
Daha önce pazar günü 8. BDP heyetinin İmralı’ya gidip görüşme yapacağı açıklanmıştı. Neden diğer günler değil de tatil gününde İmralı’ya gidileceği anlaşılmış değil. Ayrıca bu satırlar yazılırken BDP heyetinin gidip gitmediğine dair henüz bir bilgi yok. Adalet Bakanı “Bir sağlık heyetinin İmralı’ya gittiğini” açıkladı ama, gerçek olup olmadığını ve ne sonuç verdiğini henüz kimse bilmiyor.
Buna karşılık, AKP’nin desteklediği El Kaideci çeteler Ceylanpınar üzerinden Serêkaniyê’ye saldırabiliyor. Yine çetelerin elinde olduğunda Ceylanpınar-Serêkaniyê sınır kapısı açık. Fakat Serêkaniyê’yi Kürtler ele geçirince kapı derhal kapatılıyor. AKP sadece Türkiye’deki Kürtlerle çözüm sürecini yürütmekte zorlanmıyor, Suriye’deki Kürtlerle de sorun yaşıyor. Rojava Kürtlerinin iradesini de tanımıyor.
Bu durum neyi gösteriyor? AKP’nin ve AKP yönetimindeki devletin stratejik duruşunun esas itibariyle değişmediğini. Bu da zihniyetin ve politikanın değişmediği anlamına geliyor. Yani Türkiye’nin NATO çıkarlarına göre bir Ortadoğu politikası yürütmesi durumu devam ediyor. Her şey Kürt inkarına ve karşıtlığına göre ayarlanıyor. Kürtler stratejik karşıt ve tehlike olarak görülüyor.
Bu konuda AKP’nin yeni bazı Arap yönetimleriyle ilişkilerinin iyi olması yanıltmamalı. Buna bakarak “Türkiye yüzünü Ortadoğu’ya döndü” denmemeli. Çünkü eski CHP, AP, ANAP hükümetlerinin de zamanın Arap yönetimleriyle ilişkileri iyiydi, hem de çok iyiydi. Herkes lanet okurken Bülent Ecevit Saddam Hüseyin’i ziyaret etmişti. Turgut Özal tüm Ortadoğu yönetimleriyle çok iyi ilişki içindeydi. AKP’nin yaptığı da bunların bir benzeri oluyor.
Yine AKP’nin Hewlêr Yönetimiyle iyi ilişki içinde olması da yanıltıcı olmamalı. Buna bakarak AKP’nin Kürt karşıtı stratejiyi değiştirdiği sanılmamalı. AKP’den önceki özel savaş hükümetlerinin de Hewlêr Yönetimiyle ilişkileri iyiydi. Çünkü bu yönetimin oluşumunda NATO ve ABD’nin kabulü ve desteği vardı.
Görülüyor ki, bütün farklı söylemlere rağmen, aslında AKP Hükümeti Ortadoğu politikasında ciddi, yani stratejik bir değişiklik yapmış değil. Yapılanlar taktik düzeyi aşmıyor. Bu da güncel çıkarları savunmak ve mevcut sistemi korumak anlamına geliyor.
Peki neden böyle? Hükümetin ve devletin Kürt stratejisi değişmiyor da ondan. AKP Hükümeti de, kendinden öncekiler gibi Kürtleri stratejik karşıt ve tehlike olarak görmeye devam ediyor. AKP yönetimi altında da devletin Kürt karşıtı stratejik duruşu değişmemiş bulunuyor. Bu nedenle AKP Hükümeti “Çözüm sürecini” ilerletemiyor. Bu nedenle Suriye sınırında çeteleri destekleyip, Rojavalı Kürtlerin iradelerini reddediyor. Bu nedenle, ne yapsa da Ortadoğu halkları ve yönetimleri nezdinde inandırıcı bulunmuyor. Taktik yaklaşımın ne kadar inandırıcılığı olabilir?
Bunun sonucunda da Kürt sorunu çözülemez ve ağır bir sorun haline geliyor. Her yerde ve her adımda Kürt sorunu Türkiye’nin ayağına dolanıyor. Sanki Türkiye toplumunun önüne tuzak olarak kurulmuş bir sorun gibi. İçte antidemokratizmin ve baskının kaynağı, dışta ise düşmanlık ve savaşın!
