Bedran Çiyakurd: "DAİŞ’in işgal ettiği topraklarda binlerce sivil kayıp. İnsanlar katledildi, halkın malı-mülkü talan edildi. İşledikleri suçlara denk şekilde yargılanacaklar ve işledikleri tüm suçların hesabı sorulacak. Hak yerini bulması için onların bu topraklar üzerinde yargılanmaları gerekir."

SİDAR DERSİM

Çok değil, daha üç, dört yıl önce DAİŞ "geliyorum" dediğinde, kentler boşalıyordu. Türkiye'nin destek verdiği, koruduğu, lojistiğini sağladığı ve başta Kürtler olmak üzere halklara karşı saldırttığı DAİŞ, vahşetin, katliamların, işgallerin, soykırımların yürütücüsüydü.

Şimdi bu kötülüğün sembolü, YPG/YPJ'nin ana bileşeni olan Suriye Demokratik Güçleri'nin (QSD) Dêrazor'da yürüttüğü özgürleştirme operasyonu ile son nefesini verdi, veriyor...

Ancak, yakalanan veya teslim olan çetelerin yargılanması, ailelerinin kamplarda barınması, çocuk ve kadınların rehabilitasyonu önemli bir sorun olarak ortaya çıkıyor.

  [caption id="attachment_167664" align="aligncenter" width="658"] Bedran Çiyakurd[/caption]  

Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi Danışmanı Bedran Çiyakurd, söz konusu çetelerin savaş suçlarını işledikleri topraklarda yargılanması gerektiğini belirtti.

Çiyakurd, Özerk Yönetim'in yargılamaya ilişkin somut planlama ve çalışmalarını kamuoyu ile paylaşacağını dile getirdi. Çiyakurd ile Baxoz operasyonu, çetelerin yargılanmasına ilişkin Özerk Yönetimi'nin planı, olası İdlib operasyonu, Rusya ve Suriye'nin,  Özerk Yönetim'e yaklaşımları üzerine konuştuk.

Dêrazor'daki operasyonda 'sivil' olarak lanse edilen ancak çete aileleri olduğu kesinleşenler ve çeteler için şu anda ne gibi bir prosedür uygulanıyor?

QSD’nin Dêrazor operasyonunda son süreçler yaşanıyor. Bir kaç gün içerisinde operasyonun bittiği ilan edilecek. Operasyonun ağır ilerlemesine neden olan şeylerden biri, DAİŞ çetelerinin bölgede yoğun olarak mayınlama yapmasıydı. Bununla birlikte kadın ve çocuklardan oluşan çete ailelerinin olması da operasyonun yavaş ilerlemesini sağladı. QSD’nin temel hedefi, çocuk ve kadınların zarar görmemesi ve en az tahribat ile operasyonunun bitirilmesiydi.

DAİŞ çetelerine tabi olmayan sivillerin hemen hepsi bölgeden ayrılarak QSD savaşçılarına sığındı. Kalan çocuklar ve kadınlar, DAİŞ’lilerin aileleridir. Hatta bir çok kadın DAİŞ üyesi. Bölgede kalan kadınların DAİŞ ile bağları ve ilişkilerinin nasıl olduğu belli. Şu anda bölgede sivil, tarafsız ve DAİŞ örgütüne bağlı olmayan kimsenin kaldığı söylenemez. Kalanların tümünün DAİŞ üyesi veya örgütüne bağlı kişiler olmasına rağmen operasyonun en az tahribat ve zararla sonuçlanması için yoğun çaba sarfedildi. Günlük olarak gelip teslim olanlar var. Gereken işlemler ve soruşturmalardan sonra teslim olan kadın ve yanlarındaki çocuklar kamplarda oluşturulan farklı yerlere yerleştiriliyor. Teslim olan DAİŞ’li erkekler ise yapılan soruşturmalardan sonra cezaevine konuluyor.

Çete ailelerinin kamplara yerleştirilmesinde ortaya çıkan sorunlar ve Özerk Yönetim'in zorlandığı noktalar nelerdir?

