- Xi-Trump zirvesi, şekillenmekte olan yeni dengenin bir ölçüsüydü: Güven olmadan işlem yapabilen, uzlaşma olmadan itidal gösteren, çözüm olmadan istikrar sağlayan bir ilişki.
* CRAIG SINGLETON
ABD Başkanı Donald Trump ve Çin lideri Xi Jinping, Pekin’de iki gün boyunca büyük güç diplomasisinin alışıldık tiyatrosunu sahneledi. Trump, Xi’nin “arkadaşı” olmaktan “onur duyduğunu” söyledi ve ABD-Çin ilişkisinin “her zamankinden daha iyi” olacağını öngördü. Xi ise daha incelikli bir şekilde tören ve sembolizm kullanarak Trump’ın tarih ve anlaşma yapma duygusuna hitap etti.
Tüm bu gösteri, mütevazı ancak pazarlanabilir bir sonuç verdi. Somut çıktılar, ABD çiftçilerine fayda sağlayan soya fasulyesi ve tarım ürünleri alımları, Çin havayolları için Boeing uçakları ve ticari kanalları açık tutmak üzere kurulan yeni ticaret ve yatırım platformlarından oluştu. Bu adımlar her iki liderin de sükûnet mesajı vermesini sağladı, ancak altta yatan rekabeti çözmedi. Zirvenin mantığı da buydu: Hareket var, ilerleme yok; tiyatroyla maskelenmiş bir çıkmaz.
Bugünkü süper güçler kapışması sürecek, çünkü ABD-Çin rekabeti artık kaldıraç üzerine kurulu: Kimde kaldıraç var, kim onu sürdürebilir ve hangi taraf diğerini daha fazla risk almaya zorlayabilir? Trump, tedarik zincirini bozmadan anlaşmalar istiyor. Xi ise itibarından taviz vermeden gümrük vergisi istikrarı peşinde. İkisi de kopuş istemiyor, ancak her ikisi de bağımlılık üzerinden mücadele ediyor: Washington Çin’e olan bağımlılığını azaltmak, Pekin ise bu bağımlılığın kendisine verdiği gücü korumak istiyor.
Tırmanış temposunu yönetme
Zirve, bugünkü rekabete diplomatik bir ritim kazandırdığı için önemli. Trump ve Xi, kırılganlıkları test etmek, baskı uygulamak ve ilişki kopma noktasına gelmeden liderler düzeyinde yeniden angaje olmak istiyor gibi görünüyor. Her duraklama, bir sonraki baskı turunu da hazırlıyor. Bu açıdan son toplantı, tırmanıştan kaçış değil, onun temposunu yönetme aracıydı.
Tüm detant konuşmalarına rağmen geçen sonbaharda Güney Kore’nin Busan kentinde yapılan Trump-Xi görüşmesi taktik bir ticaret ateşkesiyle sonuçlandı, o kadar. Washington, fentanille bağlantılı Çin ithalatına uygulanan gümrük vergilerini yüzde 20’den yüzde 10’a indirdi, ancak genel gümrük duvarını büyük ölçüde korudu. Ayrıca kara listedeki Çin şirketlerinin çoğunluk hissesine sahip iştiraklerini kapsayacak yeni Ticaret Bakanlığı kuralını bir yıl askıya aldı. Pekin ise Busan öncesinde açıkladığı nadir toprak elementleri kısıtlamalarını askıya aldı, ABD tarım ürünlerine uyguladığı misilleme vergilerini hafifletdi ve soya alımlarını yeniden başlattı. Her iki taraf da karşılıklı gemilere uygulanan yeni liman ücretlerini bir yıl süreyle durdurdu.
Bu ateşkes, baskının başka alanlara kaymasını engellemedi. Busan sonrası Washington teknoloji kontrollerini sıkılaştırmaya, İran petrolüyle bağlantılı Çin varlıklarını yaptırım listesine almaya ve Çin’in itirazlarına rağmen 11 milyar dolarlık tarihi bir Tayvan silah paketini onaylamaya devam etti. Pekin ise sanayi tedarik zincirlerine kısıtlamaları artırarak ve ilk kez bir “engelleme emri” çıkararak Çinli rafinerilere ABD yaptırımlarını tanımamalarını ve uymamalarını talimatlandırdı. Tüm bunlar ateşkesi bozmadan rekabeti keskinleştirdi, çünkü hiçbir taraf ticari zeminin çökmesini istemiyordu.
Busan sonrası dönem, ticaret türbülansının yönetilebileceğini gösterdiyse Pekin zirvesi stratejik baskı noktalarının ayrı bir mesele olduğunu teyit etti. Xi, Trump’a Tayvan “kötü yönetilirse” ABD ve Çin’in “çarpışabileceği veya hatta çatışabileceği” uyarısında bulundu. ABD’li üst düzey yetkililer ise Washington’un ada politikasının değişmediğini yineledi. İran konusunda da aynı örüntü izlendi. Trump, ABD-İran savaşını bitirmek için Çin’den yardım istedi; Pekin, Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasını ve İran’ın nükleer silah edinmesinin önlenmesini destekledi, ancak Tahran’a baskı yapacağına dair herhangi bir işaret vermedi.
