kelime. Bir başkasının fikrine tahammül edemeyenlerin, kendi fikirlerine tahammül beklemesi ve üstelik bu beklentiyi bir zorlamaya dönüştürmeleri, demokrasiden ne anladığı konusunda fikir veriyor mu bize? Veriyor fazlasıyla... Çünkü o zavallı, hırpalanmış, horlanmış demokrasi, doğulu toplumlarda özellikle görüşünü söyleyip de kabul bekleyenlerin, kırmızı kart görünce herkesi kurşunlaması demek.
"Şirret" bir silahın içinden toplumun yarısına kurşun sıkmak demek. Kendi görüşünü açıklayan birinin görüşüne tahammül edemeyenlerin dillerinin, kelimelerinin silah bırakması gerekiyor.