Kamplara yerleştirilenlerin sayısı çok fazla. Hol kampındakilerin sayısı 65 bini geçmiş bulunuyor. Bunlardan 30 binden fazlası Baxoz’dan gelen kadın ve çocuklardan oluşuyor. Binlerce çete elemanı da cezaevlerine konuldu. Sağlık, beslenme başta olmak üzere bütün çalışmalarda sorunlar yaşanıyor. Yerleştirilen kadın ve çocukların rehabilite edilmesi konusunda da sorunlar var. DAİŞ’lilerin ailelerinin anlayış ve zihniyetleri çok farklı. Empoze edilen görüşler nedeniyle çok radikaller. Bir çoğu halen kendisini DAİŞ elemanı görüyor. Kamp yönetimi, güvenlik ve çalışanları bile 'kafir' olarak görüyorlar.

Her şeyden önce bunların durumu kabullenmesi ve iletişim sorunu, çok ciddi bir sorun olarak önümüzde duruyor. Yine örgütleme sorunları var. Sağlık ve diğer temel çalışmalarda da eksiklikler yaşanıyor. Bu nedenle ilgili devlet ve kuruluşlar bu konuda ciddi yardımlarda bulunmaları gerekiyor. Yardımcı olan ülkeler ve kuruluşlar var ama var olan katkı karşı karşıya bulunduğumuz sorunun büyüklüğü karşısında sınırlı kalıyor ve ihtiyacı karşılamıyor. Bu konuda en büyük sorumluluk ve ağır yük, Özerk Yönetim ve kamp yönetiminin omuzlarında kalıyor. Muhatapların sorumluluklarını yerine getirmelerini bekliyoruz.

Teslim olan savaş suçları işlemiş çeteler için nasıl bir yargılama olmalı? Bu konuda sizin diğer devletler ve BM gibi uluslararası kurumlardan beklentileriniz nedir?

Şu anda bitme noktasına gelen DAİŞ'e karşı 2014’ten sürdürdüğümüz mücadelede on binden fazla şehit verdik. Bir çok kent, ilçe ve köy, Kobanê’den Raqa’ya kadar bir çok yerleşim biriminde ağır tahribatlar oldu. DAİŞ’nin işgal ettiği topraklarda binlerce sivil kayıp. Binlerce insan katledildi, halkın malı-mülkü talan edildi. DAİŞ halklara karşı ağır suçlar işledi. İşledikleri suçlara denk bir şekilde yargılanacaklar ve işledikleri tüm suçların hesabı sorulacak. Hak yerini bulması için de onların bu topraklar üzerinde yargılanmaları gerekir. Özerk Yönetim konuyu detaylı bir şekilde tartışıyor. Bir plan ve siyaset oluşturulacak. Bu kadar büyük bir sayıyı teşkil eden DAİŞ’liler nasıl yargılanacak, ölçü ve kıstasları ne olacak? Tüm bunlar üzerinden yapılan tartışmalar ve planlamaları, Özerk Yönetim kamuoyuna açıklayacak. Elbette bu konuda yardıma ihtiyaç var.

Özellikle vatandaşları DAİŞ’e katılan ve elimizde DAİŞ üyesi vatandaşları bulunan ülkeler bu konuda yardımcı olmalı. Yargılamanın alt yapısının oluşturulmasından tutalım, lojistik ihtiyaçlara kadar maddi-manevi bu sürece destek olmaları gerekiyor. Yine uluslararası kurumlar, Birleşmiş Milletler ve savaş suçları, insanlığa karşı işlenen suçlar ve terör suçları ile ilgili kurulan mahkemeler de Özerk Yönetim'e destek olarak bu kişilerin yargılanması sürecine katkı sunmalı. Özerk Yönetim konuyla ilgili planını netleştirdikten sonra uluslararası kuruluşlar ve elimizde DAİŞ'li vatandaşları bulunan ülkeler nezdinde detaylı görüşmeler yapacağız. Bu kişilerin adil bir şekilde yargılanması için direkt ve resmi olarak muhatap ülke ve kurumlarla görüşmeler yapılacak.

