- Kürt Özgürlük Hareketi, AKP ve Erdoğan’ın Kılıçdaroğlu’nu yanına alarak MHP’yi sırtından atma hamlesini dikkatle gözlemeli ve siyasi pozisyonunu buna göre güncellemeli.
- Kılıçdaroğlu’nun “proje” niteliği, Kürt siyasi aklının dikkatle okuması gereken bir uyarıdır. Tarihsel süreklilikler, toplumsal güç ilişkileri ve uluslararası bağlamı dikkate almak gerekir.
MEHMET AYHAN
Siyaset sosyolojisi, siyasi olayları toplumsal yapı, güç ilişkileri, kimlik dinamikleri ve kolektif hafıza bağlamında analiz eden bir disiplindir. Siyaset bilimi ise kurumsal mekanizmalar, aktör davranışları ve karar alma süreçlerine odaklanır. Bu iki ana eksenin kesişiminde tarihsel perspektif, olayların zamansal sürekliliğini ve yapısal köklerini aydınlatır. Türkiye’de Kürt sorunu, bu üçlü çerçevenin en çarpıcı örneklerinden biridir.
Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan devlet inşası sürecinde etnik homojenleşme politikaları, kimlik inkârı, imha ve asimilasyon politikaları ve güvenlikçi yaklaşımlar, kronik bir çatışma alanına zemin sundu. Kürt halkının yaşadığı sistematik hak gaspları (dil ve kültür yasakları, sosyo-ekonomik dışlanma, siyasi temsil engelleri) toplumsal yapının bir sonucudur.
Tarihsel arka plan
Osmanlı’nın son dönemlerindeki milliyetçilik dalgalarından Cumhuriyet’in kuruluşuna kadar Kürt nüfusuna “tek dil, tek millet ve kimliksizlerime” dayatıldı. 1920’li ve 1930’lu yıllarda yaşanan isyanlar ve sonrasında uygulanan iskân politikaları, kolektif kimliğin bastırılmasına yol açtı. Soğuk Savaş döneminde güvenlik paradigması ağır basarken, 1990’lar “düşük yoğunluklu çatışma” dönemi olarak hafızalarda yer edindi. Bu tarihsel süreç, siyaset sosyolojisi açısından “yapısal şiddet” ve “etnik dışlama mekanizmaları”nın tipik örneğidir. Bu bakımdan Kürt halkı ve Kürt siyasi aklı, her ulusal ve uluslararası siyasi gelişmeyi doğrudan güvenlik, statü ve hak talepleri üzerinden değerlendirmek durumunda; kısa vadeli tepkilerle değil, uzun vadeli toplumsal güç ilişkileri üzerinden okumak zorundadır.
'Diyalog süreci'nin bitimi
Siyaset; süreçleri doğru ve tarihsel-sosyolojik perspektifi temelinde okuma sanatıdır. 2013-2015 yılları arasında yürütülen 'diyalog süreci' (Demokratik Açılım), Türkiye tarihinin en kritik barış girişimlerinden biriydi. Sayın Abdullah Öcalan ile İmralı’da yürütülen görüşmeler, ateşkes ortamı ve toplumsal beklentiler yaratmıştı. Siyaset bilimi açısından bu süreç, “elit uzlaşması” ve “barış inşası” modellerine örnek teşkil etmekteydi. Ancak süreç, Kürt tarafının tüm çabalarına rağmen AKP hükümetinin, güvenlik önceliklerindeki değişim ve muhalefetin tutumu nedeniyle çöktü.
Kılıçdaroğlu'nun rolü
Bu bağlamda Kemal Kılıçdaroğlu’nun rolü, siyaset sosyolojisi ve siyaset bilimi açısından değerlendirmeyi hak eder. Kılıçdaroğlu'nun siyasi pozisyonu, siyaset literatüründeki “proje aktör” kavramıyla açıklanabilir. Özellikle 2016’da HDP milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılması sürecinde sergilediği “kanuna uygun değil ama evet diyeceğiz” tavrı, muhalefetin derin yapılarla ilişkisine dair tartışmaları alevlendirmişti. Kılıçdaroğlu, AKP’nin ürettiği “dört başı mamur bir proje” olarak okunmakta ve 'diyalog süreci’ni baltalamak üzere derin Ergenekon dinamikleri tarafından CHP’nin başına getirildiği tartışmalarını kuvvetlendirmektedir.
AKP ve Erdoğan’ın son dönemde Kılıçdaroğlu’nu yanına alarak MHP’yi sırtından atma stratejisi izlemeleri bu kanıyı sahada kuvvetli hale getirmektedir. Bu hamleyi, Erdoğan'ın MHP ile olan ittifakı zayıflatma ve yeni bir denge kurma girişimi olarak okumak gerekir. Gerçek muhalefet potansiyeli ortaya çıktığında devreye giren mekanizmalar marifetiyle toplumun demokratik geleceği ve barış çabaları sabote ediliyor. Bu her sefer karşımıza çıkan bir durumdur. Bu realite görülmeden doğru bir siyasal analizin yapılması mümkün değil.
Kılıçdaroğlu’nun son video açıklamasının zamanlaması da arkasındaki güç odaklarını işaret ediyor. Bu gelişme, yalnızca CHP’nin iç meselesi değil, Türkiye’nin demokratik geleceğine yönelik sistemik bir tehdittir ve siyasetsizlik dayatmasıdır.
MHP ve Devlet Bahçeli’nin son çıkışlarının, AKP ve bağlı derin yapıları tedirgin ettiği görülüyor. Bu temelde Kılıçdaroğlu ve CHP’si kartı, MHP ve çözüm süreci karşıtlığı üzerinden öne sürülüyor. Erdoğan, çözüm süreci karşıtı bir denge oluşturmak istiyor.
Kürt tarafı güncellemeli
Kürt Özgürlük Hareketi'nin, AKP ve Erdoğan’ın Kılıçdaroğlu’nu yanına alarak MHP’yi sırtından atma hamlesini dikkatle gözlemesi ve siyasi pozisyonunu buna göre güncellemesi gerektiğini düşünüyorum. Kılıçdaroğlu’nun “proje” niteliği, Kürt siyasi aklının dikkatle okuması gereken bir uyarıdır. Kısa vadeli siyasi yorumlar yerine, tarihsel süreklilikler, toplumsal güç ilişkileri ve uluslararası bağlamı dikkate almak bir zorunluluk olarak görülmeli.
Türkiye’de demokrasi mücadelesi ile Kürt sorununun çözümü birbirinden koparılamaz iki ana eksendir. Yargı eliyle siyasi iradenin gaspı, barış süreçlerini baltalama girişimleriyle aynı matrisin parçalarıdır. Her demokrasi yanlısı aktörün bu meseleleri “demokrasi sorunu” olarak ele alması şarttır. Siyaset sosyolojisinin eleştirel lensi, tarihsel perspektifle birleştiğinde, toplumsal barışın önündeki engelleri daha net aydınlatmaktadır. Gerçek eşit yurttaşlık ve kapsayıcı demokrasi, ancak manipülasyonlardan arınmış, tarihsel hafızayı dikkate alan siyasi süreçlerle mümkün olabilir.