Halbuki Kürt sorunu o kadar zor ve çözümsüz bir sorun değil. Bunu devletin ve AKP’nin zihniyeti ve politikaları zorlaştırıyor ve çözümsüz kılıyor. Dahası bu zihniyet ve politika aslında sorunun yaratıcısı oluyor. Devlet ve hükümet zihniyet ve strateji değişikliği yapabilse, yani Kürt karşıtlığını terk eden, Kürtlerin varlığını kabul edip stratejik müttefik gören bir yaklaşım benimsese, o zaman bütün sorunlar çok rahat bir biçimde çözülür.
O zaman “Çözüm süreci”nde bir zorluk ve erteleme kesinlikle yaşanmaz. Kürt sorunu denen sorun, tüm boyutlarıyla ve çok hızlı bir biçimde çözülür. Ülkemiz bölgenin en özgür ve demokratik alanı haline gelir. Türkiye Suriye, Irak ve İran’daki Kürtlerin dostu ve kardeşi olur. Ortadoğu halkları tarafından gerçek lider olarak görülür.
Demekki sorun stratejik duruş sorunudur. Bu stratejik duruşa yol açan zihniyet ve politika durumudur. Kürt karşıtı zihniyet ve strateji devam ettikçe ülkemiz hiçbir sorununu çözemez, tersine felakete sürüklenir. Gerçek bir zihniyet ve strateji değişimi yaşanırsa da, yani Kürt karşıtlığı yerine Kürt kardeşliği konursa da, o zaman her sorunu çok hızlı ve rahat çözer.
O nedenle işe zihniyet ve strateji değişimiyle başlamak şarttır. AKP taktik yapmaktan, hep oyun peşinde koşmaktan, her şeyi oy hesabına bağlamaktan vazgeçmelidir. Bu yaklaşımın bir geleceği yoktur. Tersine ülkemize zarar verdiği gibi, AKP’yi de ciddi tehlikelerle yüz yüze getirmektedir.
Bu nedenle zihniyet ve strateji değişimi şarttır. AKP Kürt karşıtlığını değil, Kürt kardeşliğini esas alan bir zihniyet ve strateji geliştirmelidir. Bu durum demokratik bir zihniyete ve stratejiye sahip olmak anlamına gelir. O zaman hiç oyalanmadan ve sağa-sola eğip bükmeden ülkemizi demokratikleştirecek hukukî ve siyasal reformlar yapılır. Yeni demokratik anayasa yapımı ve tüm yasaların demokratikleştirilmesi sağlanır. Doğru stratejik duruş buradan başlar.
Ardından da diğer sorunların çözümü gelir. Kürt sorununda demokratik siyasi çözüm süreci hiçbir tereddüde ve oyalamaya yer vermeden hızla sonuca götürülür. Türkiye Kürt gerçeğini kabul eden ve haklarını veren bir ülke haline gelir. Bu stratejik duruş, Rojava Kürtleriyle karşıtlığı değil, dostluğu ve kardeşliği geliştirir. Bölgedeki bütün Kürtleri gerçekten kardeş görmeyi ifade eder. Bu biçimde de, Avrupa ile karşıtlaşmadan Ortadoğu halkları ve yönetimleriyle gerçek dostluk oluşur. Ülkemizin stratejik duruşu kesinlikle böyle olmak zorundadır. Yaşadığı sorunlar böyle bir stratejiye sahip olmamasından kaynaklıdır. Çözümsüzlük de buradan ileri gelmektedir. Dolayısıyla sorunların çözümü strateji değişimiyle gerçekleşecektir.
Bunu herkesten çok demokratik güçler görmek ve anlamak durumundadır. Kendi stratejik duruşlarını böyle kılarak, gerçek bir Kürt kardeşliğini esas alarak devlet ve hükümet üzerinde baskı yapmalıdır. Mevcut Kürt karşıtı stratejiye alternatif Kürt kardeşliği stratejisini geliştirip hakim kılmalıdır.
Demokratik güçlerin Gezi direnişiyle başlayan eylemlilik süreçleri iyidir. Bunda ısrarlı olmaları, tüm saldırılara karşı ısrarla direnmeleri onları etkili hale getirmiştir. Bunu devam ettirmek gerekir. Ancak başarı için, bu eylemliliği doğru bir stratejik duruşla birleştirmeleri de şarttır.
Böyle bir stratejik duruş ve eylemlilik, demokratik güçleri hem alternatif olarak geliştirir, hem de hükümet üzerinde baskı oluşturmalarını sağlar. Dönemin gerektirdiği de budur.