Çok sayıda devlet, DAİŞ çetesi vatandaşlarını geri almayı düşünmüyor. İsveç ve İsviçre gibi bazı devletler de çetelerin Suriye'de yargılanması gerektiğini belirtip, bu konuda kurulacak olan bir uluslararası mahkeme için desteklerini sunacaklarını açıkladı. Konu hakkında yorumunuz ne?

DAİŞ çetelerinin suç işledikleri yerde yargılanmalarını ve cezalandırılmalarını istiyoruz. Bunun somut planlamasına gitmek için çalışmalarımız da sürüyor.

Öte yandan bir çok ülke DAİŞ üyesi vatandaşlarını alıp yargılamaktan yana görünmüyor. Aslında bu konuda bizim de bu ülkelere teslim edilmesi durumunda, bunların adil yargılanacağına dair ciddi şüphelerimiz var. Açıkçası çok da teslim etme taraftarı değiliz. Bu çetelerin, kendi ülkelerinde suç işlememelerini hafifleştirici bir sebep olarak görebilirler. Ya da suç işlediklerine dair ellerinde belge olmadığını ileri sürecekler. Bu da suçluların cezalandırılmaları ve serbest bırakılması,  tekrar terör faaliyetlerine dönmeleri riskini barındırıyor. Özerk Yönetim olarak bu kişilerin ülkemizde, haklarımıza karşı işledikleri suçlar konusunda en fazla belge ve bilgiye biz sahibiz. Bu yüzden de burada bizim tarafımızda yargılanmalarının daha doğru ve adilce olacağı kanaatindeyiz.

Ama bu, ilgili ülkelerin kanuni, siyasi, vicdani ve ahlaki sorumluluklarının olmadığı anlamına gelmiyor. Unutmamaları gereken şey şudur: Bu kişiler, o ülkelerde özgürce hareket ediyordu. Resmi bir şekilde o ülkelerden yola çıktılar ve gelip burada insanlığa karşı suç işlediler.

Bundan ötürü de en azından bu kişilerin yargılanmasında vatandaşları elimizde olan ülkeler, Özerk Yönetim'e yargılama konusunda destek olmalılar. Bunu kendileri için bir sorumluluk ve görev olarak görmeliler. Zaten bu konularda onlarla temas ve müzakerelerimiz olacak.

  [caption id="attachment_167723" align="aligncenter" width="658"] Foto/Medya Doz[/caption]  

Derâzor’da DAİŞ büyük oranda temizlendi. Ancak, çetelerin İdlib’de varlığı sürüyor. Çetelerin varlığı, Türkiye-Rusya arasında bir denge unsuru mu?

Geçen senenin son süreçlerinde İdlib’e operasyon yapılması planlanmıştı. Ancak Uluslararası Koalisyon bunu engelledi. Çünkü Koalisyon Suriye’de inisiyatifin Rusya, İran ve Şam rejiminin eline geçmesini istemiyordu. Uyguladıkları baskı sonucu operasyonu ertelettiler. Rusya da bunu bir kazanca dönüştürmek istedi. Türkiye’nin de çıkarlarını gözeterek bu operasyon konusunu Türkiye ile siyasi ve ticari ilişkileri daha da geliştirerek fırsata dönüştürdü. Bu şekilde Türkiye’yi yanında tutarak bir çok konuda işbirliğini sürdürmeyi planladı.

Ancak bu karardan sonra sahada önemli gelişmeler oldu. Diğer gruplar tasfiye edilerek El Nusra Cephesi gücünü ve hakimiyetini artırdı. Yine Türkiye’nin yapması gerekenler vardı, Türkiye bu anlaşmaya uymadı ve sorumluluklarını yerine getirmedi. Rejim tekrar güç kazandıkça bu sefer İran ve Rusya ile görüş ayrılıkları ve çelişkilere düşmeye başladı. Kuzey ve Doğu Suriye ile İdlib dışındaki tüm bölgelere tekrar hakim oldu ve bu bölgeleri de kontrol altına almak istiyor. İran ve Suriye’yi de memnun etmek adına Rusya, İdlib’in bir kısmında rejimin hakimiyetine bırakılması için Türkiye’ye baskı yapıyor. Görünen o ki İdlib konusunda oluşturulan denge yavaş yavaş bozulacak. Rusya-Türkiye arasındaki İdlib üzerine kurulan denge de eskisi gibi sürmeyecek.

