Son 29 yılda, PKK öncülüğünde NATO destekli dünyanın “güçlü” ordularından Türk ordusuna krşı verilen savaşta “Ne kazandık” diyenlere, nelerin kazanıldığını süreci başından izleyenlerden biri olarak kısaca değinmeden geçemeyeceğim; 60’lı ve 70’li yıllarda ulusal bağımsızlık savaşı veren Küba, Vietnam, Angola, Mozambik gibi halklar birer devlet sahibi olmalarının yanı sıra Sovyet bolkunun askeri, ekonomik ve diplomatik desteğini alıyorken, Kürtler devlet olma şansını yaşayamamış ve üstüne üstlük dört parçaydı ve herhangi bir bloktan destek alamadı. Bir avuç gençlik dışında halkta ulusal bilinç gelişmemişti. Asimilasyon hızlı bir şekilde sürüyordu. Kurtuluşa inanç oldukça zayıftı. Kürtçe yasak, Kürde dair sözcükler cezai yaptırıma tabiydi.
Bu koşullarda silahlı bir mücadele olmadan örgütlenmek mümkün sayılmazdı. Kürtlerin “İlk kurşunu” 15 Ağustos atılımı uzun süreli mücadeleyle peyder pey halkın davaya katılmasını, cesaret sahibi olmasını, örgütlenmesini ve politize olmasını sağladı. PKK ideolojik ve politik olarak yeni insanın şekillenmesini, kurumlaşmayı ve insanların kendisi ve özgüven sahibi olmasını sağladı. Bilinçlenme ve örgütlenme trendi her yıl farklı boyutlarda gelişirken, bunun karşısında sömürgecilik direnişi ve uyanışı bastırmak için zulüm üstüne zulüm uyguladı. Yakılıp yıkılan köylerden faili belli binlerce cinayete kadar... Ve uluslararası düzeyde Türkiye korunuyor PKK ise kırminalize edilmek isteniyordu.
Ulusal hareket diğer parçaları da etkileyince o parçalarda ki nesnel koşullara özgü örgütlenme ve mücadele biçimleri geliştirildi. PJAK’ın güçlü çıkışı ve ROJAVA’daki PYD’nin şimdilik yedi kenti özgürleştirmesi şüpesiz bu mücadelenin başlıca ürünüdür. AKP diğer partiler gibi imhayı esas aldı. En son Tamil hareketinin ezilme modelini uygulamak isterlerken, istemleri tamamen ters tepti. Hem gerilla direnişi yükseldi hem de halkın davaya sahip çıkması daha da güçlendi. Türkiye Kürt hareketiyle savaşarak gittikçe yıpranacağını anlamıştı ve utana sıkıla çözüm süreci diyebileceğimiz süreç başladı.
Türkiye’ye destek olsun diye PKK’yi ‘terör listesi’ne alan ABD ve Batılı devletler de Kürt Hareketi’nin imhasından yanaydı, ancak güçlü halk hareketine kavuşan PKK’ye karşı şimdilik imha siyasetinden vazgeçtiklerini ve meşruluğunu kabul ettiklerini gösteren birçok emare var. Fakat bir realite varki, Kürt Hareketinin teslim olduğunu iddia etmek ya politikayı anlamamış ya da art niyetli olmayı gerektirir. Herşeyden önce ne teslim olma var ne de silahları bırakma, bir parçadan diğer parçaya geri çekiliş var. Sürece ilişkin sömürgecilerin tarihteki komplolarına dikkat çekip kaygıları dile getirip perspektifler sunmak samimi kişi ve kurumların tavrıdır. Diğerlerine gelince her halkın farklı tandanslarının olması dikkate alındığında hakaret içermeyen tepkiler elbette olmalıdır.
Kürtlerde güç olarak belirleyici olmayan kesim kaygıları da aşan karalamalarla sürece karşı gelirken Türk tarafında özellikle CHP ve MHP iktidarın eski inkar konseptinde ısrar etmesi için sesler yükseliyor. Öte yandan bağımsızlık isteyen Kürtlerin silahlı savaşa karşı olmaları dahil PKK’nin her adımına, her eylemine ve etkinliğine karşı oldular. Yazının başına dönüyoruz; büyük Kürdistan özgürleşmeden diğer parçaların özgürleşmesi mümkün olamazdı. ROJAVA ve İran Kürdistan’ındaki gelişmeler de bunun ürünüdür.
Her kişi ve kurumun sürece ilişkin ilk etapta dikkate alması gereken önerileri sorulacak olunursa benim de aklımdan bunlar geçti: 1- Adımların eşzamanlı atılmasına özen söstermesi. 2- Parlamentoda sürecin önünü açacak ve güven verecek adımların atılmasını sağlaması. 3- KCK tutuklularının serbest kalacakları düzenlemelerin yaptırılması. 4- Düşünce özgürlüğünün tamamen serbest bırakılması. 5- Yüzde on barajının kaldırılması ve Siyasi Partiler Yasası’nın, Milletvekili Seçim Yasası’nın demokratik olarak düzenlenmesi. 6- Kürdistan’da askeri operasyonların yamamen durması gibi ilk etapta yapılması gereken uygulamalar çözüm sürecini güvenli kılar. Ardından Kürdistan’da Kürt dilinin kamusal alanda ve okullarda birinci dil Türkçe’nin ikinci dil olarak kabul edilmesi ve buna uygun anayasal düzenlemenin yapılması şarttır. Kürtlerin Ortadoğu’daki güç potansiyeli ve Türkiye’nin içinde bulunduğu konjonktürel koşullar bu adımların atılmasını zorunlu kılıyor. Ağır bedeller ödeyen halk ilk etapta bunların hayata geçirilmesini istiyor.
dere@bluewin.ch
Sürece dair yaklaşımlar