Cephaneliklerini genişletiyorlar
Bu dinamik, ilişkiyi bazı açılardan daha öngörülebilir kıldı. Washington ve Pekin, artık birbirinden uzlaşma beklemiyor. Rekabet daha okunaklı hale geldi. ABD yetkilileri, artık Çin’in piyasa dışı sistemini, ticaret görüşmeleriyle çözülebilecek bir sorun değil, yönetilmesi gereken yapısal bir gerçeklik olarak görüyor. Pekin de ABD gümrük vergileri, ihracat kontrolleri ve müttefik koordinasyonunun Çin’in dış ortamının kalıcı unsurları olduğunu içselleştirdi. Bu netlik, ilişkiyi okumayı kolaylaştırıyor, ancak uzlaşmayı daha az olası, çatışmayı ise daha rutin hale getirerek rekabeti sertleştiriyor.
Daha zorlayıcı bir mantık devreye giriyor. Gerçek ya da tehdit halindeki kesinti, artık politika hatası olarak değil, politika aracı olarak görülüyor. Her iki ülke de diğerinin tercihlerini şekillendirmek, maliyet dayatmak ve seçeneklerini korumak için cephaneliğini genişletiyor. Her yeni kısıtlama, lisans rejimi, yaptırım tehdidi veya engelleme emri, zorlama ve karşı tedbir döngüsünü besliyor. Bu, karşılıklı garanti altına alınmış kesinti (mutually assured disruption) mantığının işleyişidir: Tekrarlanan ekonomik sürtüşmeler, yönetilebilir kabul edildiği sürece devam eder. Risk, her iki tarafın da tekrarı kontrol zannetmesi ve döngüyü kaybetmeden sürdürebileceğine inanmasıdır.
Pekin için istikrar
Bu arka planda zirvenin en önemli çıktısının zaman olduğu söylenebilir. Xi’nin açıklamaları bunun nedenini açıklıyordu. Küresel yüzyılda bir görülen dönüşümün hızlandığını ve dünyanın yeni bir yol ayrımına geldiğini belirtti. Çin stratejik söyleminde bu ifadeler, ABD avantajlarının zayıfladığı, küresel düzenin daha akışkan hale geldiği ve kısa vadeli dalgalanmayı yönetebilirse Çin’in zemin kazanabileceği inancını işaret eder. Paradoks şudur: Xi, tarihin hızlandığını görürken, Çin’in kendi evini düzene sokmak için zamana ihtiyacı vardır. Pekin için istikrar, rekabetin karşıtı değildir; daha etkili rekabet edebilmek için ihtiyaç duyduğu koşuldur.
Bu nedenle Xi, büyük bir atılımdan ziyade nefes alma alanı arıyor. Çin ekonomisi baskı altında, teknoloji sektörü hâlâ ABD boğaz noktalarıyla karşı karşıya ve tedarik zinciri kaldıraçları güçlü olsa da yenilmez değil. Pekin, ikili ilişkide yeterince öngörülebilirlik sağlayarak ABD’nin risk azaltma (de-risking) hamlelerinin ivme kazanmasını engellemek, yabancı şirketleri Çin pazarına ve tedarik zincirlerine bağlı tutmak ve Amerikan teknoloji kontrollerinin etrafından dolaşmak istiyor.
İstikrar inşası için zaman
Washington da zamana ihtiyaç duyuyor, ancak tam tersi nedenle. Çin istikrarı beklemek, uyum sağlamak ve kaldıraç korumak için kullanabilir. ABD ise istikrarı inşa etmek için kullanmak zorunda. Çin’e bağımlılığı azaltmak, tek seferlik yatırım açıklamaları veya dağınık yerli üretim projeleriyle olmaz. Sanayi kapasitesini ülkeye geri getirmek, kritik mineralleri güvence altına almak ve gerçekten işe yarayan teknoloji kontrolleri etrafında müttefikleri birleştirmek için sürekli bir çaba gerektirir. Bu iş, hem pahalı ve yavaş hem de uzun vadeli dayanıklılığı nadiren ödüllendiren siyasi döngülere açıktır. Bu da Pekin sonrası dönemi zirvenin kendisinden daha önemli kılıyor. Pekin başarısını, bu aranın ABD’nin ivmesini yavaşlatıp yabancı şirketleri Çin pazarına ve tedarik zincirlerine maruz bırakmaya devam edip etmemesiyle ölçecek. Washington için test ise daha sakin bir ticaret hattının dayanıklılık için gereken zorlu çalışmaları hızlandırıp hızlandırmadığı, yoksa bir arayı ilerleme zannetmeye mi yol açtığıdır. Zirve sıcaklığı düşürürken ABD’nin kırılganlıklarını olduğu gibi bırakırsa Pekin, kendi taviz vermeden daha değerli bir taviz kazanmış olacak.
Sonuçta Xi-Trump zirvesi, mütevazı görünüyordu, çünkü gerçekten de mütevazıydı ama mütevazı olmak anlamsız olduğu anlamına gelmez. Bu, Washington ile Pekin arasında şekillenmekte olan yeni dengenin bir ölçüsüydü: Güven olmadan işlem yapabilen, uzlaşma olmadan itidal gösteren, çözüm olmadan istikrar sağlayan bir ilişki. Çıkmaz Pekin’de sona ermedi; daha net görülür hale geldi.
* Demokrasileri Savunma Vakfı (FDD) bünyesinde Çin Program Direktörü ve kıdemli araştırmacı Craig Singleton'un makalesi çevrierek düzenlendi.