ABD’nin de Türkiye’ye baskıları sürüyor. Türkiye mevcut durumda Rusya ile ABD’nin baskıları arasında bir sıkışmışlık durumu yaşıyor. Bu baskılara karşı Türkiye’nin uzun süre direnmesi beklenemez artık.

Gelinen aşamada Türk devletinin iki taraftan da faydalanma politikasının devam etmeyeceği görülüyor. Türkiye’nin artık netleşmesi gerekecek. Eski müttefikleri yani ABD-NATO ile birlikte mi yürüyecek? Yoksa yeni müttefikleri Rusya-İran ile mi yürüyecek? Artık karar vermesi gerekiyor. Türkiye artık bir yol ayrımında. Var olan dengenin bozulması kaçınılmaz olacak, bu da Efrîn ve Bab, Ezaz, Cerablus gibi Türk devletinin işgali altındaki bölgelere etki edecek.

Geçtiğimiz hafta İdlib'e yönelik Rusya ve rejimin hava operasyonlarında bir artış oldu. Siz yakın bir dönemde Rejim tarafından bir kara operasyonu bekliyor musunuz?

Rusya tarafından Türk devlerinin bu konudaki sorumluluklarını yerine getirmediği şeklindeki açıklamaları, bu anlaşmanın aslında bozulduğu, devre dışı kaldığını gözler önüne seriyor.  Önceki yıl yapılan bazı girişimlerle İdlib’e yönelik operasyon engellenmişti. Ancak gelinen noktada gündeme gelecek bir operasyonu kimsenin engelleme şansı yok. Türk devleti de artık bunu engelleme gücüne sahip değil. El Nusra Cephesi doğrudan El Kaide’den oluşuyor.

Artık ABD’nin kendisi de bu operasyona direkt bir şekilde karşı tavır alamaz durumdadır.  Görünen o ki Rusya ve müttefikleri İdlib’de sınırlı bir operasyona girişecek. İdlib’in bazı bölgelerini kontrolleri altına alacaklar. Elbette bu Rusya-Türkiye uzlaşması sonucu olacak. Rusya, İdlib üzerinde Türkiye ile karşı karşıya gelmek istemeyecek çünkü mevcut durumda halen karşılıklı çıkarlara dayanan bir ilişki söz konusudur. Türkiye ile karşı karşıya gelmek yerine Türkiye’yi de operasyona dahil etmek bu da olmazsa sessiz kalmasını sağlamaya çalışacak.

Operasyonun başlaması için de Rusya'ya en yoğun baskıyı İran ve rejim yapıyor. Yani müttefikler arasında da yoğun çelişki ve çıkar ilişkileri mevcut. Rusya, İran ve Rejim'den gelen baskıları da dikkate almak zorunda olduğunu hissediyor. Bu yüzden de kısmi de olsa bir operasyon yapılması öngörülüyor ama Türkiye ile karşı karşıya gelmemenin hesaplarını da yapmak zorunda hissediyor kendini. Türkiye’de 31 Mart seçimleri sona ermeden İdlib'e ciddi bir operasyon yapılabileceği görüşünde değiliz. Yer yer bombardıman ya da taciz saldırıları olsa da bu ay sona ermeden kapsamlı bir operasyonun gündeme geleceğini sanmıyoruz.

 
 

Rusya diyalogu engelliyor

 

Suriye ile görüşmeler oluyor mu? Gelişmeler ne düzeyde? Daha önce Özerk Yönetim, Suriye rejimi ile ilişkilerde 10 maddelik talepler listesini kamuoyuna açıklamıştı. Rejim, İran ve Rusya bu konuda ne tür yaklaşım sergiliyor?

Suriye rejimi ile herhangi bir görüşme olmadı. Rusya yönetimi ile yapılan görüşmelerden sonra bir yol haritası çıkarıldı. Buna göre Rusya, Özerk Yönetim ile Şam Rejimi arasında arabulucu olacaktı. Yani Rusya görüşmelerde garantör olmaya karar verdi, biz de Suriye rejimi üzerindeki etkisinden ötürü Rusya’nın böyle bir rol oynayabileceğini düşündük.

