
KCK Yürütme Konseyi Üyesi Fatma Adır, PKK 11. Kongresi hakkında Yeni Özgür Politika’nın sorularını yanıtladı.
PKK 11. Kongresi’nde kapitalist sistemin yaşadığı krizin analizi yapıldı mı, teşhiste öne çıkan hususları paylaşabilir misiniz?
PKK 11. Kongresi uluslararası sistemin yaşadığı krizin tarihi, ideolojik, yapısal ve güncel nedenleri üzerinde geniş ve derin bir tartışma yürüttü. İnsanlık, tarihinin en kapsamlı krizini, kaos halinde yaşıyor. Kaosun yol açtığı sorunların insanlığa ve dünyamıza maliyeti ise oldukça ağır. Kapitalist modernitenin içinde bulunduğu iflah olmaz durum, kaosu, çatışmayı, savaşı, yoksulluğu, işsizliği, çevre felaketini, kadına-genç-çocuk sömürüsünü yoğunlaştırıyor. Ağır ekonomik, siyasal, sosyal ve kültürel sorunlar her gün biraz daha içinden çıkılmaz hale geliyor. Kapitalizmin azami kar hırsıyla yürüttüğü endüstriyel kalkınmışlık, ülkeleri refaha ve zenginliğe değil, yıkıma ve yoksulluğa götürüyor; krizden de öte harabeye çeviriyor. Tarihsel toplum, doğa-ekoloji ve kültür de harap oluyor.
Manevi değerlerinden koparılma temelinde geliştirilen bireycilik, ütopyasız, amaçsız ve hedefsiz insan yığınlarının ortaya çıkmasına yol açmış. Kapitalizmin çürütücü, çözücü ve yıkıcı etkileri ile hortlatılan bireycilik; toplumun ortak yaşamını, paylaşımını, anlayışını ve sorumluluk duygusunu ortadan kaldırmış.
Nedir bunun esas nedeni?
Liberalizmin köreltici, gerçeği örtbas edici cilası ve her renge bürünerek yaratmak istediği belleksizlik ve ideolojiler döneminin geçtiği yaygarasının yarattığı yanılgı bu büyük kriz ve kaosta esas nedendir. Tüm iktidarcı, milliyetçi, cinsiyetçi, dinci, liberal köreltici ve hakikatten uzaklaştırıcı algı, anlayış ve yaşam tarzları da bu gerçeklikten beslenmektedir.
Kapitalist modernite sistemi bu anlamda ayrıntıda birçok boyut içerse de esas olarak üç temel boyutta incelenmesi gerektiği öne çıktı:
* Azami kar yasasına dayanan kapitalist sömürü sistemi,
* bir toplum kırım olan ulus-devletçilik,
* toplumla birlikte doğayı da bitiren endüstriyalizmdir.
Bu özetlediğiniz sistem analizi ışığında Ortadoğu’da yaşananları, sadece bir yansıma mı yoksa bölgesel uzantılarının dejenerasyonuyla birlikte mi ele aldınız?
Elbette Ortadoğu’da, kapitalist sistemin kaos ve krizli halinin, çok daha yoğunlaşmış, derin milliyetçi ve mezhepçi çatışmalara dönüşmüş gerçeği ile karşı karşıya bulunmaktayız. 1. Paylaşım Savaşı’nda İngiltere ve Fransa’nın başını çektiği ittifakça kurgulanan ulus devletçi Ortadoğu siyasi haritası, bugünkü savaş, çatışma, katliam ve sorunların belirleyici kaynağıdır. Syces-Picot Antlaşması gereğince savaşın galibi İngiltere ve Fransa Ortadoğu’yu kendi aralarında paylaştı. Osmanlı hegemonyasına son veren savaş sonunda ortaya çıkan tüm ulus-devletler içte halklarına karşı, dışta ise birbirine karşı savaştırılan organizasyonlar haline getirildi. Geleneksel toplumun tasfiyesi halklara karşı savaş olup, aynı zamanda cetvelle çizilen haritalar ise yapay devletlerin kendi aralarındaki savaşın esas nedeni haline geldi.
