
Devletin kolluk kuvvetleri tarafından gözaltına alınarak kaybedilen yakınları için her hafta İstanbul Galatasaray Meydanı’nda oturma eylemi yapan ve Cumartesi Anneleri 400’üncü haftayı tamamladı. Yaz demeden, kış demeden her hafta meydanda yakınlarının bulunması ve unutulmaması için mücadele veren kayıp yakınları, “Son mezar bulununcaya kadar eylemlerimize devam edeceğiz” diyor.
Meydanda ilk oturanlardan olan Kiraz Şahin, 18 Ocak 1996’den bu yana kendisinden haber alınamayan İsmail Şahin’in eşi.
İsmail Şahin, gözaltına alındığında Beyoğlu Belediyesi’nde işçi olarak çalışıyordu. O dönemde Beyoğlu Belediye Başkanı Nusret Albayrak’tı. Albayrak, eşini arayan Kiraz Şahin’e “Beş yıl bekleyin, İsmail dönmezse birikmiş paranızı öderiz” diyor. Dönemin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ise, ‘Bizim zamanımızda kayıp yok’ diyen Türk Başbakan Erdoğan.
‘Erdoğan geldikten sonra kayboldu’
Her hafta geldikleri Galatasaray Meydanı’nda coplandıkları, zorla gözaltına alındıkları günler olduğunu söyleyen Şahin, “Çok eziyet çektik, ama yılmadık. Yakınlarımız bulunana kadar gelmeye devam edeceğiz” diyor.
Eşinin gözaltına alındığına tanık olan belediye çalışanlarının olduğunu ifade eden Şahin, defalarca başvurduğu karakollardan “Biz eşinin çobanı mıyız?” yanıtını aldığını söylüyor. 96’dan beri tüm başvurularından bir sonuç alamayan Şahin eşinin ölü veya diri bulunmasını istiyor. Şahin, “Eşimin bir mezarı bile yok. Bu katlanılmaz bir acı” diye devam ediyor.Dönemin Belediye Başkanı Tayyip Erdoğan ile görüşme talebinin o zaman karşılanmadığını anlatan Şahin, yıllar sonra başbakan olduğunda yine sormuş eşinin akıbetini. Erdoğan’ın kendisini dinlemediğini belirten Şahin “Benim eşim Erdoğan geldikten sonra kayboldu zaten. Nasıl bilmez, O’nun işçisiydi sonuçta” diye devam ediyor.
Gözaltında kayıpları durdurdular
Maside Ocak da, gözaltına kayıplara karşı yürütülen mücadelenin sembollerinden Hasan Ocak’ın kızkardeşi. Hasan Ocak, 20 Mart 1995’te gözaltına alındı, devlet ‘bizde yok’ dedi, 55 gün sonra Kimsesizler Mezarlığı’nda gömülü olduğu öğrenildi.
400 haftadır Galatasaray’da olduğunu belirten Maside Ocak, 17 yıl süren mücadelesini şöyle anlatıyor: “Üç temel taleple oturmaya başlamıştık. Kayıplar son bulsun, kayıplarımızın failleri yargılansın cezalandırılsın ve akıbetleri açıklansın. 90’lı yıllarda bir yıl içinde sayıları 400-500’lere varan insanın kaybedildiği dönemlerdi ve Kürt illerinde yaşanan kayıpların listesi bile tutulamıyordu. Burada oturmaya başlamamız ve kamuoyunda yer almaya başlamamızdan sonra, insanların da desteklemesiyle beraber gözaltında kayıplar durdu.”
Müdahil olmaları reddedildi
Ocak ayrıca “15 Ağustos 98’den, 13 Mart 99’a kadar 30 hafta boyunca bu meydan bize yasaklandı, meydanda görüldüğümüz her yerden saçlarımızdan sürüklenerek gözaltına alındık. 200’üncü haftamızda ara vermek zorunda kaldık” diye ekliyor. 2008’de Ergenekon operasyonları başladıktan sonra bu operasyonda adı geçen insanların çoğunun kayıplarının failleri olduğunu bildiren Ocak, bu insanların gözaltında kaybetme suçundan da yargılanmalarını ve davalarına müdahil olmak istediklerini belirtiyor. Davalara müdahilliği reddedilen kayıp yakınlarına, her ne kadar dosyalarda bilgi ve belgeler bulunuyor olsa da, ‘gözaltında kaybetmek suçundan bu insanları yargılamadıklarını sadece hükümete karşı darbe girişiminden yargıladıkları’ cevabı veriliyor.
Maside Ocak, “31 Ocak 2009’da yeniden burada toplandık ve kayıplarımızın dosyalarını burada açıklamaya başladık. Açıkladığımız her dosyanın altına faillerini de yazdık ve bu dosyalarımızı ilgili bakanlıklara ve mahkemelere gönderdik. Ama, yaptığımız başvurular yine sonuçsuz kaldı” şeklinde konuşuyor.
