Sorunu farklı tanımlamanın ‘öküzlük’ olarak adlandırıldığı bir siyaset alanında, "artık kabak tadı vermeye başladı" dediğimde, "savaş kışkırtıcılığı" gibi bir iftirayla karşı karşıya kalmayacağımın güvencesi yoktur. Oysa bir iki sözcü dışında, bu süreçten, özel olarak Kürtlerin genel olarak insanlığın hayrına bir şeyler çıkabileceğini bekleyeni kalmadı artık. Ne yazık ki kalmadı. Ve buna rağmen şairin söylediği gibi: "Güzel günler göreceğiz çocuklar, / güneşli günler göreceğiz…" tekerlemesi de, bütün romantizmini kaybetti aktarımların bayatlığından dolayı. Devlete verilen "son sürelerin" herhangi bir anlama bürünememesi ise, artık sözün de gücünü kaybettiği noktadır.  
***
Umutlu olmak güzel bir meziyettir ve umudun sürekli yeşertilmesi, yaşatılması bir devrimcinin en önemli meziyetidir. En zor anlarda bile, gelecek güzel günleri göreceğimize dair ikileme düşmeden, çocukluk hayallerini hep yaşatmak, devrimcinin yaşam gücüdür.
Gücümüzden çok, kararlılığımıza ve adil olana ulaşma sevdalısı inadımıza güvenerek, imkansızı isterken gerçekçi olmayı da unutmayacağız elbette.
Ama artık kulaklarımı haftada bir allı turnaların kanatlarında taşıdığı "güzel ilerlemeler var; önümüzdeki günlerde…" ifadelerine kapadım.
Açıkçası: Sayın Öcalan’ın ağzından aktarılan bir sözü ya da Kandil’i duymadan, ona mal edilen hiçbir söze garantili gözüyle bakmayacağım.
***
"Sekreterya hazır "deyip isimler sayılırken, Arınç yola taş koyuyor ve Sayın Buldan, AKP-Devletinin sahtekar liderlerinin yaptıkları açıklamayı eleştiriyor: "Hükümet tarafından, 'Yol haritasını HDP'ye verdik haberleri vardı, Kandil'e götürdüler orada bir mutabakat sağlandı' deniliyor. Bu açıklamaların hiç biri doğruyu yansıtmıyor." Kendilerine 5-6 maddeden oluşan bir taslak dışında herhangi bir belgenin verilmediğini ve verilen belgenin de yol haritası olmadığını vurgulayan Buldan, "Bu taslak daha önce de Efkan Ala tarafından kamuoyu ile paylaşılmıştı. Açıkça ifade ediyoruz ki yol haritasını görmedik" diyor.
Kandil mi? Sayın Bese Hozat açıklıyor: "AKP açısından çözüm süreci; tek bir somut adım atmadan ateşkes sürecinin genel seçimler sonrasına kadar devam etmesi anlamına geliyor… Yani AKP, Kürtlere hiçbir siyasi, sosyal, kültürel, ekonomik ve öz savunma hakkı tanımadan, Kürt kimliğini anayasal güvenceye kavuşturmadan ve çoğulculuğa dayalı demokratik ve özgürlükçü bir anayasa yapmadan, PKK'yi bitirmeyi ve direnen halk iradesini ezmeyi 'çözüm süreci' olarak tanımlıyor… AKP’nin yol haritası bir çözüm haritası değildir, bir çıkmazdır. Bu yolun gideceği nokta kesinlikle şiddetli bir savaştır."
KCK Yöneticilerinin bütünü ve uzun zamandır bu içerikte açık, net değerlendirmelerde bulunuyor. Devlet de Kobanê’de IŞİD’i bombalamak yerine PKK mevzilerini bombalamayı sürdürüyor. AKP’nin günü birlik değişimlerini hayra yorma gayretleri boş bir çabadır. Çünkü devlet, sömürgeci ihtiraslarını terk etmemeye kararlı olduğunu bu ‘süreçte’ en az yüz kez kanıtlamıştır.
Gırtlağına kadar boka batmış bir Türkiye ve bütün önerileriyle güzel günler, güneşli günler hazırlayan, onuruyla yükselen bölgesel bir Kürt gerçeği. Kaybetmekte olanın panik içinde umarsız, çevresine bilinçsiz saldırışı. Kazandığının bilincinde olanın soğukkanlı, istikrarlı, kararlı yükselişi. Süreci Kürt Özgürlük Hareketi, önceden olduğu gibi, zaferleriyle taçlandırıyor zaten. Türk devleti ise bölgesel bir savaşı başlatmak için efendilerinden izin alabilmek için her türlü provokasyonu üretmenin planları içerisindedir. İşin biricik gerçeği budur.