Milliyetçilik zehiri temelinde oluşturulan bu ulus devletler oligarşik, anti demokratik ve diktatör iktidarlar haline gelerek, yapay sınırlar içine hapsedilen halklara karşı toplumsal, sosyal, siyasi, kültürel ve ekonomik kırım politikaları uyguladı.
Ortadoğu’nun ulusal ve mezhepsel-inanç gerçeğine aykırı oluşturulan bu ulus devletler günümüze gelindiğinde artık halkların sırtında atmak istedikleri kambur haline gelmiştir. Tunus, Mısır ve Yemen’de halkların karşı çıktığı, karşısında ayaklandığı esasta bu realitedir.
Bahsettiğiniz yerlerdeki sonuçlar, bu realiteye uygun oldu mu?
Olmadı, çünkü örgütlü bir öncülüğün yokluğu, halkların bu özgürlük taleplerinin ve arayışının yerini bulmasını engelledi. Batı hegemonyası, bir kez daha halkların özgürlük arayışlarını kendi çıkarları temelinde yönlendirme ve bölgeyi buna göre dizayn etme tutumuna yöneldi. Ulus devlet anlayışı temelinde derinleşen milliyetçilik savaşları, yeni dönemde mezhepçilik savaşları olarak sürecek. Mezhepçiliği araçsallaştırarak, yeni dönemde savaşın ve çatışmanın zemini haline getirdi.
Buradan Suriye’ye geçersek, sözünü ettiğiniz tehlikenin somutlaşacağı net değil mi?
İşte Suriye’deki durum, tehlikenin boyutlarına işaret ediyor.
Suriye’de derinleşerek süren çatışmanın önemli bir yanını kapitalist-hegemonik güçlerin içine girdiği güç mücadelesi oluşturmaktadır. Bilindiği gibi bu güç savaşının bir tarafını Rusya, Çin ve İran oluştururken; diğer tarafını ABD, İngiltere, Fransa ve Almanya’nın başını çektiği ittifak oluşturuyor. Suudi Arabistan, Katar, Türkiye ve bazı işbirlikçi ‘Kürt’ çevreleri de ikinci ittifağa dayanarak güç devşirme arayışı içinde.
Suriye’deki mevcut durumun aşılmasının alacağı zaman tartışıldı mı?
PKK 11. Kongresi, Suriye’de mevcut durumun kısa sürede aşılmasının güçlü bir olasılık olmadığını tespit etti. Kontrollü yürütülerek rejimi zayıflatma amacı üzerinden yürütülen savaşın ne kadar kontrolde tutulacağını ise önümüzdeki günler gösterecektir. Çünkü çıkarını Suriye’deki çatışma ve savaş halinin derinleşmesinde gören bazı bölgesel güçlerin provokatif tutumlar içerisine girerek bölgenin tümünü içine alabilecek bir savaşa yol açması olasılık dahilindedir. Güç mücadelesinin, önümüzdeki dönemde bölgenin diğer ülkeleri üzerinden de sürme ihtimali yüksek.
Kürt halkının karşı karşıya kaldığı durum ve seçenekler değerlendirildi mi? Kürt inkarına dayalı hakim siyasetin değişmesi için PKK’nin üzerine düşen görevler nasıl tanımlandı?