Devlet unutturmak istiyor
Ocak ayrıca, devletin kayıpları unutturmak için sistematik bir çaba içinde olduğunu belirterek, “Kaybettiğimiz sevdiklerimiz bilinmesin, duyulmasın, unutulsun istiyor. Kayıplarımızı ve onları kaybedenleri geçmişte bırakmamızı istiyorlar. Sarılmayan yaraların, tutulmayan yasaların, geçmişi bugüne taşıdığını bilmiyorlar” dedi.
Yalnız yönetenlere değil, savcılara, basın mensuplarına, akademi dünyasına da seslendiklerini belirten Ocak, “Onlar, halkını, dostlarını, mücadeleyi ve insanları seven insanlardı. O yüzden kaybedildiler. Buradan bakarak bu meydanda sadece kayıp yakınları ve insan hakları örgütlerinin değil, tüm kitle örgütlerinin, odaların, sendikaların burada olup kayıpların faillerinin açıklanması için sesimize ses katması gerekiyor” diye konuştu.
Bir mezarları olduğu için şanslı bir aile olduklarını belirten Ocak “Kayıp yakınlarının yaşadığı o belirsizlik ve boşluk durumunu 2 ay yaşadık. Ama şu bilinmeli ki bu belirsizlik ve boşluk bir korku ve beraberinde sinmeyi getiriyor. Her hafta burada toplanarak korkularımızdan sıyrıldık” diyor.
Hafızayı canlı tutuyorlar
Mezarsızlığın sürekli bir yas hali olduğunu, ‘belki gelir’ umuduyla yaşamak ve beklemek olduğunu belirten Ocak şunları ifade ediyor: “Bu meydanda oturmaya başladığımız gün ‘son mezar bulununcaya kadar oturmaya devam edeceğiz’ demiştik. Hasan’ın cenazesinde babam ‘Ben bir Hasan kaybettim binlerce Hasan kazandım demişti. Bu meydana, gözaltından çıkıp gelen insanların çoğuna ‘Dua edin cumartesi anneleri var, yoksa sizi de kaybederdik’ denildiğini çok dinledik.”
Ocak son olarak, “Bu anneler çok büyük bir karanlığın içinden bir umut yarattılar. 17 yıldır unutulmamaları için mücadele veriyoruz ve toplumun hafızasını canlı tutuyoruz. Son kaybımız bulununcaya kadar mücadelemizi sürdüreceğiz ve diğer insanları da sesimize ses katmaya çağırıyoruz” diye konuştu.
BETÜL KILIÇ/İSTANBUL
Kaybedenlerin feryadı Berfo Ana
Bir yandan 12 Eylül ile hesaplaşma adına darbecilerin çocukları, teatral sahnelerde showa dönüşün yargı süreciyle insanların hayatını dar eden gösterişli adalet saraylarında tecili ararken, öte taraftan Berfo Ana 105 yaşındaki yüreğiyle tekerlekli sandalyeyle, açık bıraktığı kapısıyla yola koyuluyor. Cumartesi Anneleri kalbine gömdükleri kayıpları, esir bir şehrin kuruyan vicdanlarında diriltmeye devam ediyor.
Yaşlı gövdesi ve inancıyla tüm sahtekar yüzlere 'namusuz' diyerek bir an olsun yıllardır biriktirdiği öfkeyi savuruveriyor bürokrasinin soğuk duvarlarına Berfo Ana...
Plaza Del Mayo'dan Galatasaray uzanan bir öyküydü faili belli cinayetlere kurban giden oğlunun özlemi. Elinde solmuş Cemil'inin resmiyle yağmur çamur demeden oğlundan haber bekleyen Berfo Ana tüm kaybedenlerin feryadını haykırıyor soğuk ve duyarsız yüzlere...
Çocuğunu bir daha göremeyecek belki, ama ardında yarım kalan anılarını tamamlayıp vicdanını rahatlatmak istiyor bir nebze olsun. O kadar çok acı çeken anne var ki, her gün bir yenisi daha katılıyor bu kör kuyunun cenderesine. Ölü dereye dönen bu coğrafyada bombalar ve kurşunlar düşüyor yeniden körpe bedenlerin üzerine...
Umutla yaşıyor
Acıya kiracı edilmiş Berfo Analar yıllar yılı öldü mü, kaldı mı diye belki bir umutla ama ciğeri yanarak yaşıyor evlat özlemini. Bir ana ağlıyorsa 'kaybedilen' oğlunun mezar taşını bağrına basmak için artık buralarda adaletten söz etmek bir anlam ifade etmez. Şimdi ise devletin soğuk yüzüne karşı dimdik durarak, yaşanılanlardan hesap soruyor. Ne acı bir tablodur ki, çocuklarını onlardan alan zihniyetin onların acısını kurmaca mahkemelerde hafifletmeye çalışıp şirin görünmeye çalışması. Ve ne utançtır ki, koca bir ülkenin bu sahneye gözlerini yuması...
Nietzsche'nin dediği gibi, 'Daha güçlenerek çıkıyoruz bu acılardan, daha da çoğalıyoruz...'
RAMAZAN BAŞAR