
Yakıp yıktıkları halde bu kez de enkazları üzerinde bile hunharlıklarını yaşatmak isteyen katil-çete, özgür topraklarda yaşamaya özlem duyan çocuklara her geçen gün daha fazla işkence yaşatmakta. Mezopotamya’daki çocukların üzerinde yürütülen politika, Türkiye’nin geleceğini göstermekte. Özgür mekanlarda yaşamın ve anlamlı yaşayışın olacağını bilen çocuklar egemenlerin yaratmış olduğu sahte yaşama inanmamaktadır.
Bilmezler ki; her yönden kandırılmaya çalışılan çocuklar ana ve baba demeden önce ilkin Apo derler ve bununla mutluluk saçarlar. Aslında yalanlarınıza karnımız tok diye yanıt vermek isterler. Bizlere anlamsız, geçmişsiz mekanları değil, özgür yaşamımızı ördüğümüz, sahibi olduğumuz toprakları bırakın diyen çocuklar yaşamlarındaki renklilikten cevap olurlar bu sahte sunuma.
Rojava’da 4 veya 5 yaşlarındaki kız çocuğunu hatırlayalım, “Raweste amade be, çek sermil û bireve” diyen çocuklara gülümsedik. Sur’un en dar sokaklarında zeytin veya yağ tenekelerine, odunlarla vurarak keyiflice şarkı söyleyen, halaya duran çocukları hatırlayalım. Aslında dahası da var. “Canım Kürdistanım” diye şiirler okuyan çocuklar. Bunlar evrenin en renkli ve sevilen insanları. Vermek istedikleri mesajlarda yine özgürlük istemlerini görebiliyoruz. Burada bizler savaş değil, sayın Abdullah Öcalan’ın ve Kürdistan’ın özgürlüğünü istiyoruz demekteler. Hakkettiği anlamı katarak çok iyi dinlemek gerek aayy! canım benim dediğimiz görüntüleri.
Egemenlerin yürüttüğü çirkin savaşlarda kaçırılan masum çocuklar intihar eylemcisi adı altında savaş alanlarında patlatılmaktalar. Bu vahşetin altından o masum çocuk çığlığını duymamak mümkün mü? Özgür topraklarımda son nefesime kadar ve yüzüm kırışana dek yaşamak istiyorum. Bırakın bereketli topraklarımda özgür yaşamanın ne demek olduğuna varayım. Ben satılmak, koyun misali sahte İslam’a kesilip kurban olmak, uyuşturularak patlatılmak ve tecavüze uğramak istemiyorum der gibidir her çığlık.
Bereketli topraklarda, lanetliği mahkum kıldırtan kapitalist sistem katliamları ve inkarcılığı canlı tutturmakta ve bunu da sanki bir kadermişcesine hafızalara işlemektedir. Yakıp yıktıkları mekanlardan direniş irademizi silemeyeceklerini anladıklarından şimdi ne kaparsak kardır soygunculuğuyla Kürdistan topraklarında tam bir talana girişmişler. Binalar yıkılabilir, yenileri de yapılabilir kendilerince ama özgür yaşama tercihi, iradesi teslim alınamaz yıkılamaz, yerine sahte yaşamları ve aldatmacası geçirilemez. Bu gerçeğe katlanamadıkları için onurlarını, topraklarını koruyan militanları rehin alarak infaz etme ahlaksızlığını, vicdansızlığını gösteriyorlar.
Ve bunca yaşananlar yetmezmiş gibi bir de “Sur İçin Bismillah” diye tarihi diyarları güya ‘inşa’ etmekteler. Onlar buna inana dursun gelin bizde tarihin bereketli topraklarında çocuklarımızın vermek istedikleri mesajlara ortak olalım, destek verelim. “Sur için Bismillah” diyenlere karşılık, birlikte “SUR’dan YALLAH” diyerek cevap olalım. Ve bununla beraber tarih kokan mekanlarımıza sahiplenme sesini meydanlarda duyurtalım.