Kürt halkı, örgütleri ve Öcalan için “süreç” “kırılgan” mı?
Değil. Öyle olsaydı, şu iki ay içinde bu “sürecin” kırıla kırıla tarumar olması gerekirdi. Başbakan ağzına geleni söylüyor. Yandaş medya demediğini bırakmıyor. Polis koşturuyor, ordu dağ taş demeden her tarafı bombalıyor.
Bütün bunlar oluyor, ama “süreç”, ne Kandil Dağı’nda kırılıyor, ne İmralı Adası’nda bozuluyor, ne de Amed’de çivisi çıkıyor.
Yani Kürt tarafı, Hükümet höpürse de, köpürse de, “sürecin” “kırılganlığı” ile oyun oynamıyor. Neden? Çünkü Kürt tarafı gerçekten de barış istiyor ve Hükümetin İmralı ile yapmakta olduğu görüşmeleri, kendi muhteşem mücadelesinin şimdiye kadar elde edilen en büyük kazanımı sayıyor. Öyle saydığı için de, “kırılgan süreci” hiçbir kışkırtmaya, saldırıya, baskıya, aşağılamaya rağmen kırmıyor, dökmüyor. Papaza kızıp oruç bozmuyor. Demek ki, İmralı süreci Hükümet için “kırılgan”…
Başbakan’ın ikide bir “risk aldım” demesi de zaten bunu gösteriyor. Nasıl bir “risk” bu? Yine Başbakan’ın ifadesiyle “iktidarını kaybetme riski”…Yani Başbakan, CHP’den ve MHP’den, bu arada Cemaat ile AKP içindeki uzantılarından korkuyor. Onların milliyetçiliği kışkırtması karşısında İmralı sürecini büsbütün “kırılgan”, yani savunmasız hale getiriyor...
Biz bu “korkunun” ve “aman ha bozulur” korkutmacasının altında BDP’yi ve PKK’yi susturma, İmralı sürecini, çaktırmadan “imha” sürecine her türlü “itirazı” önleyerek dönüştürme kurnazlığının yattığını bilsek bile, yine de Başbakan’ın korkularını hesaba katabiliriz. Hatta dün MHP Başkanının yaptığı acayip konuşmaya ve Sözcü Gazetesi’nde Çölaşan gibilerinin akıl almaz kışkırtmalarına bakınca, “korkmakta pek de haksız sayılmaz” bile diyebiliriz. Çünkü “darbe alternatifini” kaybeden bir güruh, “iç savaşa” benzin dökerek, Hükümeti ve herkesi yıkılmış Türkiye’nin enkazı altında bırakmak istiyor… “Benden sonra tufan” taktiği…
İyi de bundan “korkan” Hükümet ne yapıyor? Yaptığı şu: “İç savaş” kışkırtıcılarına “teröristleri silahsızlandıracağım, sınır dışına süreceğim, Irak’ta Güney’in federalleşmesini önleyemeyerek yaptığım yanlışı Suriye’de yapmayacağım, Rojava’nın özerkleşmesine izin vermeyeceğim, buna kalkışırlarsa müdahale edeceğim” diyerek İmralı sürecini zehirlemek. Bu yöntem beş paralık sonuç doğurmaz. Hatta tersine sonuç doğurur. İç savaş provokatörlerini yüreklendirir.
Eğer AKP “çözüm sürecinde” samimiyse, halka açık konuşmak, hiç kimseyi suçlamadan Türkiye’nin menfaatinin nerede olduğunu samimiyetle açıklamak zorundadır. Halk şunları AKP’nin ağzından duymalıdır: Bugünkü uluslararası koşullarda savaş devam ederse, bu Türkiye’nin yıkımına neden olur. Otuz yıldır sürdürülen Türk-Kürt savaşı, bir anda bölgesel bütün tarafların doğrudan ya da dolaylı karıştığı bir savaşa dönüşür. Bu durumda AKP Hükümeti döneminde elde edilen bütün ekonomik iyileşmeler birkaç ay içinde yok olur. Ne AB, ne de bölgede “güç merkezi” olma hayali kalır.
AKP eğer samimiyse, bu “tehlikeyi” sergiledikten sonra, kendi halkına şunları da açıklamalıdır: Tarih, iki kadim halkın, Türklerle Kürtlerin Malazgirt ve İstiklal Harbi’nden sonra üçüncü defa kaderlerini bir yol ağzında birleştirdi; eğer barışı sağlar ve çözümü gerçekleştirirsek, yalnız Kuzey’in değil, bütün parçaların Kürt halkıyla yeniden “tarihi bir blok” kuracağız ve bundan, hedefleri birbiriyle bağdaşmasa da herkes kazanacaktır…
AKP eğer samimiyse böyle konuşur ve “biz PKK önderi Sayın Öcalan’la, onun örgütü ve ona inanan halkla samimi bir müzakere sürecine girdik; ya birlikte kazanacağız, ya da birlikte kaybedeceğiz…” der…
Türk halkı da, Kürt halkı da bunu anlar. Ama “hem müzakere edeceğim, hem de müzakere ettiğimin kafasını koparacağım” dediğin zaman bunu kimse anlamaz, bu münasebetsizlik ne halkı ikna eder, ne provokatörleri yatıştırır…
Yan yana yaşayan iki halk arasında yaşanan barış süreci, iki düşman devlet arasında yaşanan barış sürecine benzemez. Devletler kendi kamuoylarına, “düşmanın başını koparmak için barış yapıyorum” diyebilir. Dediklerini birbirinin kamuoyu duymaz bile… Duysa da farketmez; bir arada yaşamayacaklar çünkü…
Erdoğan İmralı sürecini, “düşmanla yapılan barış görüşmesi” gibi sürdürmekten bir an önce vazgeçmelidir.
Eğer Türklerle Kürtler “birlikte” yaşayacaklarsa…
Süreç ‘kırılgan’ hükümet alıngan
Sizce bu “süreç” neden bu kadar “kırılgan”? Ya da “süreç”, kim için “kırılgan”?