Malumunuz Kürdistan 24 Temmuz 1923’de imzalanan Lozan Antlaşması ile dört parçaya bölündü. Bu tarihten itibaren Kürtler halk olarak varlığını korumak için sürekli bir direniş hali içinde oldu; savaş, çatışma ve katliamlar içiçe sürdü. 40 yıllık PKK direnişi de bu temelde gelişti. Kürt halkı bu inkar, imha ve soykırım sürecini seçenek olarak görmedi ve hiçbir zaman kabul etmedi. Onun için hep direniş içinde oldu. Şu an Ortadoğu’da süren savaş, Ortadoğu’nun kaderini ve geleceğini belirlemese de, önemli oranda etkileyecektir. Kürtler halk olarak direnme ve statü elde etme temelinde sürdürdükleri mücadeleyle seçeneğini önceden ortaya koymuş oldu. PKK, Kürt halkı adına en büyük direnişini bu seçenek üzerinden oluşturarak yürüttü. Uluslararası hegemonik güçlerce belirlenen bu haritaları hiçbir zaman tanımadı ve bölgenin sömürgeci, işgalci, talancı ve soykırımcı siyasetine karşı ciddi bir mücadele yürüttü. Kürdistan üzerinde sömürgeci olan hiçbir gücü ve devleti meşru görmedi ve bu güçlere karşı haklı, meşru ve sonuç alan bir direniş geliştirdi. Günümüze gelindiğinde bu anlamda en fazla hazırlıklı olan Kürtler oldu. Mevcut durumda Kürdistan coğrafyasını da içine alarak süren savaş, hakim siyasetin aşılmasını ve değişmesini ortaya çıkaracaktır. PKK bu anlamda Kürt halkına dayatılan Kürt inkarını aşma ve Kürt halkının statüsünü elde etme dışında hiçbir seçeneği kabul etmeyecektir. 11. Kongre, bunu net bir biçimde değerlendirdi ve kararlılığını ortaya koydu. Halk olarak haksız ve meşru olmayan ve hiçbir zaman kabul etmediği Lozan’ın resmen sonlanması temelinde mücadelesini yoğunlaştırarak sürdürecektir.
Bu çerçevede Rojava direnişi, PKK 11. Kongresi tarafından nasıl ele alındı ve hangi sorunlarla karşı karşıya olduğu tartışıldı?
Kürdistan’ın en küçük parçası Rojava, tarihi, demografik yapısı; Suriye rejiminin karakteri ve devletinin yapısı da dahil bütün detaylarıyla tartışıldı. Kürdistan coğrafyasını Araplaştırma temelinde Arap Kemeri projesinin, bugünkü sonuçları tartışıldı. Son iki yıllık gelişmeler ile birlikte Suriye’de iç savaş halini alan bir durum ortaya çıktı. Bu savaş durumunun ortaya çıkmasında iktidarın diktatörce ülkeyi yönetmesinin yanında, uluslararası güçlerin de planlı müdahalesi rol oynadı. Rojava’daki Kürtler hiçbir zaman savaştan yana olmadı ve mevcut durumda da bundan yana değiller. AKP, Rojava Kürtlerinin çatışmasız ve savaşsız olarak haklarını elde etmelerini kabullenmedi, müdahale etti. Uluslararası güçler ve bazı işbirlikçilere de dayanarak yürüyen savaş, planlı olarak Kürt halkına dayatıldı. Rojava Kürtleri kendilerini yönetme ve savunma dışında bu savaşın tarafı olmadı ve içinde yer almadı. Çünkü Kürt halkının tek amacı, halk olarak haklarını elde etmekti.
Bugün Rojava’da geniş bir alanda Kürt halkına karşı yürütülen savaş ve katliamı, bizzat AKP’nin planlaması temelinde gelişti. AKP hem planlayanı, hem de El Kaide’ye bağlı El Nusra’yı bizzat görevlendiren ve her türlü desteği sunan pozisyondadır.
AKP Rojava Kürtlerinin statü kazanması istemiyor. Rojava’da El Nusra’ya verdiği destek, Kuzey’deki politikasıyla ilgilidir.
Şunun çok net ifade etmek gerekir: Bu savaş, Kürt halkı ile Arap halkı arasında süren bir savaş değildir. Savaş, Rojavalı Kürtler ile AKP’nin bizzat görevlendirdiği güçler arasında sürmektedir.
TEV-DEM ve PYD öncülüğünde mücadele yürüten Kürtler, haklarını elde etme amacı dışında ne kimseye düşman ne de kimsenin tarafıdır. Halkların birlikte, demokratik temelde, bir arada ve özgürce yaşamasından yanadır. Kim bunu kabul eder ve savunursa onunla her türlü diyalog, ilişki ve dayanışma içinde olur.
Rojava, diğer parçalarımız gibi önemli bir mücadele alanıdır. Burada inşa edilmeye çalışılan Demokratik Özerklik ile çağdaş çözüm modeli geliştirilmektedir.
