‘Sürek avı’, bazı sözlüklerde şöyle geçer: “Osmanlı döneminde yapılan sürek avı, bir nevi savaş provası olarak geçen, okçuların atış talimi yaptıkları meşgaledir. Bir arazi üzerinde hayvanları sıkıştırıp toplaştırdıktan sonra menzile girilir ve ardından ok atışı yapılır.”

Çağ değiştikçe hedef alınanlar ve yöntemler değişmiş olsa da mentalite aynı yerde durmakta: Osmanlı dönemindeki sürek avı, AKP döneminde yerini Kürt avına bırakır! Kürtleri, Alevileri, gayrimüslimleri, kadınları, LBGTT bireyleri, vs. tek tek ya da toplu şekilde avla!
“KCK operasyonları” adı altında belediye başkanı, meclis üyesi, BDP yöneticileri demeden sadece bir haftada gözaltına alınıp tutuklananların sayısı neredeyse 100 civarında! Cezaevleri tıklım tıkış doldu. Çözüm; yeni cezaevleri inşa et! Bu gidişle şehirlerin etrafları tel örgülerle çevrilir ve şehir-zından inşa edilir. Öyle ya 20 milyonluk Kürt nereye sığar!
Irkçı söylemlerle hedef gösterilen ve lince maruz kalan öğrenciler, öldüresiye dövülür, yaralanır, ölümden döner. Failler serbest; lince maruz kalan Kürt öğrenciler gözaltına alınır! Kürt öğrenci olmak bile bir suç neredeyse! Arkadaşlarının gözleri önünde polisin öldürdüğü Şerzan Kurt davasında polis uyduruk bir cezayla serbest bırakılırsa olacağı budur! Yine bir üniversite öğrencisi olan Aydın Erdem’i öldüren polisler dışarıda, cinayeti protesto edenler geçen hafta on yıla varan cezalar aldılar!..
…Neymiş, Cemevleri ibadethane sayılamazmış, Alevi yurttaşların evlerinin işaretlenmesi birkaç çocuk işiymiş (zaten bu ülkede başımıza ne geldiyse çocuk-çoluk işinden geldi! Şemdinli’de iyi çocuklar, Hrant Dink cinayetinde çocuk katiller,vs). Dolayısıyla Sünni değilsen ibadet hakkın da yok, ibadethane talebin de!
LBGTT bireylere yönelik nefret söylemleri, yerini nefret cinayetlerine bıraktı. Tek tek ya da toplu halde lince maruz kalıyorlar, yaşam hakları da yok çalışma hakları da. İyisi mi, onları da yok et gitsin!
Ortaçağda değil 2012 Türkiyesi’nde, egemenler çözümü işte böyle avlayarak görmekteler. Ama netice hiç belli olmaz: nitekim “ava giden avlanır” da!
64. yılda ne değişti?
İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin kabul edilişinin 64. yılındayız. Yaşam hakkından örgütlenme özgürlüğüne, işkence yasağından çocuk haklarına, ifade özgürlüğünden haber alma hakkına tablo, her geçen yıl daha vahim bir hal almakta! İnsan Hakları Derneği’nin bazı başlıklardaki verilerine göre;
- 13’ü Urfa Cezaevinde yanarak olmak üzere 69 kişi cezaevlerinde; gözaltı merkezlerinde ise 9 kişi şüpheli bir biçimde yaşamını yitirmiştir.
- 2012 yılının ilk 11 ayında “KCK operasyonları” adı altında 2.194 kişi gözaltına alınmış; 912’si tutuklanmıştır.
- 2012 yılının ilk 10 ayında toplam 216 kadın öldürülmüş, 96 kadın yaralı olarak kurtulmuş ve 519 kadın şiddet, taciz ve tecavüze maruz kalmıştır.
- 2012 yılının ilk 11 ayında tüm iş alanlarında iş kazaları/cinayetleri sonucu en az 815 işçi yaşamını yitirmiş, 3.184 işçi de yaralanmıştır.
- 2012 yılında ifade özgürlüğü kapsamında 301 kişi hakkında toplam 908 yıl 2 ay 8 gün hapis cezası verilmiştir. 1.088 kişinin ise yıl içinde yargılanması devam etmiştir
- Halen tutuklu olan gazeteci sayısı 75; yayını durdurulan gazete ve dergi sayısı ise 17’dir. Ayrıca 564 adet yayına (kitap, takvim, afiş, broşür, poster) el konulmuştur. Erişimi engellenen web sitesi ise sayısı 22.536’dır.
- Çocuk mahpusların sayısı 2.091’dir. Bunların 1.688’i tutuklu, 403’ü hükümlüdür.
- Cezaevlerinde 253 mahpus ağır hastalıkları nedeni ile tahliye edilmeyi beklemekte, ancak tahliye edilmemektedir.
Bu tablo karşısında ne söylense az. Ama hala iktidardan medet umanlara sormak lazım: Kimin demokrasisi, kimin insan hakları? 70 milyonun olmadığı kesin. Peki kimin?