Ne bekleniyordu?  Ne beklendiğini siz biliyorsunuz: Beklenen, PKK Önderi’nin “‘çekilmeyi durdurma’ kararını suçlayacağı”ydı.

BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’ın gazetemizde yayınlanan açıklamalarından, PKK önderinin bu konuda şöyle dediğini öğreniyoruz:
“KCK’yi suçlamalarının hiçbir anlamı yok. ‘KCK Apo’yu dinlemedi’ gibi bir yaklaşım asla doğru değil. KCK üzerine düşeni yaptı.” (…)  KCK de bu noktada başka bir karar alamazdı. Hükümetin bu yaklaşımlarına karşı çekilmeyi durdurma kararının dışında bir karar alma şansı bırakmadılar.”
Böylece, bana göre, “çekilmenin durdurulması” yönünde örgütüne hiçbir talimat vermediği halde, “İmralı’yı Kandil’le tokuşturma” maskaralığına bizzat PKK önderi son verdi. Kandil’in kararını “KCK’ye durdurma dışında bir karar alma şansı bırakmadılar” diye yorumladı.
Böyle de olsa, mevcut durumda normal olmayan bir yan var.
İzninizle bu normal olmayan durumu anlatacağım:
Öcalan’ın İmralı hücresinde “düşünmesini”, kendisine ait “teorinin” ışığında ve 15 yıl önce elindeki somut verilere dayanarak ve bunlara İmralı hücresinde okuduğu kitaplardaki verileri de ekleyerek “dünya, bölge ve Türkiye” hakkında analiz yapmasını hiç kimse önleyemedi. Önleyemez de. Büyük liderler “hücrede de düşünürler”. Lenin, Rusya’da Kapitalizmin Gelişmesi baş yapıtını Sibirya’da sürgündeyken yazdı; Gramsci ünlü “Defterleri” Mussolini’nin zındanında kaleme aldı. Öcalan da, kendisini İmralı’ya gönderenlerin boyları kadar kitapları, her hangi bir insanın akıl sağlığını, düşünme yeteneğini asla koruyamayacağı, iki kelimeyi bir araya getirme yetisini birkaç yıl içinde kaybedeceği amansız “tecrit” koşullarında yazmayı başardı.
Öcalan’ın bu kitaplarda ortaya koyduğu teori ve analiz, aslında 1990 başında dünyadaki büyük altüst oluşla birlikte geliştirdiği stratejik doğrultuyu derinleştirdi. Öcalan, reel sosyalizmin yıkılmasıyla birlikte ortaya çıkan koşullarda, Kürt sorununda “barışçı çözüm” stratejisini, ilan ettiği ateşkeslerle pratiğe geçirmeye başladı. Son Newroz mektubunda ortaya koyduğu stratejik çizgi bu birikimin bir sonucu. “MİT’le mutabakatın” değil.
“Büyük Kürdistan yerine, bütün parçalarda demokratik özerklik ve silahsız yol” çizgisi stratejik bir çizgidir.
Böyle bir çizginin hayata geçirilmesi, bu çizgiyi ilan etmekle gerçekleşmez elbette. Bu çizgiyi hayata geçirmek ona uygun düşen “taktik adımları“ gerektirir. Biz eski Marksistler bu “adımlara” “taktik” diyoruz. PKK literatüründe “taktik” sözcüğü “olumsuz” bir sözcük olarak anlaşılıyor. Haklılar. Çünkü “taktik”, halkın kulağına “üç kağıtçılık” gibi yansıyor. O nedenle burada “taktik” sözcüğünü tekrar kullanmaktan kaçınacağım. “Adım” diyeceğim.  
Öcalan’ın stratejik çizgisini Kandil şeksiz şüphesiz destekliyor. Newroz mektubunda dile getirilen ve belli ki Kandil’le istişare edilerek önerilen “gerillanın çekilmesi” “adımında” da tam bir ortaklıkları var.
Ama sonra durumlar, Öcalan’ın Demirtaş tarafından aktarılan açıklamasında dile getirldiği şekilde değişiyor. Hükümet KCK’ye “durdurma” dışında şans bırakmıyor. Yani “strateji” değişmiyor, ama onu hayata geçirme “adımı” olarak “çekilme” adımında “değişiklik” gerekli oluyor.
“Adım” konusunda Öcalan’ın rolü ne? Hücrede “stratejik çizgiyi” tek başına çizmek mümkündür, ama o çizgiyi hayata geçirme “adımlarıyla” ilgili bir karar hücrede “tek başına” alınamaz. “Çünkü stratejik çizgi için “genel bilgi ve analiz” bunları yoğuracak sağlam bir “teori” yeterlidir. Ama “adım” için bunlar yeterli olmaz. “Adım” için anlık veriler, derin ve somut bilgiler, örgütün, halkın sosyal psikolojik durumuna ilişkin somut, yerinde gözlemler şarttır. Bunlar da yetmez. Çünkü bu veriler her zaman “tek bir doğruya” götürmez. Burada verilerin müzakeresi, güvenilir bir ortamda detaylı tartışılması geekir.   
İşte o nedenle “yeni bir formata” ihtiyaç hayatidir. Şu soruyu sorarsam, Hükümettekiler belki anlarlar:
Eğer Öcalan örgütünün elindeki “tüm verilere” sahip olsaydı, bu verileri toplamak için medyayla, politik şahsiyetlerle doğrudan görüşebilseydi ve Kandil’le yüz yüze, baş başa ve göz göze müzakere yapabilseydi, acaba “özerk Kürdistan, silahsız yol” stratejisini hayata geçirmek üzere “çekilmeyi durdurma” kararı dışında bir karar alınamaz mıydı? Bilemeyiz.  
Bunu görebilmek için önümüzde yalnızca tek yol var: Kürt özgürlük hareketinin yarım yamalak değil, tümüyle müzakereye katılması…Yani “yeni format”…