Rusya’ya hazırladığımız yol haritasını teslim ettiğimizde Rusya, Şam Rejimi ile müzakerelerin yapılması için çalışmalara başlayacağının sözünü verdi.  Ancak daha sonra herhangi bir görüşme olmadı.

Öyle görülüyor ki Rusya’nın bu konudaki girişimleri bir şekilde engellendi ya da durduruldu. Aynı süreçte Rusya ile Türk devleti arasında da görüşmeler yapıldı. Soçi'de yapılan görüşmelerde Türk devletinin Rusya’dan; Özerk Yönetim ile Şam rejimi arasında herhangi bir temas veya görüşmenin olmamasını istediği biliniyordu. Söz konusu diyaloglarla Özerk Yönetim'in meşruluk kazanacağını ve Suriye’deki çözümün bir parçası olacağından korkan Türk devleti bunu kendisi için tehlike olarak algıladı.

Diyalogun başlamaması için Türk-Rus işbirliği

Bu yüzden de Türk devleti tüm gücüyle Şam rejimi ile Özerk Yönetim arasında diyalogların başlamaması için uğraştı ve baskı yaptı. Bunun sonucunda da diyalog ya da müzakere süreci tamamen durmuş durumda.

Buna karşılık Türkiye, Rusya’ya İdlib'deki durum başta olmak üzere önemli tavizler verdi. Kürtlerin ya da Doğu ve Kuzey Suriye Özerk Yönetimi’nin Şam rejimi ile diyaloga geçmemesi karşılığında Rusya’nın taleplerini kabul etti ve uzlaşmaya vardı. Bir çok konuda olduğu gibi Rusya’nın bu konuya da stratejik bakmak yerine alışagelmiş pragmatik yaklaşımını tekrar gösterdiği ortaya çıktı. Politik olarak attığı adımları siyasi çıkarlarına göre devam ettiriyor. Yani çıkarları hangi tarafta ağır basıyorsa eğilimi de o taraftan yana gösteriyor. Rusya'nın, Özerk Yönetim ile Rejim arasındaki diyalog konusundaki yaklaşımı da taktiksel ve güncel politika ile ilgili bir yaklaşımdı.

Aldığımız duyumlara göre Rusya olumsuz bir rol oynuyor ve diyalog yolunun açılmaması için Şam rejimine baskı uyguluyor.

Yine sözde çözüm ve diyalog konusunda Rusya’nın gösterdiği yaklaşımlarda büyük çelişki ve tutarsızlıklar görülüyor.

Rusya geçerliliğini yitiren Adana Mutabakatı'nı önerdi

Örneğin üzerinden uzun zaman geçen ve gerçekleşmesinin hiç bir şart ve koşulu kalmayan Adana Mutabakatı’nı Türkiye’ye önerdi. Zaten Ankara-Şam arasında varılan Adana Mutabakatı Suriye’deki halkımıza ve örgütlü güçüne karşı yapılmıştı. Bunu tekrar gündeme getirmesi Ankara ile Şam yönetimlerini halkımıza karşı uzlaştırma çabasının bir yansımasıdır. Bir yandan bunu yaparken Özerk Yönetim ile Şam arasında diyalog başlaması için girişim başlatacağı şeklindeki söylemleri özlediği siyasetin ne kadar çelişkili olduğunu gösteriyor.

Bu çelişkili politikalar ve yaklaşımlar, bizim şüphe ile yaklaşmamıza, söylenenlerin yerine getirilmesi konusunda güvenmememize neden oluyor.

Rusya'nın olumsuz yaklaşımından bahsediyorsunuz. Ancak, ABD'nin Suriye'den asker çekme açıklamasını yapmasından itibaren, rejim ve Rusya'nın Kürtlerle diyalog yönünde mesajları olmuştu...

