'Çözemezsen böl!' anlayışı mıdır, bir şaka mı, tarihin reddettiği ve lanetlediği utanç duvarları ayıbına Rojava’da geri dönüş mü, İsrail’e benzeşerek Kürt sorununu çözmek isteği mi… Büyük olasılıkla, bunların hiçbiri değil: Sadece şaşkın ördek örneği arka arka yüzen ve öne yönelik her atılımında, kendisinin de içinde boğulacağını düşündüğü için, statükonun değişiminden korkarak panik halinde ve en kısa sürede geriye yönelme, geçmişe sığınma çapsızlığı. İlerleme kavramını Türkiye tarihinin yarattığı en ciddi gerilemeye dönüştürme becerisi.

***
Abartılı mı söyledim: Hayır. Cumhuriyet Türkiye’sinin doksan yıldır yaşadığı ulus devlet anlayışının tekçilik sisteminden kaynaklı halklar ve çatışmalar sorununu barış içinde birlikte yaşama dönüştürerek çözmek ve demokratikleşme hamlesini başarıyla gerçekleştirebilmek için, bundan önceki hiçbir Türk devletinin sahip olamadığı kadar güçlü olanaklara, hiçbir hükümetin alamadığı halklar desteğine ve milliyetçi-ulusçu Kemalist şürekasının AKP’liler dışındakilerinin de gıklarını bile çıkaramayacakları uygun bir politik ortama sahip olmasına rağmen, Türkiye devleti bu kez de adım atmayı beceremedi. Evet Anadolu’nun o güzel tanımlaması ile "götün götün yüzen şaşkın ördek misali" yine geldik başa.
Selahattin Demirtaş’ın devlet tarafından veto edilerek Öcalan’la görüşen heyetten çıkarılması, AKP-Devleti’nin süreçle "dalga geçme" aşamasına geçtiğini gösteriyor. Ama KCK’nin ilettiği mektupların Öcalan’a verilmemiş olması ise, sürecin en önemli yanının zaten AKP-Devleti tarafından çoktandır ortadan kaldırıldığının tartışma kabul etmeyecek kadar somut kanıtıdır.
Demek ki, barış süreci, bundan önceki kırk yılda olduğu gibi, bundan sonra da, halkların eylemli direnişi temelinde elde edilen kazanımlarla taş taş, tuğla tuğla örülmeye devam edecektir.
***
Sayın Öcalan’ın İmralı ziyaretçilerine HDP’ye yönelik söyledikleri hiçbirimiz için yeni değil. PKK bunu politik hayatının her aşamasında, her fırsatta dile getirdi ve daha da önemlisi bu anlayışın pratik adımlarının kurgulanması ve kurulmasında hep önder durumunda oldu.
Ama bu düşüncelerinin Türkiye solunda algılanışı son kırk yılın yakın tarihine kadar hep sorunlu oldu. Genel olarak "PKK’nin sıkışmışlığının yarattığı zorlama" açıklaması ile yaklaşan egemen ulus kökenli refleksler, halkların birlikte mücadelesine ilişkin bu enternasyonalist karakterin gerçekte PKK’nin kök hücrelerinde var olduğunu kabul edememiştir. Türkiye halkları ve Türkiye sosyalist hareketi ile sosyalist bir yürüyüşü sürdürme anlayışı PKK’nin ideolojik duruşu idi. Onlar ise kendi kimliklerinin oluşumunda bir karakter olarak içselleştiremedikleri bu duruşu, PKK’ye de yakıştırmak istemediler. Hani, "ötekini nasıl bilirsin?" sorusunun yanıtının "kendim gibi bilirim!" türünden ifadesi gibi.
***
Kürt Özgürlük Hareketi’nin içerisinde de zaman zaman Türkiye solunun ulusçuları gibi düşünenler de çıktı elbette. Buna benzer yaklaşımlarla politik atılım yapmaya kalkanlar da oldu. Öyle ki, iş zaman zaman, "bize akıl vermeyin" söyleminden başlayıp "düşün yakamızdan" söylemine kadar gelebildi.
Oysa Anadolu-Mezopotamya topraklarının egemenlerine benzemeyen bütün kültürlerinin, inançlarının, halklarının, "emperyalizmden yani dünya kapitalist sermayesinden aldıkları güç ile bölgeyi kana boyayan sömürgeci bir Şer İttifakı’nın egemenliğine karşı birlikte mücadele" etmekten başka bir kurtuluş yolu yoktur. Hepimiz aynı kayıktayız; aynı fırtınaların, aynı tehlikelerin baskısı altında geçmişimizde olduğu gibi geleceğimiz de her birimizi ötekine sıkıca bağlamıştır. Ya hep birlikte, ya da hiç birimiz…
Sayın Öcalan’ın yeniden altını çizdiği bu nokta hepimiz için yaşamsal öneme sahiptir.
***
Kürt halkının, Anadolu-Mezopotamya halklarının özgürlük mücadelesinde Türk ve öteki halklar ve inanç gruplarından beklentilerinin büyük çoğunluğunun gerçekleşmediğini biliyoruz. KCK de, PKK de, Öcalan da biliyor. Ama buna rağmen Öcalan’ın HDP’den söz ederken yansıttığı heyecan, ve "HDP’nin Türkiye’deki muhalefet boşluğunu dolduracak şekilde bir çalışmayı açığa çıkarmasının önemli olduğuna" ilişkin vurgu hem bir ideolojik duruşun, hem bir politik ihtiyacın çok güzel ifadesidir: "Ben Mahir Çayan’ın çizgisiyle, onun sempatizanlığıyla başladım bu mücadeleye. 40 yıldır Mahir’in çizgisinin kavgasını yürütüyorum. Mahir’in bana verdiği bir emanettir ve ben 40 yıllık süre içerisinde bu emaneti kavga boyutu ile en iyi şekilde yerine getirmek için uğraştım. Şu anda da bu emaneti teslim ediyorum."
Şimdi barış ve demokratikleşmenin en önemli eksiğinin hızla giderilmesi, yani Türkiye’nin örgütlenmesi, HDP’nin demokratik muhalif bir aktör olarak politik yaşamdaki önemli yerini alması gerekiyor. Yarına bırakmadan, hemen bugün, bu saatten itibaren.
***
"Süreç işliyor mu?" diye sordum başlıkta. Elbette işliyor, işleyecek, işletilecek. Çünkü süreç bu coğrafyanın bin yıllık özgürlük düşleri üzerine kurulmuştur. Onbinlerce insan bu yolun renklere bezenmiş patikasını bedenleriyle döşemiştir. Elbette süreç işliyor, işletilecek de; ya bugüne kadar olduğu gibi kimseden beklentisi olmadan ve sadece ezilenlerin, mağdurların, inkar edilenlerin, imha edilmek istenenlerin güçlü mücadelesi ile, ya da politik egemenlerin karşı duruşlarına rağmen halkların birlikte mücadelesi ile kurtuluş bayrağını daha da yükselterek. Öyle ya da böyle, ama geri adım yok! Çünkü süreç insanlaşma yani özgürleşme sürecidir. Geri adım yok!