Son AKP paketinin açıklanmasının ardından yaşananlar, aslında yolun neresinde olduğumuzu da, sürece nasıl yaklaşmak gerektiğini de açığa çıkarmış oldu. Diğer bir deyişle; bugüne kadar oluşan yanılgılara projektör tuttu bir anlamda.

Açıklanan paketin içeriği, Selahattin Demirtaş’a konan İmralı yasağı ve Erdoğan’ın BDP’ye yönelik pervasız söylemleri ile belirginleşen Hükümetin ipleri koparma gayreti, aynı zamanda bu güne kadar sürece pervasızca saldıran yahut duyarsız kalan toplum kesimlerinin çatışmasızlık süreci ekseninde soruna dahil olduklarını, savaş dışında alternatiflere yalıtılanların çatışmasız geçen aylar sonunda nihayet, henüz bencilce de olsa algılarında savaşa karşı bir pencere aralandığını da göstermiş oldu.
Sürece AKP’nin vaat ettiği ekonomik ve siyasi çıkar penceresinden bakanlarda da, hem AKP ve Erdoğan’ın çatışmalı ortama geri döndürmeyeceğine hem de sürecin her şeye rağmen yolunda gideceğine olan inanç ciddi biçimde sarsıldı. Gazete sayfaları ya da TV ekranlarının ötesinde halkla yapılan temaslarda, toplumun değişik kesimlerinden Abdullah Öcalan’ın önerilerine gösterilen sıcak yaklaşımlarda hem bunu hem de bu kötü gidiş karşısında bariyer oluşturma gayretini görmek mümkün.
Savaş ortamına dönüş ihtimalinin yarattığı kaygı, elbette ayrımsız toplumun tamamını etkisi altına alacak güçte. Ancak siyasi ve ideolojik netliği ve kararlılığı olan kesimler dışında kalanlar için, “Savaş olmasın da Kürtler bazı haklarını alsınlar” diye düşünenlerden, “Kürt olduğumuzu söyleyebiliyor ve Kürtçe konuşabiliyorsak fazlası için savaşa gerek yok” diye düşünenlere kadar geniş bir yelpaze, söz konusu olan.
Dolayısıyla, "süreçten geri dönülür mü?" sorusu ya da kaygısı yeniden gündeme oturdu. “Süreçte ne kadar mesafe almıştık” ya da “bugüne kadar elde edilen kazanımlar bu süreç olmasaydı da özgürlük mücadelesinin zorlayıcılığı ile zaten kazanılacak şeyler değil miydi’ sorularını bir tarafa bırakır, ilk soruya ve başına ‘Hükümet’ sözcüğünü ekleyerek dönersek, sonuçlarını tahayyül etmek istemesek de dönülür elbet, neden dönülemesin. Yasalarla ya da kalıcı kurumlaşmalarla garantilenmemiş birkaç vaadin ötesinde, toplumda çarpık da olsa kısmen değişen algının, kabulün ve kaygının dışında elimizde ne var?
Yukarıda da değindiğim üzere, toplumda değişen bu algının değişik sonuçları olabileceği de göz ardı edilemez. Hükümetin çatışmayı davet eden tutumunun AKP'den uzaklaşma ve savaş politikalarına bariyer oluşturma çabası yaratabilmesi kadar, AKP’nin savaş ihtimalini toplumda gelişen bu hassasiyet karşısında bir koz olarak kullanması da sözkonusu olabilir. Yani son paket gibi, sonrası germe hareketinin de AKP’nin seçim yatırımları için de bir değeri olması olası.
Ancak, ‘süreç’ söz konusu olduğunda, Hükümetin geriye mi ileriye mi yürüyeceği ya da seçim yatırımları bir yana "Kürtler daha azına razı edilebilir mi artık?" sorusunun daha can alıcı ve belirleyici olduğu malum.