ABD geri çekilme konusunu gündeme getirdiğinde bu durum, Şam yönetiminin bazı hesaplar yapmasına neden oldu. "Kürtler ile diyalog kurmaya hazırız" şeklinde Rejim tarafından yapılan açıklamalar, ABD’nin çekilmesi ile ilgili yapılan bazı hesaplara dayanıyordu. ABD’nin çekilmesini teşvik etmek ve çekildikten sonra herhangi bir anlaşmaya varmadan ve bölgeye siyasi bir statü konusunda uzlaşmaya varmadan, rejimin tüm kurumlarıyla bölgeye tekrar dönmesi planlanıyordu. Dera, Şam'ın belli bölgeleri, Halep gibi yerlerde nasıl ki muhalif silahlı gruplar ya da çeteler temizlendikten sonra siyasi bir uzlaşma olmadan bu alanları geri aldılarsa, aynı şekilde Kuzey ve Doğu Suriye'de bu planı pratikleştirmek istediler. Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın bir açıklaması vardı. Bu açıklamada rejimin çözüm adına bir projesi olmadığı ve diyalog masasında sunacağı, müzakere edeceği hiç bir şeyi olmadığını gösterdi. Ellerindeki tek proje şuydu: Herkes elindeki gücü tasfiye ederek askeri ve siyasi olarak rejimin sultası altına girecek.

Rejimin bunun dışında bir projesi ya da planı yok.

Ülkenin anayasasında herhangi bir değişime gitmeye de hazır olmadıkları görülüyor. Yani halkımızı ve haklarını tanımaya ve yasaların güvencesine bu hakları almaya hazır olmadığını görüyoruz. Rejim diyalog ve müzakere konusunda hazırlıklı ve istekli değil.

Uluslararası güçler Şam'a çözüm için baskı yapmalı

Bu yüzden de siyasal bir çözüm konusunda uluslararası garantörlere ihtiyaç var diyoruz. Uluslararası güçlerin diyalog ve çözüm için Şam rejimine baskı yapması ve ön açıcı olmaları gerekiyor. İran ve rejimin diğer müttefiklerinin sunduğumuz siyasi çözüm projesini kabul etmedikleri ortaya çıkmış bulunuyor.

Rusya, İran ve rejimin kendisi,  Suriye’nin yeniden yapılanması ve tüm halkları kapsayacak bir sisteme kavuşması konusunu gündemlerine almıyorlar. Tek dertleri ve hedefleri rejim hiç bir değişikliğe gitmeden tekrar ülke toprakları üzerinde hakimiyet ilanına gitmesidir.

 
   

Efrîn özgürleşmeden çözüm olmaz

 

Görüşmelerde Efrîn gündeme geliyor mu? Suriye, Rusya ve İran'ın bu işgalin son bulması için herhangi bir girişimi söz konusu mu? Olası bir İdlib operasyonundan sonra Efrîn ve Türkiye'nin işgal ettiği yerler, daha etkili bir şekilde gündeme gelebilir mi?

Rusya ile Türkiye arasında İdlib konusunda oluşturulan dengenin bozulması durumunda başta Efrîn olmak üzere Türk ordusu ve bağlı çetelerin Suriye’deki varlığı tartışmaya açılacak ve yeni bir süreç başlayacak.

Bizim için Efrîn stratejik stratejik önemdedir. Yani Efrîn özgürleşmeden istikrar ve çözümün olacağı inancında değiliz. Efrîn işgal altındayken ve günlük olarak orada işgalci çeteler vahşet uygularken, hiç bir çözüm olacağına inanmıyoruz. Zaten bizim çözüm planımızda Efrîn, Şehba ve diğer bölgelerin tümünü ele alıyoruz. Rusya, Uluslararası Koalisyon, ABD ve Avrupa ülkeleri ile yaptığımız tüm görüşmelerde Efrîn’i ele alıyor ve işgalin sonlandırılmasını gerektiğini temel gündemimiz olarak dile getiriliyoruz.

 

Efrîn’de sistematik katliam var

Efrîn’de sistematik bir katliam, halkımızın kimliğinin yok edilmesi için devreye konulmuş durumda. Diplomatik çalışmalarımızın temel gündemini Efrîn oluşturuyor.

Rejim ile görüşmeler yapılmadığı için Efrîn konusu da doğal olarak gündeme gelmiş değil. Şimdiye kadar var olan tartışma ve görüşmeler Rusya ile yapıldı.