Bölge ciddi bir değişim süreci ve çeşitli güçlerin müdahalesi ile karşı karşıyayken PKK bu durumdan nasıl etkileniyor, ne tür bir etki yaratıyor?
PKK, 40 yıllık özgürlük mücadelesiyle bölgenin önemli bir gücüdür. Bölgeyi etkileyen bir pozisyondadır. Uluslararası ve bölgesel güçler, herhangi bir politik tutumda PKK’yi dikkate almaktadır. PKK’nin gücünü hesaplamadan ortaya konulan her politika, başarısız kalmaktadır. Özellikle Rojava’da ortaya konulan direnişin de ortaya çıkardığı demokratik irade ve buna dayalı yapılanma, bir kez daha Suriye’ye dönük politikaların tekrardan gözden geçirilmesine yol açmakta.
Bölgenin çatışmalı, kaos durumu şüphesiz PKK’yi de etkilemektedir. Çatışmalı, kaos durumu kendi açısından derinlikli değerlendiren, analiz eden ve sadece Kürt halkı açısından değil, tüm halklar açısından sağlıklı, kalıcı çözümü geliştiren yaklaşımların sahibidir. Ortadoğu halklarının özgürlük, demokratik ve eşitlik sorunu ancak demokratik siyaset temelinde bir çözüme kavuşturulabilinir. PKK, Rojava’da üçüncü çizgi olarak esas aldığı demokratik siyaset temelinde çözüm yaklaşımında kararlıdır. Her geçen gün gerek bölgede, gerekse de dışında yaşanan yakıcı gelişmeler bir kez daha PKK’nin bu tutumunu doğrulamaktadır. PKK, halkların özgürlüğü, demokratik yapılanması açısından bir umut kaynağıdır. Bağımsız duruşu, özgürlükçü kimliği ve demokratik yapılanması ile sadece Kürt halkının değil tüm Ortadoğu halklarının geleceğidir.
Kürtler PKK öncülüğünde Ortadoğu’nun demokratikleşmesinde nasıl bir rol oynayacaktır?
PKK, Demokratik Ulus perspektifi temelinde tüm halkların özgürlük ve demokrasi sorununu çözme yaklaşımına sahiptir. Kongre’de bir kez daha bu toprakların özüne ve ruhuna denk demokratik yapılanmayı gerçekleştirmedeki kararlılık ortaya konuldu. Ortadoğu’da tüm kimliklerin, kültürlerin, dillerin, inançların bir arada özgürce, demokratik temelde yaşaması, bu temelde yapılanmaya kavuşması PKK hareketinin en temel görev ve sorumluluklarındandır. Tarihe, özgürlüğe, demokrasiye dönüş hareketi olan PKK, bir halklar mozaiği olan Ortadoğu’nun bu tarihini de yeniden diriltme hareketidir. Büyük direniş gücü, örgütlülüğü ve iradesi her geçen gün daha da güçlenen PKK’nin Suriye’de yaşanan sorunlar karşısında esas aldığı, demokratik çözüm yaklaşımıdır. Demokratik Suriye, Demokratik Ortadoğu perspektifi temelinde yaşanan sorunlara çözüm yaklaşımını ortaya koymaktadır. Suriye’de ne azınlığın genele ne de genelin azınlığına baskın gelmesine izin vermeden, azınlık ve çoklu yapıların demokratik bir sistem, anlayış ve örgütlülükle var olabilmesini gerçekleştirmeye çalışmaktadır. Demokratik bir Ortadoğu açısından en makul ve kalıcı çözüm yöntemi demokratik siyasettir ve PKK bunu esas almaktadır.
Milliyetçilik, dincilik ve cinsiyetçilik temelinde halkların boğazlaşmasına dönük çirkin politikalar üretilirken, militarist yapılanmalar ile bunu derinleştirme yaklaşımına gidilmiştir. PKK, Ortadoğu yaşanan toplumsal sorunların asıl kaynağına eğilmektedir. Yaşanan toplumsal sorunların kaynağında ulus-devletin toplum kırım politikaları var. PKK, bunu aşmayı ve demokratik çözüm yaklaşımını geliştirmeyi esas almaktadır.
AGİT ERDAL/BEHDİNAN